toplumda Algı ve İlgi Sorunları - Kaş Yaparken Göz Çıkarmayalım


Bu makale 2021-05-14 15:04:22 eklenmiş ve 38 kez görüntülenmiştir.
Yasar Geler

 

Toplumda Algı ve İlgi Sorunları  - Kaş Yaparken Göz Çıkarmayalım    

 

 

Bugün ki yazı konum toplumda ve öğretimde algı ve ilgi sorunlarıdır. Bunu yazmaya şunun ihtiyaç duyuyorum.  İnsanlarımızın ya da ebeveyn olan ailelerin daha dikkatli olmasını ve gelişen sorunlara bir an önce tedbirler almalarını sağlamaktır. Çünkü Covid-19 belası yaşamımızı en derin bir şekilde etkilemekte ve daha önce de çok kez yazdığım gibi sadece fiziksel sorunlar değil kalıcı ve etkileyici psikolojik ve ruhsal sorunları da beraberinde getirmiş olmasıdır. Bunu nereden çıkarıyorsun diyen insanlarımızın olduğunu tahmin ederek belirtmeliyim ki, aktif olarak sahada çalışan ve öğrenci, öğretmen ve veli kesimi dâhil çeşitli STK’larda da birlikte olduğum insanlar üzerinde yapmış olduğum gözlem ve konuşmalar sonucunda bu kanıya varabildim.

 

 

 

     Şimdi bu konuya daha sağlıklı bir açıklama yapabilmek için bazı kavramları açıklamakta yarar vardır diye düşünüyorum. Psikoloji de yer alan bazı kavramlara göz atmak gerek. Örneğin Duyum, Algı ve İlgi kavramlarını açıklayarak konumu anlatabileceğimi düşünüyorum. Uzmanlar bu konuda şöyle tanımlamalar yapıyorlar:

 

     Duyum, iç veya dış dünyadan gelen uyarımların beyne ulaşmasıdır. Algı ise beyne ulaşan bu duyumlara anlam verilmesi, onların tanınması demektir. Ya da bir başka tanımla; Algı, beş duyu organı tarafından kavranabilen gerçeklerin zihin tarafından idrak edilmesi ve yorumlanması demektir. İlgi ise, iki ya da daha çok şey arasında herhangi bir benzerlik, bağlılık, ilişkidir.

 

     Şimdi bu tanımlamaları yaptıktan sonra gözlemlediğim eğitim ve öğretim sorunlarını açıklamak istiyorum. Özellikle okul çağındaki öğrencilerde yaklaşık bir yıldır süregelen dijital eğitim sisteminin etkili olduğu algı ve ilgi sorunlarına yol açmış olduğunu çok rahat söyleyebilirim. Bu konuyu muhatapları olan eğitim çalışanı öğretmenlerle de konuştuğumda genelinin bu yönde bir gözlemi olduğunu, okula ve derse karşı ilginin azaldığını ve algının düştüğünü ve bunlara bağlı olarak da öğrenme zorluğu çektiklerini açıklıyorlar.

 

     Bana göre bu durum sadece öğrenciler için geçerli değil. Öğrenci grubu dışında öğretmenlerde de motivasyon bozukluğu, okula uyum ve öğrenciye ilgi konusunda bir gerileme olduğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta ilgili olduğum birçok STK’da da yapmış olduğum gözlemlere dayalı olarak, genel insan davranışları, ilgi ve algılarında çok büyük değişiklikler olduğunu fark edebiliyorum. Elbette ki bu gözlemim bir yazılı kaynağa ve bilgiye ya da yazılı ve bilimsel bir veriye dayalı değildir. Ancak bazı mikro ölçekteki soyut gözlemlerin de anlamsız olduğunu gerektirmiyor. Yani kanaatime göre önümüzdeki yakın zaman diliminde sağlık emekçilerinin Covid-19 salgınının sona erdirilmesiyle, yukarıda bahsetmiş olduğum konulara yönlenecekleri kaçınılmaz olacaktır. Bu zaman dilimini beklemeden, özellikle ana babaların çocuklarını daha sağlıklı ve yakından gözlemleyerek bahsetmiş olduğum konulara dayalı olarak uzmanlara yönlendirmeleri ve erken önlem almaları gerekir diye düşünüyorum. Örneğin: Bir yıl öncesinde sınıflarda görmüş olduğumuz o atılgan, çevik, konuşkan, derslere katılmak için parmaklarını gözlerimize sokan öğrenci yığınlarını göremiyoruz. Dün anlattığımız bir konuyla ilgili bir gün sonra soru sorduğumuzda geri dönüt alamıyoruz. Sanki çocuk o işlenen konuları hiç duymamış gibi “aklıma gelmiyor öğretmenim” diyebiliyor. Yani toplum olarak stabil/durağan bir dönemden geçiyoruz diye düşünüyorum. Hatta bu konuda MEB dâhil ilgili kurum ve kuruluşların çok geçmeden bu konularla ilgili bir araştırma yapmasını ve gerekiyorsa zaman kaybetmeden gerekli önlemleri almalarını öneriyorum.

 

     Yetişkin kesimlerde de yine ilgi, algı, istek ve alınganlık durumlarının geliştiğini, insanların biri birilerini dinlemekten ve anlamaktan uzaklaştıklarını ve toplumsal bir kırılganlığın oluştuğunu düşünmekteyim. Bu konuda da yine özellikle öğretmen kesimi öncelikli olmak üzere toplumun her ferdi üzerinde gerekli araştırma ve incelemelerin bilimsel temelli veri sistemi üzerinden yapılarak olumsuz tespitler varsa, bir an önce önlem alınması gerekecektir.

 

     Sonuç olarak; toplumsal kırılganlık, kaygı, korku, istek, algı ve ilgi sorunlarının üst kurumlarımızın da örnek teşkil davranışlarla irdelenmesi ve acil önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyorum. Toplum olarak fiziki, akıl ve ruh sağlığımızın korunması geleceğimiz için en önemli etkendir. Tüm insanlığa sağlıklı günler görmesini dileyerek yazıma son vermek istiyorum.

 

Yaşar GELER  

Kaş Yaparken Göz Çıkarmayalım      

     Bu deyimle ilgili olan birkaç konuyu anlatmaya çalışacağım. Öyle ki özellikle iyi niyetle başlanmış ama ilerisi pek de iyi düşünülememiş olaylarla karşılaşıyoruz ne yazık ki!

     Evet, konuya girmeden önce deyimin nereden ve nasıl çıktığı konusunda var olan bilgiyi yani hikâyesini anlatmak istiyorum. Rivayet odur ki;

     Bir işi yaparken dikkatli ve tedbirli olmak lazım! Bir işte gerekli ustalık ve titizlik olursa, zarar ziyan da o kadar az olur.

     Eskiden düğünlerde, perşembe günü gelin hanımın yüzü süslenirmiş. Kalemkâr denilen kadınlar, gelinin yüzüne makyaj yaparlarmış. Gelinin kaşlarına, gözlerine özel kalemlerle şekil verirlermiş. Bu tür işler yapılırken düğün evinde de davetliler saz çalıp oyunlar oynarmış.

     Ortalıkta oynamakta olan genç kızlardan birinin her nasılsa ayağı kaymış, bu arada makyaj yapan kadına çarparak yere düşmüş. Kadının elindeki sert uçlu kalem, gelinin gözüne batmış, zavallı kör olmuş.

     Dikkatsiz kadın, zavallı gelinin kaşını yapayım derken gözünü çıkarmış. Evet, hikâye böyle başlıyor. Ancak, bu hikâyeye benzer o kadar çok olay olmuş ki deyim de Türkçemize yerleşmiş. O gün bu gündür her yapılan hesapsız iş için kullanılagelmektedir.

     Ben sizlere Ardahan’ın Çıldır ilçesinde gelişen birkaç örnek olay anlatarak meramımı anlatmaya çalışacağım. Malum, ilçemiz Çıldır’ın adını taşıyan çok ama çok önemli bir gölümüz vardır. Adı Çıldır gölü. Üzerinde yaz ve kış turizmi yapılır. Cennetten bir köşe desek yeridir. Bu özelliğinin dışında bir de üzerine kurulu barajımız vardır. Bu barajdan üretilen elektrik bölgeye ve özellikle Doğu Anadolu bölgesine verilmektedir. Buraya kadar her şey normal ilerliyor. Ancak yıllar geçtikçe gölün suyu ve gölü besleyen dağların kar suları ile akarsular yetersiz kalınca Çıldır bölgesindeki akarsuların suyu da Çıldır gölüne akıtılmaya başladı.

 

Şimdi gelelim etkilerine:

1)Üstü açık olan bu kanallardan geçen sular aynı anda bölgenin toprağını da göle taşımakta ve gölü kirletmektedir.

2)Ayrıca göle su taşıyan kanallar açık kanal olduğu için ve kanal çevresinde koruyucu hiçbir engel olmadığı için köylere ait hayvanlar kanala düşerek telef olmakta ve o atıklarda göle ulaşarak ayrıca gölü kirletmektedir. Kanaldan karşıdan karşıya geçişlerde de sorunlar var düzletilmesi gerekmektedir.

3)Bir başka zararı da o kanalla göle taşınan akarsular öncelerde yakınındaki köylerin arazilerini sulamaktaydı. Ancak, şimdi köy arazilerini sulamadan yoksun bıraktığı için de köy arazileri susuzluktan kurumaya başladılar.

4)Göle inen toprak gölde tortu oluşturup gölü kirletirken, gölden çıkıp barajı çalıştıran temiz sular ise, doğrudan Gürcistan’a akmakta ve hiçbir işimize yaramamaktadır. Bu önemli gördüğümüz konuların yetkililerce değerlendirilmesi ve önlem alınması gerektiğini düşünmekteyiz.   

     Şimdi gelelim ikinci konuya: Yine çok iyi niyetle düşünülmüş uluslararası ticaretin geliştirilmesi konusunda ve Çıldır’a hatta Ardahan’a değer katacak olan bir proje Kars/Tiflis/Bakü demiryolu hattı ve sınır kapısı. Tren yolumuz yapıldı. Çıldır ilçesinden geçerek Gürcistan’a gitmekte. Buraya kadar her şey normal! Ancak, bu kez başka bir sorunla karşı karşıya kalındı.

1)Tren yolu inşaatından çıkan hafriyat toprakları vatandaştan satın alınan ya da kiralanan arazi üzerine döküldü. Hem çevre kirliliği oluşturmakta hem de tren yolunun karşı tarafına geçişleri engellemekte.

2)Hatta tren yolu kenar korkulukları olmadığı için vatandaşlar hayvanlarını açık raylar üzerinden geçirmek durumunda kalıyorlar ki bu da can ve mal güvenliğini tehlikeye atmaktadır.

     Üçüncü konu ise: Yine tren yolumuz ile ilgili olacak. Yukarıda da belirtmiştim harika bir proje ama Ardahan ve Çıldır için yetersiz diyebileceğimiz bir proje. Proje güzel ama etkileri bakımından yeterli değildir. Şöyle ki;

1)Bu projeden Çıldır ve Ardahan olarak yeterli ekonomik destek alamıyoruz. Olumsuz etkilerini hissettiğimiz gibi olumlu etkilerini de hissedelim istiyoruz. Örneğin, gümrükleme işleminin Çıldır ilçesi içerisinde yapılması gerekmektedir.

2)Antrepolar olmadığı için bölge halkına tek kuruş ekonomik katkı sağlamamaktadır.

3)İstasyon olmadığı için yolcu taşımacılığından da yararlanılamamaktadır.

4)Turizm bölgesi olmasına karşın turizm treni olarak bilinen Doğu Ekspresi Çıldır’a kadar gelmelidir ki Çıldır turizm geliri elde etsin.

     Elçiye zeval olmaz diyerek bölge halkından gelen istekleri yetkililerimize aktarmaya çalıştım. Umarım bu haklı istekler dikkate alınır ve çözüm üretilir…

     Kısaca, iyi niyetle yapılmış projelerin geleceğini de düşünmek ve “Kaş yaparken göz çıkarmamak gerek.”

Yaşar GELER

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 















Seri İlanlar
Arşiv Arama
- -








Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Doğu Medya, Doğu Kültür, Doğu Haber, Doğu Kültür M. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya