TC REJMİ TARIM ARAZİLERİNİ İSRAİL-ABD ÖNÜNE GELENE SATMIŞ..

TC rejmi çaktırmadan yüzyıllardır biz anadolu-mezopotamya halklarına soykırmı dayatan Osmanlıyı yıkarak ülkemizi filistine çeviren siyonist yahudilere ve yerli işbirlikçilerine dağlarımızı ovalarımızı tarımımızı sularımızı satmaktadır..
Bu haber 2023-04-27 09:50:50 eklenmiş ve 839 kez görüntülenmiştir.

 

TC REJMİ TARIM ARAZİLERİNİ İSRAİL-ABD ÖNÜNE GELENE SATMIŞ..

 

TC rejmi çaktırmadan yüzyıllardır biz anadolu-mezopotamya halklarına soykırmı dayatan Osmanlıyı yıkarak ülkemizi filistine çeviren siyonist yahudilere ve yerli işbirlikçilerine dağlarımızı ovalarımızı tarımımızı sularımızı  satmaktadır..

 

İktidar yâda muhalefetle ilgili bir durum değil. TC rejmi Ak Partiden önceki hükümetlerden başlayarak günümüze 25 milyon m2 tarım arazisini satarak hem gıda ve tarımın yabancıların eline geçmesini sağlamış, hem de büyük marketler zinciri ile vatandaşa her gün operasyon yapılmasının yolunu çok ince operasyonlarla döşemiş..

 

Tersi bir örnek vererek durumun vahametinin anlaşılmasına çalışalım. Gidip terörist israilden tarım yapmak için arazi alıyorsunuz.. Bundan ne halkın ne milletin ne de STK’ların haberi yok.. Terörist israilin ingilterenin yayılma politikası ve düşürülmüş amarikanın ülkemizi kuşatması göz önüne alındığında tc devleti siyasi partileriyle kanunları ile 80-90 milyon vatandaşa ihanet etmekte, ülkemizi çaktırmadan siyonistlere ve yerli işbirlikçilerine peşkeş çekilmektedir..

 

Şimdi TC siyasetine ve seçim propagandalarına bakın cılız istisnalar dışında ülkemizin derinden işgali ve satılması ile ilgili tık yok..

 

Ana muhalefet adına ortaya çıkan zatul hayrani her konuşmasının satır aralarında ülkemizi İngiliz-amerikan yahudi siyonist tefecilere nasıl satacağını ballandıra ballandıra anlatırken.. İktidar kanadı ise tc rejimini yıkma halkın devletine çevirmek için dişinizi sıkın diyor ve anır ahır kabirlerde yerlere kadar yatıyorlar..

 

Ülkemizdeki basın ekseriyası türk adını kullanan siyonistlerin, terörist nato  basını.. Dağlarımızın ovalarımızın sularımızın ülkemizin filistin misali siyonistlerce işgal edildiğini gizlerken..  STK siyaset alanında bu ölümcül gerçekleri görmeyecek davar sürüleriyle doldurulmuş durumda..

 

Bu davarlar patates-soğan, kurd-turk, alevi suni, sağcı-solcu modunda hala birbirlerini tekmelemekle meşguller..

 

Ülkemizi batılı güçlerin arka bahçesi ve sömürgesi yapan İngiliz sahte kurtuluş savaşı ve oyunları ve sahte kurtarıcılarla dışardan getirdikleri 1 milyon çakma siyonist nüfusla 100 yıldır bize soykırımı dayatan tc kurucu partisi CHP nin bir vekilinin tarım arazilerinin satışıyla ilgili röportajını aynen yayınlıyoruz..

 

Radyo Sputnik’te yayımlanan Elif Sudagezer Tüzüner ve Fethi Yılmaz’la Seçim Özel programına konuk olan CHP milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin son 10-12 yılda 25 milyon tarım arazisinin yabancı ülkelere satıldığına işaret etti. Gürer, artan et ve soğan fiyatlarının çözümlerini, ülkesinin olası tarım-hayvancılık rotasını da anlattı.

 

Tarım ve hayvancılık, seçimlere giden Türkiye’de hak ettiği ölçüde tartışılmayan konuların başında geliyor. AK Parti’nin 2011’de seçim beyannamesinde, 2023 yılında tarımsal milli gelirin 150 milyar dolara, ihracatın 40 milyar dolara çıkarılması ve ülkenin tarımda dünyanın ilk 5 ülkesi arasında yer alması hedefleri açıklanmıştı. Ancak bugün gelinen noktada ülke 34 milyar dolarlık gelirle dünya 10’uncusu konumunda. Üstelik bir de 2020’den itibaren tüm dünyayı etkisine alan pandeminin darbe vurduğu gıda tedarik zinciri, tarımsal üretim ve hayvancılığın önemi çok daha kritik bir noktaya taşıdı.

 

Türkiye’nin tarım ve hayvancılıkta temel sorunları neler?

 

Etkileri henüz geride kalmayan bu pandemi de düşünüldüğünde, halihazırdaki tarım ve hayvancılık hedefleri yeterli mi? Bu hedeflere ulaşmak için neler yapılmalı? Türkiye’nin bu alanda önündeki en önemli sorunlar neler? CHP milletvekili ve CHP Niğde 1. Sıra milletvekili adayı Ömer Fethi Gürer, ülkenin tarım ve hayvancılıkta izlemesi gereken yol haritasını, Radyo Sputnik’te yayımlanan Elif Sudagezer Tüzüner ve Fethi Yılmaz’la Seçim Özel programında anlattı.

 

Ülkenin tarım ve hayvancılıktaki öncelikli sorunlarına işaret eden Gürer “Tarımda en önemli 5 sorun; planlama, öngörü, girdi maliyetlerinin yüksekliği, küresel iklim değişikliğine uygun ürün detaylarının geliştirilmemesi ve hayvancılıkta mera alanlarına ilişkin çalışmaların artırılmaması. Tabii bunlara yerli ata tohumları dahil olmak üzere Türkiye’de üretim anlamında gübreden yeme kadar yapılması gerekenleri de ekleyebiliriz” dedi.

 

Soğan krizini tetikleyen ne oldu?

Son dönemdeki soğan tartışmalarını da değerlendiren CHP’li Gürer, “Türkiye şu anda 15 soğan üreten ülkenin arasında. Türkiye’nin bakanlık verilerine göre soğanda kendi kendine yeterlilik oranı yüzde 114. Geçtiğimiz dönemde 2021 yılı ekiminden sonra ürün tarlada kaldı . 80 kuruşa mal olan ürün 60 kuruşa satılamadı. Ben o dönemde Şereflikoçhisar’da, Haymana’da, Polatlı’da ya da Amasya’da soğan üreticilerini tarlada ziyaret ettim. Şu anda Türkiye'nin aslında soğan açığı da yok ama buna rağmen Türkiye Bulgaristan dan soğan ithal etmek de zorunda kaldı geçtiğimiz dönemde. Hem ihraç hem ithalatı olan bir ülkeyiz. 2022 yılında da geçmiş yıllara oranla üretim artışımız da oldu. Bakanlık verilerine göre 2 milyon 300 bin ton, farklı kaynaklara göre de 2 milyon 800 tona varan üretim söz konusu. Bunca üretime rağmen planlama olmadığı için ve kışlık ürünün yazlık ürüne bağlantısını sağlayan stoklama ve bununla ilgili planlama gerçekleştirilmeyip işlenmiş ve dondurulmuş gıdaya da çevrilmediği için ürün ya çöp oluyor ya da tüketiciye pahalı olarak yansıyor. Bu, tamamen siyasi iktidarın yeterli önlemleri almayıp bu konudaki saldım çayıra mevlam tutumundan ötürü” diye anlattı.

Soğanın doğru planlanmadığı takdirde 1 yıl az, 1 yıl çok olduğunu anlatan Gürer, “Dünyada soğan verimi açısından en yüksek ülkelerden biriyiz. Ama aynı zamanda tüketimi de en çok olan ülkelerden biriyiz. Çünkü kişi başı tüketim dünyada 6.5-7 kilo iken ülkemizde 20 kilonun üzerine kadar çıkıyor. Çünkü Türkiye’de soğanın girmediği yemek yok. Siyasi iktidarın planlayıcı bir yaklaşımla bunu çözmesi lazım” diye devam etti.

 

Çiftçiler neden topraklarını terk ediyor?

 

“Türkiye son 30 yılda toplam tarım arazileri içinde 5 milyon hektar daralma oluştu. Özellikle son 22 yıllık uygulamada uygulanan ithalatçı politikalar sanayide ve turizmde gelişin mantığı doğal alarak tarım alanlarını daraltmış durumda. 1 milyona yakın çiftçi tarımı bıraktı. Köyden kente göç verildi. Bugün köylerde 55 yaşın üstündeki nüfus yaşıyor, bir de büyükşehir yasası ile bazı köylerin mahalleye dönüşmesi farklılıkların oluşmasına neden oldu. Çiftçi, makul bir kar elde sağlayamadığında üretimi bırakıyor. Tarımdan uzaklaşıp, kentlere göç ediyor. Ama düşündürücü olan bir şey var ki; o da şu: Türkiye’nin 25 milyon metrekare ekilebilir tarım arazilerinin de dahil olduğu arazisi, 10-12 yılda yabancı ülkelere satıldı. Ürdün, Katar, Suudi Arabistan, İsrail, ABD gibi ülkeler tarafından bu tarım arazileri alınmış.”

Yabancı ülkelere satılan tarım arazilerinde tarım mı yapılıyor yoksa üzerlerine konut mu inşa ediliyor?

“Tarım yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Zira ben bunu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na Türkiye’nin ne kadar tarım arazisi olduğu yönündeki soru önergesi sonucu öğrendim. Bana verdiği yanıtta birinci yıl buğday, zeytin arpa gibi tapu kadastro kayıtlarında arazi görülen yerlerin bu ülkelere satıldığını söylediler. 10 yıllık sürede 20 milyon metrekare iken 2022 yılında yalnızca 5 milyon metrekare arazi satışı gerçekleşmiş. Bu arazilerin yatırım amaçlı mı tarım amaçlı mı yoksa farklı organize sanayi ya da fabrika alanı mı olduğu konusunda bilgi verilmedi. Ama örneğin Niğde de İtalyanlar tarafından 600 dönüme yakın elma bahçelerinin olduğu alanlar var. Bunun gibi bazı yerlerde elma üretimi bazı yerlerde farklı ürünlerin üretildiği arazilerin varlığını biliyorum. Ama bütünü mü bu şekilde kullanılıyor bu konuda bilgi sahibi değilim.”

 

‘Et fiyatlarının artması, Türkiye’nin hayvan varlığını dönüştürmesiyle ilgili’

 

Bir diğer fiyat krizi de kırmızı ette yaşanıyor. 1980 yılında Türkiye 45 milyon nüfusu olan ve 2023‘de 85 milyonluk bir nüfusa erişti. Aynı dönemde hayvan sayısında 85 milyondan 55 milyona kadar düşmüş.. Hayvancılık artık kazandırmıyor mu, Avrupa’da Türkiye kadar fiyat artışı yaşanmıyor. Peki Türkiye nerede hata yaptı?

 

Ömer Fethi Gürer, et fiyatlarındaki hızlı artışın Türkiye’nin hayvan varlığını dönüştürmesiyle ilişkisine işaret etti:

“Türkiye kendi hayvan varlığını dönüştürdü. Örneğin yerli ırk dediğimiz kırmızı kara, boz inek, sarı kız gibi yetiştirilen hayvanlar yerine tamamen ithale yönelik kültür melezi ırklara yöneldi. Onlar yerine sementa montofon, angus gibi hayvanlar geldi. Bu hayvanların Türkiye’ye getirildikten sonra bunlardan süt ve et alabilmek için onlara uygun yem tüketmesi gerekiyor. Mera hayvancılığı yerine 12 ay kapalı hayvancılık yapılmaya başlanınca yem fiyatları ciddi ölçüde arttı. Yurtdışından her yıl 12 buçuk milyon ton yem ithal ediliyor. Bu ithal edilen yemler mısır soya arpa ve bu ithal yemlerin de dövize bağlı fiyat artışları hayvancılığı önemli ölçüde sekteye uğrattı. Özellikle geçtiğimiz yıllarda gebe inekler ve süt inekler kesime gitti. Doğal olarak bu hayvanlar en azından bir düve 5 hayvan doğurur bu süreç böyle devam ettiği için, hayvan açığı oluştu. Yine ithalci bir politika geliştirildi şu an Türkiye tekrar ithal etmek noktasına geldi.”

 

‘Buzağı ölümleri engellenirse Türkiye’nin et açığı biter’

 

Türkiye’nin hayvan varlığı olarak kritik bir noktaya geldiğine işaret eden Gürer şöyle devam etti:

“Buzağı ölümleri engellense Türkiye’nin et açığı biter ama engellenmiyor. Özellikle ithal hayvanlardan kaynaklı hayvan hastalıklarının yarattığı olumsuzluklar da var. Geçtiğimiz dönemde Irak’tan ithal edilen hayvanlardan gelen hastalık özellikle Çukurova’da ve Güneydoğu’da hayvan kaybına neden oldu. Ayrıca yaşadığımız depremde ciddi hayvan kayıpları meydana geldi.

 

Maraş’ta, Hatay’da, Diyarbakır’da, özellikle kırsalda bağlı olan 3-4 ineğin öldüğünü gördüm. Koyunlar ahır yıkılsa da birazı kendini kurtarabilmiş. Bunun yanında strese bağlı yavru atmalar çok oldu. Deprem bölgesindeki sorunlar, yemdeki fiyat artışları, hem zamansız hayvan kesimleri hayvan açığının devamını getiriyor. Yapılması gereken şu, desteklerle köyde kırsalda hayvancılığın geliştirilmesi gerek. Bizim iktidara geldiğimizde vadimiz şu, genç ve kadınların kırsala dönüp çiftçilik ve hayvancılıkta uğraşması halinde SSK priminin devlet olarak karşılanacağını taahhüt ediyoruz. Çünkü kırsala dönüşü sağlamak gerekiyor çünkü Ukrayna-Rus ilişkilerinin bozulması, pandemi, kuraklık dünyada ülkelerin kendi kendine yeterliliğini zorunlu hale getirdi. Bu konuda çalışma yapan ülkeler ayakta kalıyor. Türkiye'nin havası suyu çiftçisi var eğer bunları sahiplenirse kendi kendimize yeteriz.”

 

‘Kırsalda mazota ÖTV-KDV kaldıracağız, milli gelirin yüzde 1’ini çiftçiye vereceğiz’

 

“İktidara geldiğiniz takdirde 1-2 yılda öncelikli olarak neler yapardınız” sorusuna Gürer şöyle yanıt verdi:

“Kırsalda mazota ÖTV-KDV kaldıracağız. Çiftçilerin bankalara olan kredi faiz borçlarını sileceğiz. Ziraat Bankası’nı yeniden çiftçi kuruluşuna dönüştüreceğiz. Tarım kredi kooperatiflerini yeniden yapılandırarak girdi maliyetlerinin düşmesini hem de üretimden sonra satış ve pazarlamada kooperatifleri devreye alacağız. Bunun yanı sıra taban fiyatı önceden açıklayarak çiftçinin üretime yönelmesini sağlayacağız. Milli gelirin yüzde 1 ini çiftçiye vererek, bununla alakalı 2006 yılında çıkan kanun var uygulanmıyor, çiftçi refahını sağlayıp kırsalı ayağa kaldıracağız. Ondan sonra işlenmiş ve dondurulmuş gıda üzerinden katma değerli ürün üretip Türkiye'nin ürettiği ürünleri dünya markasına dönüştüreceğiz.”

 

‘Sorunlara kamucu anlayışla bakılmalı’

 

Çiftçinin ucuza sattığı ürünün pazarda pahalı olmasının önüne kooperatifçilikle geçilebilir mi?

“Burada niyet önemli. Siz çiftçiyi ve tüketiciyi koruyacağım derseniz sorunu çözersiniz. Ama buradan birileri vurgun yapsın derseniz bunu önleyemezsiniz. 2012 yazında hal yasası değiştirildi, fiyatların yüzde 25 düşeceği söylendi o zamandan bu güne kadar fahiş fiyatlar değişmedi daha çok zam geldi. Bunun bir nedeni sözleşmeli tarıma geçildi. Sözleşmeli tarımda doğrudan uluslararası tekeller, büyük marketler Türkiye'de ürün yetiştirdiler, markette 3-4 el değiştiren ürün ile aynı fiyattan sattılar. Burada yönetim önemli. Kamucu bir anlayışla sorunlara bakarsanız, serbest piyasa ekonomisini serbest soygun ekonomisi olarak uygulanmasına izin vermezseniz bu sorunları aşarsınız. Kooperatifleri geliştireceksiniz, girdi maliyetlerine neden olan tohumu gübreyi ilacı kamucu bir anlayış ile ele alacaksınız, ayrıca katma değerli ürüne çevirme noktasında Türkiye çok büyük israfla sürdürülen bir ülke.”

‘Biz niye İran’dan gübre alalım? Yatırım yapan yoksa devlet olarak biz yatırım yapacağız’

Özelleştirilen kurumların hangileri tekrar kamulaştırmak gündemde? Kamu teşebbüsü ile Türkiye'nin herhangi bir bölgesini de kamulaştıracağız dediğiniz bir yer var mı?

 

“Genel başkanının ifade ettiği şekilde biz sanayicinin yatırım yapmasını , sorunlarından arınmasını destekliyoruz ancak rekabet kavramı içerisinde. Sanayicinin olmadığı noktada zorunlu olarak ithalata bağımlı kılınan alanları da yeniden kamucu bir anlayış ile ele alacağız. Örneğin gübre fabrikaları… Bu fabrikalar, Türkiye’de özelleştirildikten sonra geliştirilmedi , İran’dan Mısır’dan gübre gelir oldu. Yem fabrikaları özelleştikten sonra dışa bağımlı oldu, şeker fabrikaları. 'Şeker vatandır, satılamaz' diye karşı mücadele verdik. Pamuk stratejik bir ürün. Türkiye pamuk ürettiği kadar ithal ediyor. Bununla alakalı kooperatifler yok edildi. Fiskobirlik, Tariş, Çukobirlik gibi kuruluşlar tasfiye noktasına gidildi. Kamunun varlığı ile Türkiye'yi ithalat bağımlılığından kurtaracağız. Bizim Türkiye’yi geliştirecek , projelendirdiğimiz alanlardaki daralmanın önünü açacak rekabete dayalı ortam yaratacak düzenlemeler sağlayacağız. Biz niye İran'dan gübre alalım? 12 buçuk milyon yemimiz neden dışarıdan gelsin? Bunları eğer sanayici yapmıyorsa biz oluruz kamu olarak. Yapacağımız işlerde önceliğimiz üreteni korumak ve desteklemek. Yatırım yapan yoksa devlet olarak biz yatırım yapacağız. Karma ekonomiden yanayız.”

 

ETİKETLER : TC rejmi çaktırmadan yüzyıllardır biz anadolu-mezopotamya halklarına soykırmı dayatan Osmanlıyı yıkarak ülkemizi filistine çeviren siyonist yahudilere ve yerli işbirlikçilerine dağlarımızı ovalarımızı tarımımızı sularımızı s
Diğer Bilim-Teknik haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Dogu Medya -Dogukultur. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya
DKM MEDYA GROUP -1
STK-DERNEKLER
FİRMALAR-İŞ DÜNYASI
STK-İŞ DÜNYASI MESAJLAR
DKM MEDYA GROUP-2
TÜRKİYE-BÖLGE, FİRMALAR- İŞ DÜNYASI
DOĞU KÜLTÜR MEDYA
SERHAT HABERLER
BAĞLANTILARIMIZ
STK-İŞ DÜNYASI MESAJLAR
STK-DERNEKLER
FİRMALAR-İŞ DÜNYASI
DOĞU KÜLTÜR MEDYA