DARBE-MARBE, TC VE APE RAGIP..

DARBE-MARBE, TC VE APE RAGIP..

DARBE-MARBE, TC VE APE RAGIP..
Bu haber 2020-05-06 23:04:14 eklenmiş ve 303 kez görüntülenmiştir.

DARBE-MARBE, TC.  VE APE RAGIP..

 

Ragıp Zarakolu’nun, “Makûs kaderden kaçış yok” makalesi AKP kanadını kötü korkuttu.  Yazıda darbe olayı yok. DP  ile AKP’yi kıyaslıyor.

Aslında TC rejimi kanun yasa, anayasaları ile bir darbe, bir diktatörlüktür. Ana Muhalefet lideri Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamada bunu açıkça beyan ediyor. Siyasi partiler yasası ile anayasayı işaret ediyor. Bunlar değişmeden TC rejminin bir darbe ve diktatörlük rejmi olduğunu açıkça beyan ediyor. Her ne hikmetse basın Kılıçdaroğlunun işaret ettiği bu noktayı mümkün mertebe gizliyor..

Ki CHP yapı olarak varlığını darbelerle güçlendiren rejmin direği bir siyasi parti. Ve gıdasını darbe rejminden almaktadır..

Buna rağmen Kılıçdaroğlu büyük bir ustalıkla, Sivil-demokratik bir anayasa yapılmadan TR nin siyaseten bir darbe rejimi olduğunu açıkça beyan ediyor.  (Kılıçdaroğlunun Darbe açıklaması Tıklayınız..)

 

Türkiye’de bedeli ne olursa olsun halk artık askeri darbeye izin vermez ve zaten 15 Temmuzda bu ispatlandı..

Peki TR’de Ne Olacak. Rejim şu anda yasa-anayasa, yönetim nerden bakarsanız bakın bir diktatörlük, yolsuzluk ve yoksulluk rejmi..

Anayasa- baba yasayı bir kenara atın. Koronavirüs sürecinde vatandaş zordaki vatandaş için devlete milyarlar verdi..

AKP ne yapıyor. Vatandaşı dilenci konumuna koyarak poşet taşıyor, poşet dağıtıyor.. Şimdi bu poşetin perde arkasına girdiğimizde kim, kimin adına malı nerde alıyor, kim hangi poşeti hangi kriterlerde veriyor..

Yani uygulamaya baktığımızda vatandaşın vatandaşa verdiği para yine birkaçyüz yadabin milyoner hırsız ortaya çıkaracak. Vatandaş yine hava-civa alacak..


Serbest çalışan işini kayb eden onbinler düştükçe düşecek. Çünkü TR’deki sistemin bir benzeri dünyada yok. Yüzyıldır kripto ajanlar  tarafından derinden işgal edilmiş ustaca dizayn ediliyor.. Her halukarda krizde krizsiz dönemde vatandaşın verdiği vergi ve para ile servetlerine servet katan usta hırsız ve soysuzlar ülkesine dönüşmüş ve yüzyıldır bu aşılamadı..


Gelişmiş bir toplumda böyle bir rezalet olur mu.. Toplanan para şu kadar,  ihtiyaç sahibi insanlara kişi başı şu ödemeyi yapıyoruz..  Deyip vatandaşın hesabına atılır ve vatandaş bilinçlendirilir..


TR’de sistem ve yönetim, siyasal yapılanma gen olarak hırsızlık-yolsuzluk ve vatandaşı kandırma-kullanma üzerine bina edilmiştir.


Rejimin, vatandaşa  bilinç altı nefreti olduğu içinde vatandaşı iyice aşağı düşürme dilenci konumuna çekme, poşete alıştırma rejmin ana karekteri.. Yani rejim, yüzyıldır aynı, düşen düşürülen, değer yargısı olmayan vatandaşı hedefliyor..


AKP,  on yıllardır halktan aldığı o büyük desteği sistemi değiştirmeye sivil-demokratik bir anayasaya açık-şefaf bir demokrasiye evirmeyi başarmasa ki Dersimin adını dersim yapmayı başaramasa (yani sitemin asimilasyoncu-ırkçı, darbeci faşist karakterini kıramasa.) STK alanının önünü doğru dürüst açamazsa.. önümüzdeki seçimde siyasal partiler çöplüğüne atılacağı şimdiden belli..

 

 AKP’NİN KÜRTÇÜLÜK-TÜRKÇÜLÜK PRİMİ TIKLAYINIZ..


HDP YÜKSELİYOR..

AKP ve sağ bu yönlü gerileyip gericileşirken.. Solda halk kitleleri terörle-kandille arasına mesafe koyan HDP’ye akıyor.. Ve HDP sağ-sol ikilemini hızla aşıyor. Kürtlerin bünyesine uymayan uyduruk PKK, sol jargon ve söylemlerin tümünü tarihin çöp sepetine atmaya başladı.

 

HDP, TC rejminin  halkı dizayn eden siyasal yapısından, yapılanmasıdan çıkmasa çökeceğini gördü ve halklaşmaya, halka uymaya başladı. Buda  emekçilerin, ezilenlerin hızla aktığı adres olmasını beraberinde getirmeye başladı.

 

CHP bunun farkında ve HDP sever numarası, devrimci CHP numaraları ile rejmi değiştirmeyi-dönüştürmeyi başarmayan mirasının içine eden akp sayesinde teryağından kıl çeker gibi TRde iktidarı alabilecek bir noktaya hızla ilerliyor..

 

MHP şu anda iktidar nimetlerinden faydalanıyor.. AKP bittiğinde yada akp ilşe ortaklık bittiğinde MHP tarih olacak.. Çünkü sosyal ve sosyolojik zemimni bitdi. Artık ülkemizde ulutürk-ulukürt gazlarını yiyecek vatandaş kalmadı. Corona gösterdiki ulus devlet faşizmi ırk-dil-din-mezhep üstünden insanlığı kötü kullandı. İnsan soyunu bilimden özgür düşünceden koparan uzaklaştıran ulus devlet faşizmi dünyanın bütün halklarını soykırıma açık koyun sürülerine çevirdiğini coronavirüs net ortaya koydu.  Birde tr de kurt-turk-ermeni-rum-rus.. herkes birbirinin dünürü. kötü karışmışlar..

 

Birdeji artık milliyetçilik tüm dünyayı kapsayan bir terim oldu. Çinli -hintlinin mal gibi çoğalması gezegeni sallıyor ve yıkıyor. Ve dünya kendini temizlemek için biraz daha güçlü bir kasırga volkan yada virüs ile iki ayaklı hayvanın tümünü gömecek.. Yani abdli cinli afrikalı iki ayaklının eylemi yaşayışı direkt diğer iki ayaklıyı etkiliyor. Örneğin kontrolsuz terör devleti israili dünya magma ile vurursa tüm dünya yıkım yaşayacak.. Çünkü altını sürekli ulu yahudi gazıyla bilinmeyen silahlarla dolduruyor. Yahudi halkı uyanmasa batışları kaçınılmaz olacak.. İnsanlar dünyanın bir canlı olduğunu unutup birbirlerine mal-mal bakarlarken dünya kendini ve üstündeki pislikleri temizler.. Yani insanlık coronadan ders almasa bir sonraki corona yada sonraki affetten sonra çıkış olmayacak..


Yani darbe marbe yok. Korkmaya gerek yok. Korkulacak tek şey sistemi değiştirme numarası ile gelip sistemin kulu-kölesi olan bir akp gerçeği var. Akp sistemi değiştirme yerine resmen kürtçülüğe-türkçülüğe bol –bol prim yaptırmaya başladı.. 

 

İktidarın elden kaydığını görme ise ak-mhplere darbe halisünasyonunu yaşatıyor. İnsanlık ulus devlet faşizmini gezegenden silmeye hazırlanıyor.. Onlar hala eski tas-hamam toplumu totem-put diktatör ana-baba  faşist yasalarla ile dizayn edeceklerini sanıyorlar.. Yani trde iktidar chpye çalışıyor.. iktidar ve muhalefet hala birbirini besleyerek vatandaşı paketleme peşindeler..

 

Ve Ragıp Amcanın Darbe yazıları..

 

Makus kaderden kaçış yok

 

Türkiye’de solun görece özgür olduğu yılların 1919-25 ve 1930-1945 yılları arası olduğu söylenebilir. Bu dönemler aynı zamanda çiçeği burnunda Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetler arasındaki ilişkilerin iyi olduğu dönemlerdir.

Elbette, yine birkaç yılda bir tekrarlanan komünistlere yönelik davalar söz konusudur. Ama verilen cezalar daha sonraki DP dönemine oranla daha düşüktür. Üstelik arada bir çıkan af kanunları ile cezaların bütünü tamamlanmadan çıkılabilmektedir.

DP’nin 1951 yılında yaptığı değişiklik ile iki örgüt yönetme halinde idam cezası verilebilir hale geldi.

Bundaki amaç herhalde 1936 sonrası dünya genelinde KP’ler öncülüğünde kurulan Halk Cephelerinin önüne geçmektir. Bu tek partili rejimin, sözde çok partili rejime geçerken en büyük korkusu olmuştu.

Ama ’50’ler dönemin en ağır antikomünist ve makkartici uygulamalarını yapan DP’nin 1945 yılında sosyalistler tarafından kurulacak demokratik cephenin potansiyel müttefiki olarak görüldüğü unutulmamalıdır.

DP eliti içinde ’40’lar yılının sol eğilimli gençlerinden birçok kişinin olduğu da bilinmeli. Bunlar elbette soldan kopuş yaşadılar antikomünizmin boğucu ikliminde.

1950 seçimlerinde, birçok solcu da “artık yeter” sloganının cezbesine kapılıp DP’ye oy vermişti. Bu belki biraz “Yetmez ama evet” tavrına benzetilebilir.

1946 yılında sendikaları ve partileri, savaş bittiği halde hâlâ devam eden sıkıyönetim tarafından kapatılan işçi sınıfı da çoğunlukla DP’ye oy verdi. Türk-İş’de bu dönemde oluştu.

Reklam

CHP yönetimi, 1945 yılında sol aydınlardan kopuş yaşamış, milliyetçi muhafazakar kişilerle blok kurmuştu.

Türkiye’de cumhuriyet sonrası ordu içinde ilk cunta, 1950 seçimleri öncesi Cevdet Sunay tarafından kurulmuştu. Amaç milli şefin iktidarı terk etmemesi durumunda darbe yapmaktı.

1946 yılında İnönü’nün oğlu bile babasına muhalifti ve ev hapsine alınacaktı.

DP aslında tek parti rejiminin B takımı idi ve kontrol, Celal Bayar’ın elindeydi.

1914’ten 1955’e bütün etnik temizliklerde rol oynamış olan Teşkilat-ı Mahsusa Üyesi Celal Bayar, İnönü’den beter çıktı ve iktidarı seçim yoluyla terk etmeyi reddetti.

1949 yılının bütün AntiCHP eğilimli kişileri 1954 sonrası otoriterleşme eğilimi gösteren DP karşısında CHP yanındaydı.

İnönü’ye karşı başlayan cunta yapılanmaları 1960 yılında otoriterleşmeye kalkan, bunu da eline yüzüne bulaştıran DP hükümeti karşısındaydı.

1950 yılında yapılamayan darbe, 1960 yılında gerçekleşti.

Reklam

RTE, 2010 yılında, 1 Mayıs’ın 1980 sonrası en kitlesel kutlanmasına izin verdi. Çünkü hâlâ liberalliğe oynamaktaydı.

1960 yılında Menderes’in 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı ilk kutlayan başbakan olması gibi.

Ya da Batının desteği kesilince, Sovyetlere yönelmeğe kalkması gibi. Ama bütün bunlar için çok geçti artık.

Mecliste CHP’yi kapatmayı hedef alan Tahkikat Komisyonunun kaldırılması da. Saatin tik takları işlemeye başlamıştı bir kere.

1961 yılında asılan Menderes olacaktı, Celal Bayar değil. Affını ise ezeli rakibi İnönü sağlayacaktı!

Ve İslam-Türk sentezini savunan muhafazakar eğilimlerin, DP’den çok daha güçlü yer aldığı AP’nin önü açılacaktı. AP, DP oylarına oynayacaktı, ama en büyük korkusu DP’nin legalleşmesi idi.

RTE, tarihi kendince okuyup yorumluyor ve taktiklerini belirliyor.

Bunun için de 2007 yılında darbe karşıtlarının liberal desteğini aldı, 2013 yılında Gezi direnişinin kendi 27-28 Nisan’ı olmasının önüne geçti ve 2015 yılında ise kendine yönelebilecek darbe potansiyelinin erken patlamasını provoke etti.

Reklam

Ve DP’nin tamamlayamadığı, Demirel’in kısmen başarılı olduğu otoriterleşmeyi yapısal ve İslam-Türk sentezine dayanan bir temel üzerine oturtmaya girişti. Zaten bunun temelleri 1980 yılında Kenan Evren Cuntası tarafından atılmıştı.

Türkiye dünya demokratik ülkeleri listesinden, otoriter ülkeler listesine düşüş yaptığı için kendini başarılı sayabilir!

RTE’de bir Menderes travması vardı. Demirel gibi kısmen. Menderes olmamak için Demirel’in atmadığı takla, kurmadığı ittifak kalmamıştı. Ecevit ile bile uzlaştı, onu başbakan yaptı ve ona kanlısı Bahçeli ile hükümet bile kurdurdu.

Korona günleri, bırakın Türkiye’yi tüm dünyayı bir sorgulamaya yöneltmekte. Bundan RTE’nin ve tayfasının kaçması mümkün değil.

 

 

 

DARBE İDDİALARINA ZARAKOLUDAN YANIT: HAYATIM DARBELERE KARŞI DURMAKLA GEÇTİ..

 

Ragıp Zarakolu’ndan suçlamalara yanıt: Hayatım darbelere karşı mücadele ile geçti

Ragıp Zarakolu, Evrensel ve Artı Gerçek’te yayınlanan “Makus kaderden kaçış yok” başlıklı yazısı üzerinden hükümet üyelerinin kendisini darbecilikle suçlamasına ilişkin açıklama yaptı.

 

Ragıp Zarakolu, “Makus kaderden kaçış yok” başlıklı yazısı nedeniyle hükümet ve iktidar üyeleri tarafından yöneltilen “darbecilik” suçlamalarına yazılı açıklama yaparak yanıt verdi. Yazının darbe karşıtı bir içeriğe sahip olduğunu ifade eden Zarakolu, “Yazının bu kadar ters yorumlanması anlaşılır bir şey değil. Cumhurbaşkanılığı sözcülerinin yazıyı yeterince okumadıkları anlaşılıyor” dedi.

“Hayatım darbelere, darbeci eğilimlere karşı mücadele ile geçti” diyen Zarakolu, insan hakları ve adalete bir gün herkesin ihtiyaç duyacağını dile getirdi.

“YASSIADA'DAKİLERİN ÇOCUKLARI AŞAĞILANIRKEN ONLARLA DAYANIŞMA İÇİNDE OLDUM"

Zarakolu’nun açıklaması şöyle:

“Darbe karşıtı bir yazının bu kadar ters yorumlanması, anlaşılır bir şey değil. Cumhurbaşkanılığı sözcülerinin yazıyı yeterince okumadıkları anlaşılıyor. Hayatım darbelere, darbeci eğilimlere karşı mücadele ile geçti.

1960-61 yılını Mebus Evleri diye anılan İsrail Evlerinde geçirdim. Siyasi tutsak aileleri ile ilk kez orada karşılaştım. Yassıada’da zulüm altında olan mebusların çocuklarının okulda ‘düşükler’ diye aşağılandığına tanık oldum. Onlarla dayanışma içinde oldum. Yassıada’da yapılan aşağılama ve işkencenin ilk tanıklıklarını dinledim. Daha sonra faillerinin askeriye içinde nasıl yükseldiklerine, 90’lı yıllarda nasıl kirli bir savaş yürüttüklerine tanık oldum.

İnsan haklarına duyarlı olmamın, üniversite yıllarında bir darbeden medet ummamamın nedeni belki de bu.

Reklam

“12 MART DARBESİNİ HAPİSTE GEÇİRDİM”

12 Mart Darbesini hapiste geçirdim, 20 yıl pasaport alamadım. Doktoram yarım kaldı. 12 Eylül darbesini tehdit altında yaşadım.

28 Şubat günlerinde, 12 Eylül idamlarını anlatan bir kitabı ve 12 Eylül darbesinini sembolik olarak yargılayan Hannover Tribünalinin belgelerini yayınladığım için mahkemeye verildim. Başkanım Akın Birdal suikaste uğradı. Eşim Ayşe Nur hakkında ölüm döşeğinde davalar açılmaya devam etti.

2006 yılında şu anda iktidarın payandası olan bir çevre tarafından Hrant Dink ile birlikte hedef gösterildim.

2007 yılında kaos planı gerçekleşmedi ise, bunun nedeni Hrant Dink’in iğrenç katline gösterilen ve toplumun her kesimini kucaklayan vicdan patlaması idi.

Darbe heveslileri Hrant’ı katletmekle kendi ayaklarına ateş ettiler.

“2011’DE BENİ YARGILAYANLAR ŞU AN HAPİSTE”

2011 yılında saçma gerekçelerle gözaltına alınıp tutuklandım. Beni tutuklayan, ulusal ve uluslararası tepki üzerine daha mahkeme başlamadan beni serbest bırakmak zorunda kalan ekip, polisi, savcısı, hakimi ile hapiste şu an.

Reklam

2015 darbe girişimi / karşı darbesi de bana dokunmadan geçemedi ne yazık ki.

Kıssadan hisse: İnsan hakları ve adalete bir gün her kes muhtaç olabilir ve olacaktır.”

ALTUN'DAN SUÇ DUYURUSU

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, yazıya ilişkin Ragıp Zarakolu ve Artı Media hakkında suç duyurusunda bulundu.

NE OLDU?

Ragıp Zarakolu’nun Artı Gerçek ve Evrensel’de eş zamanlı yayınlanan “Makus kaderden kaçış yok” başlıklı yazısının Artı Gerçek’te Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adnan Menderes’in fotoğrafıyla yayınlanmasının ardından Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Zarakolu hakkında darbecilik suçlamalarında bulunmuştu. (MEDYA SERVİSİ)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer Medya-Analiz haberleri
Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Doğu Medya, Doğu Kültür, Doğu Haber, Doğu Kültür M. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya