KORONA VİRÜS FIRSATÇILIĞI, KORONA VİRÜS EMEKTARLARI


Bu makale 2020-03-24 16:37:16 eklenmiş ve 43 kez görüntülenmiştir.
Yasar Geler

 

KORONA VİRÜS FIRSATÇILIĞI

     Değerli okurlarım, malum gündem küresel ve küresel sağlık problemi! Önceki yazılarımda da bahsetmiştim, müthiş bir savaşın içerisindeyiz. Hala iddia ediyorum, bu bir biyolojik savaştır. Hatta tüm dünyaya verilen emperyalist patronluk mesajıdır. Ben istersem dünyayı yakar-yıkarım, yok ederim. Önümde hiçbir engel tanımam ve bırakmam mesajlarıdır.

     Nasılsa ilk vakayı ihraç eden ve ilk koruma ilacını ya da aşısını da bulan aynı mekanizma olacaktır. Aynı emperyalist güç! Dünya ülkelerinin aklıselim düşünerek bu emperyalist virüsten nasıl kurtulabileceklerine kafa yormaları gerektiğini düşünüyorum. Şu anda verilen mesaj; önce ekonomik rakip ÇİN ve Asya ülkeleri, sonrasında yakın tarihte birlik oluşturan ve siyaseten kafa tutan AVRUPA BİRLİĞİ ve çevresindeki ülkeler, hatta bu güce kafa tutan İRAN ve sonrasında dolaylı etkilenen ve yakın tarihte kendisini bir kenara bırakıp Asya ülkelerine yönelen TÜRKİYE! Sizce bunlar bir tesadüf olabilir mi? Olamayacağını evdeki çocuklara bile söylesen inanmayacaktır.

     Evet, şimdi tüm dünya ülkelerinin bilim insanları oturmuş bu KOVİD 19 – KORONA VİRÜS illetinden nasıl kurtulacağımızın çalışmasını yapıyorlar. Merak etmeyin siz o panzehri buluncaya kadar ABD virüsü, o ilacı da, o aşıyı da ulusal pazara sokacaktır. Hem virüsü ihraç edecek hem de arkasından elinizdeki varlığınızın tamamını alacak mekanizmaları pazarlayacaktır. Ayrıca gururla ve bir o kadar da üzüntüyle izliyoruz ve görüyoruz ki, ABD’ de laboratuvarların en önemli kısımlarında çalışanlarda ne yazık ki TÜRK sağlık bilimcileri! Gülelim mi, ağlayalım mı, sevinelim mi, üzülelim mi? bilemiyoruz. Gülmemiz ve sevinmemiz gerek, çünkü bir Türk bilim adamının buluşları insanlığa çare oluyor. Ağlamamız ve üzülmemiz gerek, çünkü bir Türk bilim adamı kendi ülkesi adına değil de başka bir ülke adına bu çalışmaları yürütüyor. Sonuçta insanlık adına olumlu bir çalışma olduğu için sevinmemiz gerek! Görüyorsunuz değil mi, emperyalizm bizi nelere razı edebiliyor. İşte tam da bu nokta da tüm küresel aktörlerin şuna kafa yorması lazım; biz bu emperyalist-kapitalist-faşist-diktatöryal patrondan nasıl kurtulabiliriz? Bunu başardıkları an, zaten tüm insanlığın sorununu çözmüş olacaklardır. Böylece bu küresel sağlık ve ilaç fırsatçılığına da son vermiş olacaklardır.

     Fırsatçılık derken, olaya sadece küresel bakmamak gerek! Hani Sağlık Bakanlığımızın bir sloganı var ya: ‘’Sorun küresel, çözüm ulusal.’’ diye. Tam da o misal! Sorun küresel olduğu gibi, ulusal olmaya da başladı. Çünkü bunu fırsat bilen bazı açgözlü yerli işbirlikçiler ve kan emici yerli vampirler hemen devreye girdiler. İnsanlarımızın masum duygularıyla oynamaya başladılar. Korkularını egemen kılarak, ceplerinde ne var, ne yok hepsini çekme gayreti içerisinde oldular. Gerçi devletimizin ilgili kurumları devreye girerek bu fırsatçılığı ve kan emiciliği önlemeye çalıştılar. Bir lira olan basit maskeyi beş lira, on lira; beş lira olan bir kolonyayı kırk, elli lira; beş lira olan antiseptik ürünleri elli lira gibi rakamlara çıkararak fırsatçılık yarattılar. Hatta gıda trolleri de boş durmadı, sebze, meyve ve benzeri birçok ürünü fahiş fiyatla satmaya başladılar. Görüyoruz ki, insan kılığına girmiş KOVİD bilmem ne kodlu virüsler, gerçek KOVİD 19’dan daha da tehlikeli olabiliyorlarmış. Öncelikle bunları aşmak gerektiğini düşünüyorum.

     Bu nokta da devletimizin her kurumuna görev düşmektedir. Bu durumu olumlu fırsata çevirerek halkın daha çok eğitilmesine ve bilinçlendirilmesine çalışılmalıdır. Gerçi bu anlamda yapılan çalışmalar azımsanacak değildir. Özellikle Sağlık ve Eğitim Bakanlıkları bu konuyu ve süreci iyi bir şekilde yürütüyorlar diye düşünüyorum. Evet, bazı kesimlerce haklı olarak eleştirilseler de halkı paniğe sokmadan ve fırsatçılara da meydanı bırakmadan bu sürecin atlatılmasına çalıştıkları kanaatindeyim. Son olarak açıklanan devlet tedbirleri konusunda da halkın bir kesiminin unutulmuş olduğu kanaati yaygınlaştı. Bazı noktalara ben de katılıyorum. Çalışan kesim için çok ta tatmin edici tedbirlerin alınmadığını gördük. Özellikle de KDV indirimleri konusunda daha keskin tedbirler alınabilirdi. Örneğin: insanın yaşayabilmesi için gerekli olan temel ihtiyaç maddelerinden KDV, ÖTV gibi vergiler sıfırlanabilirdi. Hala yüzde on sekiz KDV gibi sıkıcı duran elektrik, su, doğalgaz gibi insan için olmazsa olmaz olan gereksinimlerden KDV’nin kaldırılması bir fırsattı. Devletimiz bunu insanlık lehine fırsata çevirebilirdi. En önemli ve hayati gereksinim olan temel gıda maddelerinde bulunan yüzde sekizlik KDV’nin olumlu fırsatçılık yapılarak sıfırlanması kadar halkı destekleyici bir başka önemli durum olamazdı. Özellikle hijyenin ne kadar öneli olduğunun ortaya çıkmış durumu gözetilerek bu malzemelerdeki KDV oranının da sıfırlanması ya da en alt seviyeye çekilmesi yapılabilirdi.  İşsizlik fonunun devreye sokularak, işinden olan ailelere ekonomik destek olarak sunulması olumlu fırsatçılık olarak değerlendirilebilirdi.

     En dikkatimi çeken tedbirlerden birisi emekli maaşlarının yüzde elli oranında artırılması ile bin beş yüz liraya çıkarılması en olumlu maddeydi Bu anlamda kutluyorum devletimizi! Ama acı veren tarafını da belirtmek isterim ki, daha önce bin lira maaşla bir ailenin nasıl geçiniyor olmasıydı. Bin lira gibi bir rakam bir ailenin elektrik, su, doğalgaz gibi masraflarını bile zor karşılayacak bir rakam! Bence çalışan ya da emekli fark etmez en düşük maaşın en az asgari ücret düzeyinde olması, onunda insanca yaşayacak miktarda olması gerekmektedir. Bu süreç, bu gibi durumlar lehine fırsata çevrilerek halk rahatlatılabilir.

     Asıl olumlu fırsatçılığın; son zamanlarda bilim ve teknolojinin ne denli önemli olduğu ortaya çıkmışken, bilimden asla ve asla uzaklaşılmayacağı gün gibi ortadayken sağlık emekçileri lehine değerlendirilebileceğidir. Gece gündüz demeden her türlü risk altında fedakârca çalışan sağlık emekçileri için olumlu fırsatçılık yaratılabilir. Mesela; sağlık çalışanları grubunda en çok emek harcayanlar olmak üzere en alt tan başlayarak, özellikle ebeler, hemşireler ve doktorlar olmak üzere ve diğer çalışanlara (ki hemen hepsi aynı risk altındadırlar) daha öncelerde de çok talep ettiler, 3600 gösterge verilebilir. Evet, bu kesimi fedakârca yapmış oldukları görevlerinden dolayı her akşam alkışlayacağız ama öyle kuru alkışla da olmaz. Ekonomik olarak desteklemek te gerekmez mi? O çalışanlar ki, kendileri risk altında oldukları yetmiyormuş gibi, tüm çevreleri de risk altındadır. Olayı hem sağlık, hem sosyal, hem de ekonomik boyutuyla düşünerek bu kesime olumlu fırsatlar yaratmak gerekir diye düşünüyorum.

     Rahmetli Demirel, bu gibi durumları çok fırsata çevirmişti. Bir yere gittiğinde yanında bulunan iş insanlarına, özellikle de Sabancı ve Koç’a ‘’sen bu şehre bir okul ya da sen bu şehre bir hastane yaparsın!’’ gibi isteklerde bulunur ve mutlaka bir şeyler yaptırırdı. Şimdi de onlarca benzeri güçlü şirketler var. Madem bunlara para kazandırıyoruz. Madem ülkemizin şu an dayanışmaya ve özellikle de sağlık alanında bazı ihtiyaçları var. O halde birisine solunum cihazı, diğerine yoğun bakım ünitesi, bir başkasına hijyen ürünleri, bir başkasına maskeler, test kitleri vb. birçok şey pekâlâ yaptırılabilir. Öyle devlet garantili işler alıp, arkaya yaslanmakla ya da göstermelik sağlık çalışanlarını alkışlamakla olmaz! Gün dayanışma ve elini taşın altına koyma günüdür. Siz bunu yapın ki tüm ülke vatandaşları da sizi alkışlasın! Girer mi girmez mi, bilmem ama… Hadi bakalım eller cebe!

Yaşar GELER

 

 

 

KORONA VİRÜS EMEKTARLARI

     Malum uzun bir süredir Krona Virüs illetini yaşayan dünyada, ne yazık ki bizler de ülke olarak payımıza düşeni alıyoruz. Keşke hiç almasaydık, insanlarımızı evlerine hapsetmeseydik! Ne güzel olurdu, günlük olağan yaşamımızı sürdürmemiz. Ama maalesef, hayatta her şey umduğumuz gibi gitmiyor. Hele ki bu 2020 yılı ya da yirmi birinci yüz yıl! Çok kötü olaylara gebe bıraktı bizleri. Bir yandan depremler, diğer yandan savaşlar, sel felaketleri, kasırgalar, çığlar, uçak ve tren kazaları… Bu kadar mı üst üste gelir? Bu kadar mı canından bezdirir insanları?

     Yaşanan bunca olumsuzluk ve felaketlerin birçoğunun ana kaynağı biz insanlarız. Bazen bir karış toprak için birbirimizi yeriz, hayatlarımıza kast ederiz. Bazen açgözlü olur, yeryüzü ve yeraltı kaynaklarının kontrolünü elimizde tutmaya çalışırız. Bazen kendimizi tüm evrenin patronu sanır, var gücümüzle zayıf olan kişi ya da toplumlara saldırırız. Yeryüzünün genetiğiyle oynadığımız içinde depremler, seller, çığlar, uçak kazaları, tren kazaları gibi onlarca felakete neden oluruz. Oluruz olmasına da ama sonuçlarından hiç ders almayız. O an için yanıp tutuşuruz, badireyi atlattıktan sonra kaldığımız yerden daha fazla hızla hem insanlığa, hem doğal yaşama, hem diğer canlılara, havaya, suya ve toprağa ihanetimize devam ederiz. Bu döngü ne yazık ki hız kesmeden sürüp gider. Aslında önemli olan bizden sonra gelecek olan nesillere bir şeyler bırakabilmek olmalıdır. Çocuklarımıza sağlıklı bir gelecek bırakmak olmalıdır. O gencecik bedenleri sağlıklı bir şekilde besleyip büyütmek, korumak ve kollamak olmalıdır.

     İşte bu yazımda tam da bu konuya değinmek istiyorum. Sağlıklı neslin yetişmesi için sağlıklı ortama ihtiyacı vardır. Sağlıklı ortamda sağlıklı bedenler ve sağlıklı bedenlerin üstünde de sağlıklı beyinler gelişir. Evde geçirmeye mecbur kaldığımız şu günlerde, devletimizin almış olduğu bazı sağlık önlemleri arasında özellikle kronik hastalıkları olan ve asıl risk grubunu oluşturan altmışlı ve üstü yaşlardaki insanlarımızın doğal ihtiyaçlarının karşılanması işini ülke gençliği olarak üstlenmiş durumdalar. Her haberde görüyor ve duyuyoruz ki genç nesil, kendinden önceki nesle hizmet edebilme yarışı içerisindeler. Bu durum orta ve üst yaş grubunu oldukça mutlu etmektedir. Ve ülkemizde insanlığın hala ölmemiş olduğunu kanıtlamaktadır. Bu anlamda duyarlı Türk gençliğini alkışlamak gerek.

     Hele Sağlık emekçilerinin fedakârlığını hiç mi konuşmamak gerek. Çünkü onlarla ilgili daha önceki yazılarımda da çokça bahsettim. Onları da ayakta alkışlıyoruz. Sadece onlar mı? Değil tabi ki! Belki yazarken unuttuğum kesim olabilir. Şimdiden onlardan özür diliyorum. Mesela, emniyet güçleri, onlarda gece gündüz demeden halkın her türlü işini görme ve güvenliğini sağlama da olağanüstü çaba içerisindeler. Onları da kutluyoruz.

     Özellikle sağı solu, kentlisi köylüsü olmadan her türlü farklı siyasi görüşe rağmen ortak akılla yürütülen belediyeleri ve belediye çalışanlarını unutmak mümkün mü? Onları da özverili çalışmalarından dolayı alkışlıyoruz.

     Özellikle basın mensuplarının, gazete ve medya kuruluşlarının çalışmalarının azımsanacak bir durum olmadığını düşünüyorum. Onlarda halkın sağlıklı, doğru ve tarafsız haber alma haklarını kullanarak, gecelerini gündüzlerine katarak, ülkenin her köşesine haber yetiştiriyorlar. Onları da ayakta alkışlıyoruz.

     Asker ve jandarmamız her zaman olduğu gibi, ülkenin sınır güvenliği ve toprak bütünlüğü öncelikli olmak üzere bulundukları yerlerde halkın temel sorunlarının çözümünde yine olağanüstü gayret göstermektedirler. Onları da kutluyoruz.

     Ulaşım, taşıma ve iletişim alanında hizmet veren tüm emekçileri alkışlıyoruz. Fırıncımız bakkalımız, kasabımız herkesi ama herkesi ve her kesimi alkışlıyoruz.

     Mustafa Kemal Atatürk, bizim için hiç ölmedi ve ölmeyecek! Çünkü 1938 yılında Çin’de baş gösteren kolera salgınında dertlerine deva olması adına şimdi kapalı olan ama o zaman ülkenin en önemli sağlık kuruluşu olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü tarafından üretilen bir milyon aşıyı Çin’e ücretsiz göndermiş ve insanlık dersi vermişti. O’nun ektiği tohumlar bugün karşımıza Virüs Tanı Kiti olarak çıkıyor. Bugün Çin devleti iki milyon adet virüs tanı kitini Atatürk anısına ücretsiz olarak ülkemize gönderiyor ve Atatürk’e borcumuzu ödüyoruz diyorlar. Buradan da anlaşılıyor ki, hala Atatürk’ün mirasını yiyoruz. Böyle bir liderin bedenen ölmüş olmasına rağmen fikren ve manen hiçbir zaman ölmeyeceğidir. Bu anlamda ölümsüz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e de sonsuz minnetlerimizi sunuyoruz.

     Toplu taşıma da gece gündüz demeden hizmet veren tüm çalışanları tebrik ediyor, alkışlıyoruz. Kamuda çalışan tüm etkili ve yetkili, alt ya da üst grup kamu görevlilerini alkışlıyoruz. Özel sektör çalışanı olup, bu olumsuz süreçte toplumun sağlık, beslenme, giyim kuşam, iletişim, gibi hemen her konuda emek sarf eden tüm insanlarımızı bu emeklerinden dolayı alkışlıyoruz.

     Yukarıda saymaya çalıştığım emektarlar, hepinize ama hepinize sonsuz minnettarız. Bizler evlerimizde oturmaya, dinlenmeye çekilmiş olduğumuz halde, sıkıldığımızı bile ifade edebiliyor isek, sizlerin bu cansiperane çalışmalarınızın karşılığını nasıl ödeyeceğiz.

     Ayrıca bu olumsuz sürece evinde kalarak katkı veren, çalışanların görevlerini yapmalarını engellemeyen, onlara kolaylık sağlayan orta ve üst yaş grubu insanlarımızı ve kronik hastalığı olup evinde zaman geçirerek çalışanlara kolaylık sağlayan tüm hastalarımıza da şifa diliyor, onları da alkışlıyoruz. Demek ki ülkemizde insanlık ölmemiş, değerlerimiz hala dipdiri ve capcanlı ayakta durmaktadır. Umarım bu birlikteliğimiz ve dayanışma ruhumuz hiç ölmez. Her zaman, her koşulda devreye girer ve sürüp gider.

     Değerli korona virüs savaşçıları ve emektarları, vatan size minnettar kalacaktır. Bizler evlerde ve güvende kalalım. Sizler de sağlıklı kalın, mutlu kalın.

Yaşar GELER

    

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 















Seri İlanlar
Arşiv Arama
- -








Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Doğu Medya, Doğu Kültür, Doğu Haber, Doğu Kültür M. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya