GELER HOCANIN BİRÇOK KÖŞE YAZISI BİR ARADA...


Bu makale 2018-09-02 13:17:34 eklenmiş ve 3758 kez görüntülenmiştir.
Yasar Geler

KÜRESEL GÜÇ BLOKLARI

Kadere bak. Zaman su gibi akıp gidiyor. Çocukluğumuzda duyduğumuz, gençliğimizde öğrendiğimiz onca kavram… Şimdi o kavramlar arasında bir karmaşa mı, kargaşa mı ya da ortaklaşma mı desem sürüp gidiyor. Bizde kavramlar arasında sıkışıp kalmışız.

Neydi o kavramlar? Şimdi sizlere o kavramlardan bahsedeceğim:

1. Kapitalizm: Öncülüğünü ABD’ nin yaptığı ve daha sonra Avrupa Birliği’ nin de ortaklaştığı aynı zamanda Hıristiyan dünyasının temelini oluşturan süper güç. Vahşi, sınır tanımaz, acımasız ezip geçen bir buldozer, Batı bloğu.

2. Sosyalizm: Öncülüğünü Sovyetler Birliği’ nin yaptığı Çin, Kuzey Kore vb. ülkelerin ortaklaştığı bir Doğu Blok’ u. Bu blok ta yine Hıristiyan dünyasının bir bileşeni.

3. Ortadoğu, Arap yarımadası ve bölgede kalan diğer tüm unsurlar: Ülkemizin de içinde bulunduğu ağırlığını Arap ülkelerinin oluşturduğu ve Müslüman dünyasının merkezi olan, kutsal değerlerin temelini oluşturan bir bölge. Ülkemizin de içinde bulunduğu dedim, çünkü Müslüman dünyası içerisinde ki en önemli aktörlerdendir ülkemiz.

İşte kavramlar bunlar. Ancak, bu kavramları biz biri diğerine karşı bilirdik hep. Hatta geçmişte gördük ve yaşadık. Daha sonra Sovyetler Birliği’ nin dağılmasıyla başlayan sosyal ve siyasal değişimler, ne yazık ki günümüze farklı bir biçimde etki etmektedir. Kapitalizmle Sosyalizm hatta Ortadoğu Ülkeleri şu an kol kola girmiş vaziyette. Dünyanın neresinde bir parça özgür toprak kalmış ya da nerede birkaç milyon varil petrol var hemen çöreklenirler. Pay kapma yarışmasıyla insanları katlederler. Tabiri caiz ise, kimin eli kimin cebinde belli değil. Bunu bölge ülkeleri öyle görüyor. Aslında kimim elinin kimin cebinde olduğu gayet açık.

Kılıf hazır. Sözüm ona, kendilerinde dahi olmayan Demokrasiyi, Ortadoğu ülkelerine getirebilme adına insan hayatlarıyla, ülke sınırlarıyla oynamaya başladılar. Yani bir çeşit; böl, parçala, küçült ve yönet taktiği. Aslında gerçek tabi ki bu değil. Gerçek o bölgede bulunan yer altı zenginliklerini, petrolünü kapma gerçeği. Aslın da bunu bilmeyen hiçbir kimse olmamasına rağmen, takılmış gidiyorlar bu Vahşilerin arkasına. Bunun için de o bölgedeki küçük grupları, aşiretleri, şeyhleri, etnik grupları harekete geçirerek, kargaşa yaratarak hatta kardeşi kardeşe kırdırarak, yıllarca etle tırnak gibi birbirine geçmiş toplulukları vuruşturarak petrolün üzerine oturmaya çalışıyorlar. O küçük gruplara da sözüm ona; devlet olma, özgür olma ( Kukla devlet olma! ) fikrini empoze ederek kontrol altında tutma politikasını sürdürmektedirler.

Eee şimdi bakalım; hani siz farklı siyasal düşüncelere sahiptiniz, bir birinize karşıydınız? Hani siz bir birinizi dünya için tehlike görüyordunuz? Hani siz Sosyalizme, Kapitalizme, Aşiret devleti sistemlerine karşıydınız? Ne oldu da bu üç değişik Küresel Güç Bloğu şimdi ortaklaşmaya başladı? Sakın burada bir Menfaat Güç Birlikteliği oluşmuş olmasın? Kendi yarattığınız PKK, IŞİD… vb. canavarları şimdi yok etmeye uğraşıyorsunuz. Gerçi yok etmeyi de düşündüğünüze kimseyi inandıramazsınız ya. Yoksa bir süreliğine uyku moduna mı almaya çalışıyorsunuz. Eee yani yok ederseniz, yarın acilen lazım olursa hemencecik nereden oluşturacaksınız değil mi? Irak’ta, Suriye’ de, Mısır’ da, Lübnan’da, Filistin’ de, Türkiye’ de, İran’da ve diğer Ortadoğu ülkelerinde ne var da tüm Emperyalist, Kapitalist, Sosyalist vs. güçler orada?

Bu ‘’Emperyal Güç Blokları’’ bir ortak akılla ülkemizi de Ortadoğu’ da yaktıkları bu ateş çemberinin içine çekebilmek için olağanüstü çaba sarf ediyorlar. Reyhanlı’ da, Diyarbakır’ da, Suruç’ ta, Ankara’ da, İstanbul’ da ve yine Ankara ve Diyarbakır’ da hız kesmeyen kalleş saldırılar ( ben! ) merkezli değildir. Tabi ki Küresel Güç merkezlidir. Ancak bizim menfaat grupları da bu eylemlerde maşa olarak kullanılmaktadırlar. Bu uğurda vermiş olduğumuz onlarca şehidimize Allah’ tan rahmet diliyorum.

Halkımızın sağduyulu olması, bizlerle oynayan bu Güç Bloklarına karşı daha bir özgüvenle ve dik duruşla karşı koyabilmesi, oyuna gelmemesi ve de akli selimin galip gelmesi en büyük arzumuz olsun.

Nereden ve kimden gelirse gelsin, terörün her türlüsüne Lanet olsun.

19 Şubat 2016

Yaşar GELER

Eğitimci-Yazar

22.02.2016 22:12

 

‘’23 ŞUBAT ARDAHAN’ IN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞU VE DÜNYA ARDAHANLILAR GÜNÜ’’ TÜM HEMŞEHRİLERİMİZE KUTLU OLSUN!

          Değerli Ardahan’ lı hemşerilerim,         

          M.S. 628 yılında Hazar Türklerinin bir kolu olan Arda Türklerinin bölgemiz yöresini ele geçirmesiyle birlikte yöremiz daha sonra Ardahan adını almıştır. 1069 yılında Alparslan’ ın Anadolu’ya girmesi ile Ardahan Selçuklu egemenliğine girmiştir. Ardahan daha sonra 1551 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kura Nehri civarında yer alan Ardahan, Göle ve Çıldır, halkımız tarafından ‘’93 Harbi’’ olarak ta bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşları’ na kadar Osmanlı’ nın ‘’Ardahan Sancağı’’ olarak kalmıştır. Sancaklık sözcüğü şimdiki İl sözcüğü ile eş anlamlıdır.

          Ardahan Sancağı, 1828 ile 1855 yılları arasında Rus işgallerinde kalmıştır. Bu işgaller sırasında Ardahan halkı, her türlü baskı, zulüm, işkence ve katliamlara maruz bırakılmıştır.            Daha sonra 1878 yılında imzalanan ‘’Berlin Antlaşması’ yla’’ Ardahan, Kars ve Batum Savaş Tazminatı olarak Ruslara verilmiştir. Bu süreçte de esaret altında yaşamak zorunda kalan Ardahan halkı zaman zaman ayaklanmalar yapmışsa da, bu ayaklanmalar soykırıma varan kanlı bir şekilde bastırılmıştır. 1918’ de Osmanlı Devleti ile Bulgaristan Devleti arasında imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması ile tekrar Osmanlılara verilmiştir. Böylece de 40 yıllık esaret Ardahan için sona ermiştir. Bu özgürlük ne yazık ki altı aydan fazla sürmemiş, 30 Ekim 1918’ de imzalanan Mondros Mütarekesi’ yle ordularımızın bölgeden çekilmesiyle birlikte bu kez de Ermeni ve Gürcülerin işgaline uğramıştır. Bunun üzerine Ardahan, 5 Kasım 1918 ilk Müdafaa-i Hukuk teşkilatı olarak Kars’ ta kurulan, geçici Milli Şura Hükümetine katılmıştır. O süreçte Ermeni ve Gürcülerle altı ay boyunca mücadele edilmiştir. Milli Şura Hükümeti, Mondros Mütarekesi şartlarını reddetmiştir. Buna bağlı olarak ta 1919 Ocak’ ında 1. Ardahan ve 2. Ardahan Kongreleri’yle kurtuluş hareketleri başlatılmıştır. Daha sonra Kazım Karabekir Paşa ile Halit Paşa komutasında ki ordumuz tarafından 23 Şubat 1921’ de Ardahan ve 25 Şubat 1921’ de de Çıldır düşman işgalinden kurtarılmıştır.

          1921’ den itibaren her yıl düzenli olarak kutlanan bu özel Kurtuluş günlerimiz, 2015 yılında Genel Başkanlığını yaptığım İstanbul Ardahan Dernekler Federasyonu tarafından 94. Yıl dönümünde İstanbul’ da, ‘’23 Şubat Ardahan’ ın Düşman İşgalinden Kurtuluşu ve Dünya Ardahanlılar Günü’’ olarak kutlanmıştır.

          Bu anlamda tüm Ardahan’ lı hemşerilerimin bu yıl 95. sini kutlayacağımız ‘’Ardahan’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşu ve Dünya Ardahanlılar Günü’nü’’ ve Çıldır’ lı hemşerilerimin de ‘’Çıldır’ ın Düşman İşgalinden Kurtuluşu’ nun 95. yıldönümünü’’ kutluyorum.

          Kurtuluş bayramlarımız kutlu olsun!                               23 Şubat 2016                                                                                             

                                                                                                            Yaşar GELER

                                                                                                      Uzman Eğitimci-Yazar                        

                                                                             Ardahan Dernekler Federasyonu Eski Genel Başkanı

30.05.2016 21:11

 

Çıldır Nasıl Gelişir? konulu yazı dizimin ikinci bölümü.

ÇILDIR MESLEK YÜKSEK OKULU 

          İnanıyorum, vardır kurtaracak Bahtı Kara Maderini !

          Çıldır Meslek Yüksek Okulu öğrencilerine hizmet verecek olan, özellikle Çıldır ilçesi dışından gelecek olan genç kardeşlerimize barınma olanağı sağlayacak olan öğrenci yurdundan söz etmek istiyorum.

           Evet, başlıktan da anlaşılacağı üzere çok büyük hayallerle başlanan ancak her nedense bir türlü bitirilemeyen, hizmete geçemeyen Çıldır’ ın tam orta yerinde hizmete gireceği günü bekleyen bir yapı var. Tabiri caiz ise, tam bir ucubeye döndü diyebiliriz. Ucube derken yanlış anlaşılmasın, atıl kaldığı anlamında diyorum. Bu yapı Çıldır Meslek Yüksek Okulu öğrencilerine hizmet verecek olan öğrenci yurdudur. Henüz sade bir durumda olan bu yapı, geleceğe ve geleceğimize-gençlerimize hizmeti şiar edinen kurtarıcı bir el, yardımsever bir vatandaş-kurum ya da bir kuruluşu bekliyor.

            Çıldır’ ın hayali olan, gelişimine ve ekonomisine katkı sunan ÇMYO’ nun kapanmaması için bu yurdun bir an önce bitirilmesi ve acilen hizmete girmesi gerekiyor. ÇMYO’ nun kapanması diyorum, çünkü birkaç yıl sonra bu okulu yurtsuzluktan tercih edecek öğrenci olmayacak ve öğrenci olmadığı içinde doğal olarak bu ÇMYO kapatılacak. Bu konuda Çıldır Belediye Başkanı Sayın K.Yakup Azizoğlu’ nun da çok çaba sarfettiğini biliyorum.

             Şimdi buradan sesleniyorum: Hemşerimiz olan veya olmayan hayırsever iş adamları ya da kurumlar, vakıflar vs. geliniz bu atıl yapıya el atınız. Bir neslin, bir ilçenin hatta bir ilin geleceğine ışık tutun. Bu geleceği karartmayın. Karanlık bir gelecekte hep birlikte boğulup yok olmayalım, kaybolmayalım. Ardahan Üniversitesi’ nin solganı olan ‘’IŞIĞA KARIŞIN’’, aydınlanmanın bir parçası hatta öncüsü olun.

Yaşar GELER

Uzman Eğitimci-Yazar

Konuşma Sonu

03.07.2016 13:36

 

Yaşar Geler bir not yayınladı.

Yaşar Geler

19.08.2016 17:15

 

LANET OLSUN BÖYLE İNSANLIĞA

Artık ne diyeceğimiz ve ne yazacağımızı da şaşırdık. Lanet okumaktan gına geldi. Kanlı akıllar, ellerini üzerimizden çekmedikçe rahat yok bizlere. Bir yanda küresel güç savaşlarının orta oyununda eziliyoruz, diğer yanda kendi içimizde yetiştirdiğiniz hain ve alçaklara mücadele ederken eziliyoruz. 15 Temmuz kara gecesinin şokunu henüz anlatmışken devreye giren ikinci terör örgütünün eylemleri vurmaya başladı. Bu iğrenç ve insanlık dışı hain saldırılarda ne yazık ki yine masum insanlar, çoluk çocuk ve bebekler hayatlarını kaybediyor.

Suriye' den gelen görüntülerde şoka girmiş çocuklar, kanlarında boğulasıcaların verdiği yarayla kendi yüzünden kanı, pisliği temizlemeye çalışan yavruların günahı neydi de o hale getirdiniz? Lanet olsun sizlere eşkıya sürüleri. Lanet olsun bu çocuklara bu travmayı yaşatanlara. Bu çocuk artık hayatının sonuna kadar bu korkuyla yaşayacak. Kanlı emperyalizmin gerçek yüzü bu işte. Bir gram petrol ve akılsız ve koşulsuz itaat edecek insanlar ve toplumlar yaratma adına bu insanlık dışı dramları yaşıyor bu zavallı bebekler... .

Ey insanlıktan nasibini almamış caniler, ey emperyalizmin uşakları, ey dişi kanlı vampirler, ey kapitalist köleler artık kanlı elinizi, dişinizi ve de gövdesini çekin üzerimizden. Lanet okumaktan da, böyle olumsuz konularda yazmaktan da bıktık artık. Lanet okuya okuya lanetlendik.

Artık güzel sözler söylemek, mutluluk üzerine yazılar yazmak istiyorum. Mutlu ve güzel günler göreceğiz inşallah.19 Ağustos 2016

Yaşar Geler

Uz.Eğitimci-Yazar

23.06.2017 20:52

 

Yaşar Geler bir not yayınladı.

Yaşar Geler

13.07.2017 17:25

 

Dosya Eki Açılamıyor

Bu dosya eki silinmiş olabilir veya bunu paylaşan kişinin bunu seninle paylaşmaya yetkisi olmayabilir.

17.09.2017 22:46

 

AYMAZLIKTA BİR YERE KADAR!

     Dernekler sosyal ve kültürel yaşamın bir parçası, yardımlaşma, dayanışmanın ve birleşmenin de lokomotifi durumundadırlar. Bu lokomotif olma görevleri, derneklerin asli görevleridir. Evet genel durum bu ama gör ki, işleyiş böylemi?  Tabi ki hayır. Bu işleyişe uygun davranan dernekler yok mu? Tabi ki var ve onları tenzih ediyorum. Elbette sözüm onlara değil.

     Son günlerde derneklerde ortaya çıkan, biri diğerini yeme, paçadan yakalayarak aşağıya çekme, uçurumun kenarından aşağıya itme, sosyal medyada biri diğerini aşağılamaya çalışma savaşları sürüp gidiyor. Ben istiyor ve diliyorum ki, bu tür savaşlar yerine proje savaşları yapsalar, etkinlik yarışlarına girseler, hangimiz daha çok fikir, bilgi ve yardım üretirizin hesapları peşinde olsalar!... Ama neredeeee!...

     Kardeşim meşhur bir atasözümüz vardır:’’ Bükemediğin bileği öpeceksin.’’  Yani bir şey üretemiyorsan gölge etmeyeceksin. Üretene mani olmaya çalışmayacaksın. Elinden geliyorsa ona destek olacaksın. Takdir edeceksin. Ne güzel işte senin bölgen için senin yapamadığını bir başkası yapıyor. Yapan da senin insanına yapmıyor mu? Başka bir ülkeye mi hizmet ediyor? Başka bir ülkenin mi tanıtımını yapıyor? Hayır . O halde ‘’ben yapamıyorum sen de yapma’’ demeyeceksin. Sen de çok çalışacak, çok koşacak, çok yorulacaksın ve onun ürettiğini sen de üreteceksin.

     Şimdi gelelim sadede. Ankara’ da malum birkaç yıldır yapılan KAI tanıtım günleri ile İstanbul’ da yapılan KAI tanıtım günleri yıllardır ayrılmaz üçlü olan Kars-Ardahan-Iğdır için önemli tanıtım etkinlikleri, olarak yerini korumaktadır ve de amaca uygun yapıldığını düşünmekteyim. Bu anlamda ister İstanbul’ da olsun, ister Ankara’ da olsun bu etkinlikleri organize edebilen kuruluşlarımızı kutluyorum. Gerçekten her üç ilimizin de ülke genelinde tanıtımına çok büyük katkıları olmaktadır. Ha öncelikle şunu belirteyim; keşke her üç il de bu etkinlikleri ayrı ayrı yapabilselerdi. Ancak, şunu da biliyorum ki bu tür bir etkinliği hiçbir il STK’ sı ve örgütlerinin yapma şansı yoktur. Bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Çünkü, şu an hiçbir dernek bu işi tek başına yapabilmeye muktedir değildir. Tek başınayı bir kenara bırak, üç derneğin bir araya gelme basireti de yoktur. O halde, KAI’ ler bu işi yapamaz, yapmamalı vb. teraneleri çalan kuruluşların bu tür bir etkinlik yapmak için herhangi bir yere başvuruları var mıdır ya da olmuş mudur? Elbette ki hayır, olmamıştır. Olamaz da. Çünkü, bu tür bir etkinlik yapabilmek, bol keseden atmak, sosyal medyadan da yapıyormuş gibi görünmek ve biri birini aşağılamakla olmuyor. KAISİAD gibi çıkacaksın ortaya çalışmanı yapacaksın, belgelerini de yayınlayacaksın ki o zaman inandırıcı olasın. Yoksa yalan dolanla halkı kandırmaya çalışmayacaksın.

     Neymiş efendim, Valiler, Belediye başkanları, esnaflar vs. katılmıyorlarmış da, yok kimse KAI’ leri dikkate almıyormuş da, bilmem nerenin fedaisi ve yetkilisi benim de, benden başkasını dikkate almayacaksın da … Bilmem neler neler!...  Kardeşim önce siz bir kendinize, kurumunuza bir bakın bakalım, sizi kim ciddiye alıyor, size kim değer veriyor. Öyle basit ziyaretlerle, belli yerlerde resimler çektirerek sosyal medyada paylaşımlar yapmakla bu işler olmuyor kardeşim. Laf üretmeyeceksiniz, iş üreteceksiniz iş. Önce üstlendiğiniz kurumların borcu harcı olmayacak, başkalarının akıtmasıyla ayakta durmaya çalışmayacaksınız, laf üretip iş yaptım diye haklımızı da kandırmaya çalışmayacaksınız. Zaten halk her şeyi hem görüyor, hem de biliyor. Hiç kimse merak etmesin, halk her şeyin farkında. Yönetimlerinizde 20-25 kişilik kadrolar gösterip, üç beş kişiyle dernek yönetmeyeceksiniz. Şunu iyi bilmelisiniz ki; işlevini yitirmiş, inandırıcılığını kaybetmiş kurumlar halkın gözünde yok hükmündedir.

     Yapılan etkinliklerde niceliğe bakmayacaksınız, önemli olan niteliktir, kalitedir onlara bakacaksınız. Kimin ya da kaç kişinin katıldığı çok ta önemli, değildir. Yapılan etkinlik amaca hizmet etti mi? Siz ona bakacaksınız. Yüzlerce Ardahan derneği, elliye yakın Kars derneği, onlarca Iğdır derneği, federasyonlar hadi sizi görelim, gelin bir araya ortak paydalarınız Ardahan-Kars-Iğdır için ayrı ayrı bir tanıtım günü düzenleyin de beni de yanıltın, mahcup edin. Ben de tüm ülkemin önünde sizlerden özür dileyeyim. Şayet bunu başaramazsanız da bari gölge etmeyin, moral bozmayın, köstek olmayın destek olun. Bırakın yapabilenler yapsın. ‘’Reklamın iyisi kötüsü olmaz.’’ Diye bir söz vardır. Ünlü atasözümüzün dediği gibi ‘’Gölge etme, başka ihsan istemem.’’  Aymazlıkta artık bir yere kadar olsun.

Yaşar GELER

Uz. Eğitimci-Yazar

24.09.2017 22:38

 

Yaşar Geler bir not yayınladı.

Yaşar Geler

18.11.2017 15:58

 

Yaşar Geler bir not yayınladı.

Yaşar Geler

Güncel yazım...

29.11.2017 23:51

 

Gökhan Ataman, Yaşar Geler ve 10 diğer kişi ile birlikte Maltepe Ardahanlılar Derneği'de.

BASIN AÇIKLAMASIDIR . MALTEPE ARDAHANLILAR DERNEĞİ BAŞKANLIĞINDAN . Daha önce Kars Valiliği yapmış, şimdi Edirne Valisi olan Günay Özdemir’in SOLO TÜRK gösterisi sırasında yapmış olduğu çok sıradan ve düşüncesizce yapılmış olan gösteri değerlendirmesi umuyoruz ki her iki kentin de insanlarını üzmüştür. Hakkı ve haddi olmadan yapılan bu değerlendirmesini talihsiz ve anlamsız bulduğumuzu ifade ediyoruz. Valinin açıklamaları Sarıkamış’ta verdiğimiz 90.000 şehidin kemiklerini sızlatmıştır. Ayrıca, bölücü ve kışkırtıcı bir dil kullanarak halkı kin ve nefrete teşvik etmiştir. Taa Osmanlı dönemlerinde bile sınır bekçiliği yapmış bir kente dair yapılan haksız ve anlamsız açıklamayı reddediyor, ilgili valinin tüm Kars halkından özür dilemesini bekliyor, İçişleri Bakanlığımızın da valilik makamını bu tür kişilerden kurtarmasını diliyoruz. Talihsiz açıklama: ‘’EDİRNE HALKI VATANINI SEVER" Edirnelilerin vatan sevgisini överken talihsiz açıklamaların altına imzasını atan Vali Özdemir, SOLO TÜRK gösterisini örnek vererek, aynı gösterinin Kars-Sarıkamış'ta görev yaptığı yıllarda da yapıldığını ve orada yaşayan insanların Edirne'deki kadar aynı duyguyu taşımadıklarını belirtti. Vali Özdemir, "Sarıkamış'ta da SOLO TÜRK ile beraberdik. Ama bu kadar duygusal değildi. Çünkü Edirne halkı vatanını seven, bayrağına sahip çıkan, Atatürk'ün kurduğu cumhuriyete sahip çıkan halktır. Edirnelileri tanımaktan büyük mutluluk duydum. Artık Edirneliyim ve Edirne'yi her yerde yaşayacağım.’’ . Yaşar GELER Başkan Maltepe Ardahanlılar Derneği Yönetim Kurulu Adına

Gökhan Ataman

20.12.2017 22:50

 

Basınımıza saygıyla,

        Maltepe Ardahanlılar Derneği  yönetimi olarak 20 Aralık 2017 Çarşamba günü, Maltepe İlçe Kaymakamımız Sayın Meftun Dallı’ yı makamında ziyaret ederek yeni kurmuş olduğumuz derneğimizin kuruluş felsefesini, derneğimizin yapmış olduğu, planladığı ve yapacağı projeler ; Ardahan ilimize ait her alanda ki ( eğitim, tarım, hayvancılık, turizm ) bilgiler verildi. Ayrıca projelerimizi anlatan bir de dosya sunuldu. Karşılıklı iyi niyet ve destekleme temennileri iletildi. Son olarak ta, Derneğimizin 29 Aralık 2017 Cuma günü akşam saat 19.00’ da yapacağı ‘’ Sarıkamış Şehitlerini Anma Etkinliğimize davet ettik. İlgi ve destek açıklamalarından dolayı kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz.

        Ayrıca aynı gün Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Faik Kaptan’ı da ziyaret ederek etkinliğimize davet ettik.

                                                                                                                                 20 Aralık 2017

                                                                                                          Yaşar GELER

Maltepe Ardahanlılar Derneği Başkanı

 

16 OCAK 23:41

 

Yaşar Geler bir not yayınladı.

Yaşar Geler

8 MART 00:31

 

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ MÜ DEDİNİZ?

     Evet, her yıl olduğu gibi bir kocaman yıl daha geçti son kutladığımız Kadınlar Günü’nden. Gerçi bu güne neden Dünya Emekçi Kadınlar Günü adı verilmiş bilemiyorum. Kutluyoruz ama bana pek te mantıklı gelmiyor bu isim (Dünya Emekçi Kadınlar Günü). Nedenini soracak oldunuz gibi geliyor bana, gayet tabi ki. Şunun için anlamlı gelmiyor: Acaba bu dünyada emekçi olmayan kadın var mı ki? Bence yoktur. Gerçi bu günün çıkış felsefesi ve yeri hakkında geçen yıllarda ki yazılarımda tarihsel açıklamalarımı yapmıştım. Şimdi o tarihsel süreçleri anlatmadan günümüz bakış açısıyla değerlendirmek istiyorum bu günü.

     Sevgili okurlar, kadın dediğimiz zaman aklımıza o kadar değişik gruplardan değişik simalar geliyor ki aklımıza. Bunlar, öncelikle hayata gelir gelmez ilk tanıdığımız kadın annemiz. Sonra kız kardeşlerimiz, yeğenlerimiz, kuzenlerimiz, arkadaşlarımız, işyerlerimizdeki çalışan kadınlarımız, eşlerimiz, sosyal hayatın içinde olan kadınlarımız, yengemiz, teyzemiz, halamız, ninemiz vb. Bu sıraladığım kadınlardan emekçi olmayan kadın var mı acaba? Elbette ki yoktur. Kız öğrencileri düşündüğümüzde zihinsel ve bedensel emek sarf emiyorlar mı? Çalışan kadınlarımız hayatın her alanında yoklar mı? İster işçi, ister memur vb. iş kollarında. Çalışmayan dediğimiz kesimdeki kadınlarımız evde yan gelip yatıyorlar mı sanıyorsunuz? Elbette ki hayır! Annelerimiz emekçi değiller de nedir sizce? Onca aylar çocuğu karnında taşı, geliştir, doğur, büyütmeye çalış, yedir, içir, doyur sonra evlendir, aile ortamı oluştur, onun çocuğuna bak vs. işler… Hele dışarıda çalışanlar kadınlar, hem işyerlerinde çalış didin, uğraş, sonra gel evde çalış, didin, eşini, çocuğunu memnun ve mutlu etme gayreti içerisinde ol. Ne kadar kolay yaşam tarzı değil mi? İma tabi ki, değil, değil, değil…

     Bu yıl Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ nü farklı bir şekilde yaşama ve değerlendirme olanağı bulduğum için çok mutluyum desem az bile gelir. Evet, bu yıl bu günü daha farklı yaşıyorum. Daha bir huzurlu ve gururluyum. Çünkü bir kadına güzel bir hizmet yapmaktan duyduğum hazzı başka hiçbir şekilde bulamazdım. Bundan birkaç hafta önce bir derneğin sms mesajıyla beynimde kıvılcımlar çakmaya başladı. Kendi köylümüz olan bir kadına yardım yapma çağrısı bir mesajdı bu. Gerçi bu yardımı o dernek ya da o köy halkı yapamaz mıydı? Elbette ki yapabilirdi. Ben de, hem köylüm olduğu için hem de o kişinin yaşamını yakinen bildiğim için ilişkilenmeye başladım. O kadın ki, çocukluğundan beri yalnız kalmış. Aile şefkatinden yoksun bırakılmış. Çocukluğu yetiştirme yurtlarında geçmiş, okulunu bile bu yurtlarda tamamlamış, hatta ve hatta yüksek okulunu bile yetiştirme yurdu sayesinde bitirmiş bir genç kızdan sözden ediyorum. Bu genç kız zorunlu olarak yaşı gereği yurttan ayrılmış, bir süre halasının evinde yaşamaya başlamış. Daha sonra kendi ayakları üzerinde durmaya karar vermiş ve erkek kardeşi ile bir tutmuş ve burada yaşamaya çalışacak olan genç kızımız, genç bir kadın. Bu genç kadın sonunda bir gıda marketinde de iş bulmuş ve yaşamını düzene koymaya çalışmıştır.

     Ben bu genç kıza nasıl yardım edebilirim diye düşünürken, genç kızımız evini kurabilmek için ihtiyacı olanları anlattı bana. Ben de bu isteği sınırlarımız içerisinde olan belediyemiz yetkilileriyle görüşerek ikinci el ürünlerden bir eve gerekli olan hemen her şeyi temin ettik. O esnada o genç kızın gözlerinin içi gülüyordu. Onun vardığı huzur ve mutluluk görülmeye değerdi. İşte bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü klasiği de benim tarihsel sürecimde yerini almış oldu. Bu vesileyle yeryüzünde var olan tüm kadınların gününü kutluyor, saygıyla önlerinde eğiliyorum. Hayatımıza giren kadınlar iyi ki varlar. İyi ki onları tanımışız. İyi ki onlarla hayatlarımızı anlamlandırmışız. Gününüz kutlu, geleceğiniz mutlu olsun kadınlar!    08 Mart 2018                          

 Yaşar GELER

Uz. Eğitimci-Yazar

8 NİSAN 21:27

 

Merhaba Yusuf, yeni yazım...OKUMUYORUZ!

Okumuyoruz! Okumuyoruz! O-ku-mu-yo-ruz!  

Okumadığımız için anlamıyoruz. Anlamadığımız için yorumlayamıyoruz. Yorumlayamadığımız için de eğriyi-doğruyu, iyiyi-kötüyü vb… bulamıyoruz. Sonuçta kulaktan dolma ve sürü misali her söylenene kanıyor, körü körüne birilerinin arkasından koşturmaya devam ediyoruz.

Zaman bilişim çağı. Özelliklede sosyal ağlarla iç içeyiz. Zamanımızın % 60’ ı neredeyse sanal sosyal ortamlarda geçiyor. Gerek telefon, gerekse bilgisayar başında onlarca zaman geçirmemize rağmen kayda değer bir gelişmemiz de yok. Sanal Sosyal Ortamlar almış başını gidiyor. Etkin kullanıldığında neler yapabileceği de ortada. Nüfusun neredeyse % 80’ i zamanının büyük bir bölümünü bu ortamlarda geçiriyor. Ancak eğitim, öğretim, gelişim, kültür ve iletişim alanında ilgili ya da mesleki anlamda ilgili olan oran sanıyorum ki % 10-15 civarında. Çünkü okumuyoruz. Sosyal paylaşım ortamlarını inceliyorum, neredeyse % 30 civarında Sosyal paylaşım-iletişim gurupları mevcut. Bu guruplarda ki paylaşımları inceliyorum, yapılan paylaşımlar hep kes-kopyala-yapıştır türünden. Aynı anda onlarca paylaşım arka arkaya… Gören, bilen, duyan, okuyan ya da anlayana aşk olsun. Gurupları geçin, kişisel sayfalarda da durum pek farklı değil. Bir paylaşım yaparsın on saniye içerisinde onlarca hatta yüzlerce beğeni. Bu sizi mutlu eder. Mutlu eder etmesine de, anlam ifade eder mi? Orası muamma! Ha bu beğenilerde genellikle görsellerde(resim-fotoğraf) .  Yorum, neredeyse sıfır. Yazı, makale, şiir vb. paylaşımlarda beğeni ya da yorum neredeyse hiç yok. Neden? Çünkü okumuyoruz. Okumayı sevmiyoruz. Okumaya zaman ayırmıyoruz. Okursak, düşünmek zorunda kalırız. Düşünmeye başlarsak yorum yapma ihtiyacımız doğar. Sonra fikir üretimi vs… oooo dünyanın yolu kim ister bunu, hazırcılık ve kolaycılık varken. Hatta başkasının aklıyla hareket etmek varken, değil mi? Bunun gibi önemli bir duruma kim zaman ve emek harcasın. Bir fotoğraf görüp, bir tıkla beğeni varken.

Sağlıklı düşünceler, sağlıklı beyinlerde gelişir. Okur, anlar, analiz-sentez yapar, yorumlar ve fikir üretir. Düşünür ve üretmeye başlar. Böylece yanlışı-doğruyu fark eder. İyiyle- kötüyü ayırt edebilir. Kimseye kul-köle olmak istemez ve olmaz. Hatta kendi ürettiğini satmaya çalışır. Toplumun bir kesimi kendi fikirlerinden yararlansın ister. Toplum için çalışayım, toplum benden yararlansın, fikirlerimden yararlansın umar. Bundan önce de birkaç defa buna benzer yazılar yazdım. Bu konuyu (okuma konusunu) anlatmaya çalıştım ama nafile. Olmuyor, yapamıyorum, başaramıyorum! Ama ben inatla bu okuma konusu üzerinde durmaya devam edeceğim. Okulda bile okuttuğum, yetiştirmeye çalıştığım öğrencilerime özellikle okuma alışkanlığı kazandırmaya özen gösteriyorum. Küçük yaş guruplarında bunu rahatlıkla başarabildiğimizi düşünüyorum. Ama ne hikmetse otra okul, lise, üniversite ve meslek yaşamlarında bu oran kronolojik olarak düşmeye başlıyor.

Her yazar-çizer gibi ben de isterim ki, yazdığım ve yayınladığım bir yazımı okur kitlesi okusun, yorumlasın, eleştiri ve kritik yapsın. Yapsın ki, ben de kendime çeki düzen vereyim. Eksiğimi fark edeyim. Hatalarımı ve yanlışlarımı göreyim ve doğruyu yakalayayım. Kişiler beğenilmese de, fikirleri benimsenmese de okunmalı bence. Okunmalı ki, farklı düşünceleri tahlil edebilme şansın olsun. Bunun için, mutlaka ama mutlaka o-ku-ma-lı-yız!

Sosyal ağ ya da sosyal ortamın anlamı veya amacı, sosyalleşme, geniş çevre edinme ve geniş kitlelerle iletişim kurmaktır. Zaman zaman sosyal paylaşımların ne kadar önemli ve etkili bir araç olduğunu bilmekteyiz. Ama bir o kadar da sanal sosyal ortamlarda kaybolduğumuzu, yapayalnız kaldığımızı, toplumdan soyutlanmış olduğumuzu ve asosyal bir insan kitlesi oluşturduğumuzu da bilmemizde yarar var. Tanrının ilk emri de ‘’OKU!’’ değil mi? O halde okuyalım arkadaşlar. Mutlaka okuyalım. Okuyalım ki, kültürümüz genişlesin. Rahatlıkla konuşabilelim, yazabilelim. Kelime dağarcığı az olan bireyle ne konuşabilirler ne de yazabilirler. Kendimizi rahatlıkla ifade edebilmenin, anlatabilmenin yolu okumaktan geçiyor. Sınır yok, kimi, neyi istersen onu oku. Ama illa ki oku. Umarım ki bu yazımı sonuna kadar okursunuz.  Geçmişte bir arkadaşımla ilgili bir yazımı paylaşmıştım. O arkadaşım, başından bir paragraf sonundan bir cümle okumuş ve beğeni yapmış. Sonra itiraf etti ki yazıyı sadece başlığıyla değerlendirmiş. Yazımı tam olarak okudun mu? Ve yazının içeriği ile ilgili bir şeyler sorduğumda okumadığını ifade etti. Ama hakkını yemeyeyim beğeni butonunu kullanmıştı arkadaşım. Lütfen bunu yapmayalım arkadaşlar. Bir yazının okunması en fazla beş dakika zamanınızı alır. Mutlaka okuyalım hatta kritik yapalım, sonra da yorumlayalım.

Yaşar GELER

Uz. Eğitimci-Yazar

29 NİSAN 21:30

 

MAKALE HOŞGÖRÜ VE KARDEŞLİK.docx

Merhabalar yeni yazım. Beğeninize sunulur.

3 MAYIS 09:36

Lütfen bu videoyu olabildiğince yayalım takı vicdan sahibi bir yetkilinin kulağına girene kadar

Oynat  

-4:17

Sesini Aç

10 HAZİRAN 16:10

 

Merhabalar yeni yazım...                                 HER ŞEYİ GÖRDÜM!

Evet, gördüm her şeyi gördüm.

İnsan yaşamı koskocaman, upuzun bir zaman dilimi. Tabi ki uzunca yaşayabilenler, ömrü uzun olanlar için. Daha bebekken, çocukken, gençken, orta yaştayken, biraz yaşlanmışken ve artık gücü takati kalmamışken, hatta Allah’ım bana ve bakanlarıma ızdırap çektirme diye ölümü bile kurtuluş sayanları da gördüm. Onlar için yaşam da çok kısa.

 Ahlaklı insanları da ahlaksızları da gördüm.

Aptalları da akıllıları da gördüm.

İnsan olanları da; hayvana hakaret olur diye hayvan adı dahi anılamayacak olanları da gördüm.

Vefalı olanları da; vefanın sadece bir semt adı olarak anıldığını hissettiren insanları da gördüm.

Sevgiyi doyasıya tadan insanları da; sevgiye muhtaç olanları da gördüm.

Bir  tane olup hayırlı olan evlatları da; yedi-sekiz tane olup ta bir tanesi bile hayırlı olmayan evlatları da gördüm.

Durumu kurtarana kadar Keçiye Abdurrahman Çelebi diyenleri de; durumu kurtardıktan sonra kral benim, benden başka kral tanımam diyenleri de gördüm.

Ahlaklı, namuslu, vatan ve millet için siyaset yapan siyasetçileri de; sadece kendini, çevresini ve amaca ulaşmak için her yol mubahtır diyebilen siyasetçileri de gördüm.

Varlığı sürdükçe, ekonomik gücü oldukça baş tacı edilen ebeveynleri de; elden ayaktan düştükten, malını mülkünü kaybettikten sonra el aleme muhtaç kalan ebeveynleri de gördüm.

Okulda çocuğu oldukça öğretmenine kus kurban olan, ondan başka öğretmen tanımayan velileri de; çocuk okuldan ayrıldıktan sonra yolda görse bile selam vermekten imtina edebilen şahsiyetleri de gördüm.

Başarıları hazmedemeyen, neden onun çocuğu daha ileride diye düşünebilen insanları da; ancak, benimki de yetenekli olsaydı O’nu da öğretmen değerlendirirdi diyemeyen ya da düşünemeyen velileri de gördüm.

Aslen düşüneceği okul olduğu halde okuldan çok kendini, cebini ya da makamını kurtarmaya çalışan, çalışanları arasında bariz ayrımcılık yapan müdürleri de gördüm; gerçekten vatansever olan, kendinden çok toplumu düşünen, öğretmenler ya da diğer çalışanlar arasında ayrım yapmayan müdürleri de gördüm.

Ailesine, arkadaşına, çevresine, vatanına, milletine, diline, dinine, bayrağına saygıyla, minnetle bağlı olanları da; tüm bu değerlere ihanet edenleri de gördüm.

Yaşamını, toplumun ve bireylerin sağlıklı yetişmesine adayan insanları da; toplumun kanını bir vampir gibi emen, ülkesinin altını bir köstebek gibi oyabilen alçakları da gördüm.

Tüm yaşamına ailesine adamış anneleri de gördüm; kendini ortaya atmış ne yaptığı belli olmayan, anne adına uygun olmayan ancak zorunluluktan anne denebilen anneleri de gördüm.

İyi bir aile reisi olabilen babaları da gördüm; ailesinden başka her şeyi düşünebilen ve yapabilen babaları da gördüm.

Daha neler gördüm neler… Oysaki şu kısacık ama yaşandıkça uzayan ömür de, iyilik yapmaktan, pozitif düşünmekten, insanları mutlu etmekten, yoksulları doyurmaktan, öksüzleri sahiplenmekten, toplumun her kesimine saygılı davranmaktan, insanları öteki-beriki diye ayırmamaktan, her zaman doğrulardan yana olmaktan kime ne zarar gelir ki!

Öyleyse gelin tüm mutlulukların var olduğu, huzurlu bir dünyaya merhaba diyelim. Merhaba kocaman sevgi ve huzur dolu dünya, merhaba ey insanlık, merhaba barış, dostluk ve sevgi merhaba. 10 Haziran 2018

Yaşar GELER                                                                                                                                                                                                Uz. Eğitimci-Yazar

23 TEMMUZ 17:01

 

HERKES ŞİDDETE HAYIR DEMELİ!

     Son zamanların en çok konuşulan konusudur ŞİDDET. Dolayısıyla bu yazımın konusu da tabi ki şiddet olacaktır.

     Neredeyse hayatımızın bir parçası haline geldi şiddet. Evde şiddet, okulda şiddet, hastanede şiddet, işyerlerinde şiddet, sokakta şiddet vb. Bunun neden olduğu durumu ise, toplumsal psikolojik sarsıntıya bağlayabiliriz. Yani toplumsal olarak ruhsal dengemizde bir bozulmanın var olduğu acı gerçeği ile karşı karşıyayız. Çünkü şiddet neredeyse hayatımızın her alanında ve her anında var olmuş. Şiddet derken sadece fiziksel şiddet olarak algılanmamalı. Fiziksel şiddetin yanında psikolojik şiddeti de uzak tutmamak gerekir. Sanırım günümüzde psikolojik şiddet fiziksel şiddeti de geçmiş durumdadır.

     Şiddeti içeren unsurları yok etmeden yani bataklığı kurutmadan sinekleri yok etmeye çalışmak sorunu çözmez. Yani kaçınılmaz gerçek şu ki, şiddeti doğuran nedenlerin üzerine gidilmeli, toplum bu anlamda iyi ve sıkı bir eğitimden geçirilmelidir. Şayet insanları iyi eğitirseniz, sorunlarının çözümünde şiddete değil de gerekli yasal yollara başvurarak sorununu çözmeye çalışacaktır. Doğal olarak ta şiddet toplumumuzun bir belası olarak hayatımızdan çıkmış olacaktır. Bundan birkaç hafta önce yurdumuzun bir beldesinde tatile gitmiştik. O belde de maalesef bataklık alanlar çok fazlaydı. Hele de özellikle turizme en uygun doğası olan bir belde de denizle kara arasında yaklaşık 300-500 metrelik genişlik ve 2-3 kilometrelik uzunluktaki bir alanın iyileştirilmesi gerekiyor. O kıyıda yaklaşık 5 site mevcut ve tahmini 300-400 ailenin yazlık evi var. Biz de bir haftalığına tatil için yakınlarımızın yanına oraya gittik. Deniz, kum, kıyı, orman ve mükemmel evler ve güler yüzlü insanlar topluluğu mevcut. Ama gel gör ki bir kadar da sivrisinek mevcut. Uzatmayalım insanlar orada rahat edebilmek için her akşam tüm vücutlarına ilaçlar sürerek sineklerden korunmaya çalışıyorlar. Ben ise, saf yakalandım ve ilaç sürmeden günümü geçirmeye çalıştım. Doğal olarak şişmeyen bir yerim kalmadığı gibi İstanbul’a döner dönmez de hemen doktor, eczane vs. ilaçla kendime gelmeye çalıştım. Daha oradayken, yani tatildeyken oradaki insanlara sineği öldürmeye çalışmanın bir yararı olmayacağını, ilaç sürmenin geçici bir çözüm olduğunu asıl olarak sitenin hemen önündeki alanın resmi yerlerden kaymakamlık, belediye gibi devlet kuruluşlarından destek istenerek bataklığın kurutulması gerektiğini ve ondan sonra orada rahat tatil yapılabileceğini anlattım Umarım uyarımı dikkate alırlar. Bu benzer örnekten sonra asıl soruna gelelim.

     Şiddet konusunda ben sizlere özellikle iki kamu kurumundan söz etmek istiyorum. Bu kurumlar ülkemizin kamu alanında çalışan ve yapısal durum açısından neredeyse ülkemizin yarısını kapsayacak nitelikte kurumlardır. Bu kurumlar ki, hemen hemen ülkemizin geleceğinde söz sahibi olan kurumlardır diyebiliriz. Bu kurumlar olmadan yaşamda olmaz sağlıklı düşünmede olmaz. Bu kurumlardan birincisi Milli Eğitim Kurumu, ikincisi ise, Sağlık kurumudur. Milli Eğitimde yüzbinler milletimizin ve ülkemizin geleceğine yön verecek beyinler yetiştirmek için çaba sarf ediyor. Diğer sağlık kurumlarında ise, yine yüzbinler milletimizin ve ülkemizin sağlıklı bireyleri ve sağlıklı yöneticileri olması için çaba sarf ediyorlar. Elbette ki bu iki kurumdan başka çok nitelikli kurumlar da yok değil. Ancak bu iki kurumun karşılaştığı sorunlar açından bakarsak önemleri ve zorlukları ortaya çıkıyor.

     Şimdi gelelim bu iki kurumun şiddetten en çok etkilenen iki kurum olmasına. Neden bu iki kurum daha çok şiddette uğrar önce ona bakalım. Bu iki kurumda halkla en fazla iç içe olan kurumlardır. Çünkü bu iki kurumun da malzemesi insandır. Bu kurumların insan olmadan var olması mümkün değildir. Her anında insan olan bu kurumların diyaloglarında da muhtemeldir ki insan vardır. Hele hele bir yanda minicik çocuklardan başlayan insan kitlesi, değer yanda sağlığını yitirmiş ya da az da olsa sağlığı bozulmuş insan kitlesidir. Ancak acı bir gerçek var ki, burada muhatap olan ya da olunan ne minicik çocuklar ne de sağlıksız insanlar değildir. Asıl sorun olan ve muhatap olunan bu insanların ebeveynleridir.

Bu insanların yakınları toplumda var olan sorunların temelini teşkil etmektedirler. Gün geçmiyor ki bir öğretmene şiddet uygulanmasın. Gün geçmiyor ki bir sağlık çalışanına şiddet uygulanmasın. Oysa o sağlık çalışanı insanlar ne yapıyorlar, bir kısmı sağlığı bozulmuş olan diğer insanların sağlıklarını düzeltmeye çalışıyorlar. Diğer gruptaki yani Milli eğitimdeki insanlarda yine diğer insanların çocuklarını yurduna, vatanına, milletine iyi bir insan olarak yetiştirmeye çalışıyorlar. Bana göre bu iki meslek gurubu da çok kutsal görev gurubudurlar. Zaten yakın zamana kadar da saygınlığı ve kutsallığı olan mesleklerdi. Bir öğretmenin yanına giden insanlar saygıyla yaklaşırlardı bu meslek insanlarına. Yine hastanelere giden insanlar da aynı nezaket ve saygınlıkla davranırlardı sağlık çalışanlarına. Gel gör ki şimdilerde ne nezaket kaldı, ne de saygınlık. Bu iki meslek gurubunun insanları her dakika bir taciz ve saldırıyla karşı karşıyadırlar.

     Şimdi duyar gibi oluyorum ki, yani bu meslek gurubun insanları her şeyi doğru mu yapıyorlar? Ya da hiç yanlış bir şey yapmıyorlar mı? Elbette ki yanlışları da, eksikleri de ve hataları da vardır. Her insan gibi onların da bir takım kusurları vardır ve olacaktır. İnsan olduğumuza göre olmaması yanlış olur. Doktor ya da başka herhangi bir sağlık çalışanı yanlış yapmıştır ya da kusuru olmuştur. Doktor görevini yaparken, bir şeyler yanlış olmuş olabilir. Hasta yakını ne yapıyor? Hemen saldırı, doktor darp ediliyor ya da başka bir olumsuz sonuç. Ya be kardeşim memlekette hukuk sistemi diye bir kurum var. Bu sorunları anlamak, çözmek ya da gerekli cezai işlemi yapmak üzere kurulmuş. Sen ne yapıyorsun, bu sorununu hukuka taşımak, adalete vermek yerine saldırıyorsun. Peki diyelim ki o doktor suçlu. Senin ona karşı davranışın masum mu? Sen de ona saldırarak oldun onun kadar suçlu. Şiddet şiddeti doğurur. Suç suçu doğurur misali sen ona, o senin yakınına, senin yakının onun yakına bu sürer gider… O halde hayatımızı sağlık kılmak üzere canımızı ellerine teslim ettiğimiz sağlık çalışanlarına saygılı davranalım. İnanın ki, saldırıya uğrayan o çalışanlardan çok azı bilerek ya da bilmeyerek kusur işlemiştir. Kurunun yanında yaş ta yansıyor misali olmasın. Dediğim gibi; gerçekten kusurlu ya da suçlu olanları varsa onları adalete teslim edelim. Nasılsa adalet bir gün er veya geç tecelli edecektir. Yakın zamanımızda bunun çok örneğini yaşadık.

     Şimdi de gelelim Milli eğitime. Yukarıda da bahsettim gibi, Milli eğitim çalışanları, özellikle de öğretmenler en çok şiddete maruz kalan meslek insanlarıdır. Çocukla arasında ki en ufak bir sorun bile, çocuğun yakınları tarafından öğretmene karşı ya psikolojik ya da fiziksel bir şekilde geri dönüş yapmaktadır. Bunu yaşayan öğretmen de artık bana ne? Ne haliniz varsa görün. Benden uzak olsun da 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Dogu Medya -Dogukultur. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya
DKM MEDYA GROUP -1
STK-DERNEKLER
FİRMALAR-İŞ DÜNYASI
STK-İŞ DÜNYASI MESAJLAR
DKM MEDYA GROUP-2
TÜRKİYE-BÖLGE, FİRMALAR- İŞ DÜNYASI
DOĞU KÜLTÜR MEDYA
SERHAT HABERLER
BAĞLANTILARIMIZ
STK-İŞ DÜNYASI MESAJLAR
STK-DERNEKLER
FİRMALAR-İŞ DÜNYASI
DOĞU KÜLTÜR MEDYA