DÜNYA ve TÜRKİYE’DE SAVAŞ GİDEREK BÜYÜYOR..

DÜNYA ve TÜRKİYE’DE SAVAŞ GİDEREK BÜYÜYOR..

Kudüsün dünya siyonizmi tarafından işgal edilmesi, Hiristiyanlık dini ile Müslümanlık dinini bitirdi.. Bu dinlere mensup milyarlarca insan yaşadıkları devletlerin
Bu haber 2021-03-19 07:27:04 eklenmiş ve 136 kez görüntülenmiştir.

 

DÜNYA ve TÜRKİYE’DE  SAVAŞ GİDEREK BÜYÜYOR..

 

Kudüsün dünya siyonizmi tarafından işgal edilmesi, Hiristiyanlık dini ile Müslümanlık dinini bitirdi.. Bu dinlere mensup milyarlarca insan yaşadıkları devletlerin de dünya siyonizmine hizmet ettiklerini  içine girdiğimiz yüzyılda yavaşta olsa kavramaya başladılar..

 

Bu kavrama Amerika-AB gibi devletlerde halkların içinde yaşadıkları rejimleri daha da hızlı sorgulanmalarını beraberinde getiriken.. Halklar covit-19 ile nasıl fare-koyun sürülerine çevrildiklerini de hızla görmeye ve anlamaya başladılar..

 

İnsanlık bütün kıtalarda kaynamaya başladı.. İnsanlık, dünya halkları ulus devlet faşizmi ile ulus devlet faşizmini dizayn eden siyonist soykrımıcı kapitalist firma ve holdingleri dünyaya dağılmış ayakları ile yıkmadıkça insan soyu için geleceğin olmadığını, gelecek diye bir kavramın kalmdığını hergeçen gün daha da net olarak anlamaya görmeye başladı..

 

Bir bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar ve iç mekan görseli olabilir

Ülkemizde, HDP-PKK çizgisi Kürtleri..

 

CHP-İyi vb. çizgiler iktidar kanadında yer almayan devrimci-demokrat-milliyetçi-müslüman orta sınıf vantandaşı..

AKP-MHP ise Muhafazakar, Milliyetçi, Müslüman vatandaşı öğüten bir makinaya dönüştüler..

 

Özetle Türkiye toplumu vatandaşları, TC rejmi ve siyaseti ile 24 saat işkenceye ve bitirilme çemberine alınmış doğduklarına pişman edilmiş bir vaziyetteler..

 

Rejim artık, natanahu, sisi vb. dünya siyonizmine teslim olduğu gibi, Vahdettin, Teşkilat.. vb. halkın az çok uyanmasına vesie olan dizi vb. halkın uyanma ve bilinçlenmesini engelleme babında çaktırmadan yazılı-görsel alanlardan çekiyorlar. Toplum kadın-erkek diye birbirine karşı ötekileştiriliyor..

 

Halkın ekseriyası derin saldırı, siyaset, yolsuzluk-yolsuzluk çemberlerinde derinden nasıl yok edildiklerini tam çözemediklerinden.. Ne yapacaklarını bilmemekte, bu anlamda karasızlar kitlesi hergeçen gün artmaktadır..

 

Buda Türkiye toplumunu iktidarı-muhalefetiyle siyasetten uzaklaşma ve kararsızlar hanesine akmayı beraberinde getirmeye başladı..

 

Ülkemizde 80-90 milyon ezile-ezile nefes alamaz konuma çekilirken.. Önümüzdeki  5-10 yıl içinde halk ve vatandaş direkt TC rejminin kendisine yönelecektir..

TC rejminin 200 yıllık siyonist-kapitalist soykrımcı bir rejim, bir proje olduğunu çözecektir.. Halk ülkemizi derinden ele geçiren siyonist çetelerin TC içindeki yerli-kripto ayağına yönelecektir..

 

Yani mevcut TC rejmini dizayn edenler kendilerini çok akıllı sanıyorlar.. Ama toplum bir gün öyle bir patalyacak ki tc rejmine ait taş üstünde taş kalmayacaktır.. bu rejmi kullanıp yüzyıldır hayatlarımızla oynayan siyonist çeteler kaçmaya bile fırsat bulamayacak bir durum sadece tc de değil dünyanın birçok ülkesinde halklar çoktan harekete geçmişlerdir.. Bu yüzyıl içinde tüm dünya halkları devletlerüstü örgütlenerek rejimlere küresel siyonist firmalra yöneleceklerdir..

Bu durum sadece TC rejmi ilşe ilgili değil Amerika halkı başta olmak üzere dünyanın birçok kıtasında halklar derin siyonist-kapitalist soykırımcılığı çözdüler.. harekete geçtiler..

Ve dünya genlinde bütün halklar güçlerini birleştirerek öncelikle 2 noktaya büyük saldırıya yavaşta olsa geçtiler, ve bu savaş içine girdiğimiz 21. yüzyılla  22. Yüzyılda insanlığın kaderini belirleyen savaş olacaktır.. İnsanlık iki ana hedefi belirlemiş durumda:

a--- Küresel siyonist soykırımcı silah-gıda-genom-ilaç-bilişim firmaları, dünyaya dağılan tüm ayakları..

b---Terörist israil-abd-tc, mısır, çin..  vb. dünyayı ve insanlığı küresel siyonist kapitale hazırlayan halkları ve vatandaşları yok eden tüm ulus devletler..

Bu anlamda insanlık ya bütün insanlığın data ve parayı ortak kontrol ettiği dünya konfederasyonu gibi bir sisteme geçecek, yada mevcut gidiş insan uygarlığının sonu olacak..

Buradan TC ye geldiğimizde TC rejmi vatandaşı şeytanın aklına gelmeyen yöntemlerle düşürmeye devam ederken.. Halk artık atüfürkçülük, atakürütçülük, askeri darbe, kurt-turk, sağ-sol, mezhep  modlarının, yemlerimnin  anlamsızlığını devlet aygıtı siyaset aygıtının bu yemlerin verdiği zararı 24 saat kendilerine verdiğini hergeçen gün dahada iyi anlamaya ve bilincine varmaya başladı..

Yani en çetyin savaşlardan bir vatandaşla rejim arasında, vatandaşla ülkemizi derinden ele geçiren siyonist çeteler arasoında yaşanacaktır..  Halk nefessiz kaldıkça başka çıkış ypolunun olmadığını giderek görmeye başlayacaktır..

 

Ve yukarda ifade ettiğimiz gibi bu savaş sadece Tc rejmine karşı değil dünya genlinde bütün halklar faşist ulus devlete ve küresel soykırımcı sergerde firma ve katillere karşı harekete geçme küresel anlamda hergeçen gün büyümeye başladı, giderek büyüyecektir; halklar kürsel soykoırımcı firmalrla faşist ulkus devleti sonlandırmasa hepsinin sonunun geldiğini covit-19 gibi saldırılarla giderek net anlamaya başladılar..

 

Bu şıkın görülmemesi içinde amerikadaki siyonistler bidenle-putini tokuşturma oyunları ile küresel siyonist abluka ve işgali gizlemeye çalışmaktadırlar..

 

Rejimler , rejimleri  basını-yayını kontrollerinde tutsan siyonist-kapitsalist sergerdeler dünyada yaşanan ve hergeçn gün büyüyen bu savaşoı bütün araçlarını kullanarak gizlemeye çalışırlarken.. Savaş giderek büyüyor..

21. ve 22. Yüzyıl ya insanlığın çıkışı yada insan uygarlığının sonu olacaktır.. Bu anlamda her halk faşist ulus devletle faşist ulkus devletin patronu küresel soykırımcı firmaları ablukaya almaya, dünya genelinde dünya halkları güçlerini birleştirme dönemine geçtiler.. Yakın bir gelecekte siyonizmin kontrolune giren çinle nükleer savaş şıkkıda giderek büyüyor..

 

 

İGİLİ  HABERLER..

Bir 2 kişi görseli olabilir

Biden 'Putin katil' dedi! Kremlin ve Putin'den sert cevap

ABD Başkanı Joe Biden'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e "katil" demesine cevap veren Kremlin, Washington ile ilişkilerin gözden geçirileceğini belirterek, "Biden'ın Putin'e ilişkin yorumu çok kötü ve teamüllerden yoksun. Yaptığı yorumlar Biden'ın Rusya ile ilişkiler inşa etmek istemediğini açıkça gösteriyor, Moskova bunu hesaba katacak" ifadelerini kullandı.

 

ABD Başkanı Joe Biden'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e "katil" demesi ve seçimlere müdahale ettiği gerekçesiyle "bedel ödeyecek" sözleri, iki ülke arasında krizin patlak vermesine neden oldu.

 

 

Joe Biden'dan Putin'e şok sözler: O bir katil, bedelini ödeyecek

 

"İLİŞKİLERİ GÖZDEN GEÇİRECEĞİZ"

 

Bugün Kremlin'den yapılan açıklamada, "Biden'ın Putin'e ilişkin yorumu çok kötü ve teamüllerden yoksun. Yaptığı yorumlar Biden'ın Rusya ile ilişkiler inşa etmek istemediğini açıkça gösteriyor, Moskova bunu hesaba katacak. ABD ile ilişkilere yaklaşımımızı yakın gelecekte analiz edeceğiz" ifadeleri kullanıldı.

 

BÜYÜKELÇİ GERİ ÇEKİLMİŞTİ

 

Biden'ın açıklaması sonrası harekete geçen Moskova yönetimi, Washington'daki büyükelçisi geri çekerek ülkeye dönmesini söylemişti.

 

 

Biden'ın açıklaması sonrası kriz: Rusya'dan yeni adım

 

BIDEN'IN AÇIKLAMALARI RUSYA RAPORUNDAN SONRA GELDİ

 

Açıklama, önemli bir ABD istihbarat raporundan sonra geldi. Rapora göre, Putin yönetimi geçen Kasım'daki ABD başkanlık seçimlerini Trump lehine etkilemeye çalıştı ve Putin, Biden aleyhine iddiaların dolaşıma sokulması için bizzat talimat verdi.

 

PUTİN'DEN BIDEN'A CEVAP

 

ABD Başkanı Joe Biden'ın, "Katil" sözlere cevap veren Putin, ABD'li mevkidaşına "ona sağlık diliyorum" açıklaması yaptı.

 

Putin, Biden'ın kendisine yönelik ithamlarına "Başka bir ülkeyi, devleti, halkı ya da kişileri değerlendirmek aynaya bakmak gibidir" cevabını verdi.

 

RUSYA, ABD'NİN RAPORUNU REDDETTİ

 

Rusya yönetimi, ABD istihbaratının yayımlanan 15 sayfalık raporundaki suçlamaları reddetmişti. Rusya'nın Washington Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamada suçlamaların temelsiz olduğu vurgulanmış, "ABD'nin Rusya'nın olumsuz imajını sürdürmek için megafon diplomasisi" yürüttüğü belirtilmişti. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov da, "Bu raporun ülkemize yönelik çıkarımlarını kabul etmiyoruz" demişti.

 

Bir bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar ve iç mekan görseli olabilir

Erol Katırcıoğlu: ‘Muhalefet partileri HDP’ye yeterli desteği vermedi, Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürüldü’

 

 

Sıcak Takip

Mar 17 2021 06:54 Gmt+3

Last Updated On: Mar 18 2021 08:50 Gmt+3

İnsan hakları savunucusu, HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında sosyal medyada barış çağrısının yer aldığı bir haberi retweet ettiği gerekçesiyle verilen hapis cezası Yargıtay tarafından onanmıştı.

 

Gergerlioğlu karara Anayasa Mahkemesi’nde itiraz etti ancak AYM’den başvuruya ilişkin yanıt gelmeden, HDP’li vekil hakkında verilen hapis cezası kararı bugün Meclis’te okundu.

 

Kararın okunmasıyla Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürüldü. Böylece Gergerlioğlu'nun cezaevine girmesinin önü açıldı.

 

Kararın ardından Meclis’i terk etmeyeceğini söyleyen Gergerlioğlu ve HDP’li milletvekilleri Meclis Genel Kurulu’nda oturma eylemine geçti.

 

HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu ile Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesini ve Meclis’teki atmosferi konuştuk.

 

 

“Meclis’te sabahtan beri gergin bir hava vardı” diyen  Katırcıoğlu, “Biz karar okunurken sloganlarla karşılık verdik, elimizde Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun fotoğrafları vardı. “Hak hukuk adalet” sloganı attık.

 

Celal Adan bugün Meclis Başkanvekiliydi. AKP İzmir Milletvekili ve Meclis İdare Amiri Alpay Özalan Ömer Faruk’u dışarı çıkarmaya çalıştı, gerlinlik oldu ama yumruklaşma olmadı. Tekrar ara verildi... AKP ve MHP’liler gelip Celal Aadar ile görüşüp bugünü sonlandırdılar.

 

Şunu açıkça söyleyebilirim bu benim şahit olduğum ilk dokunulmazlık düşürülmesi olayı. Yani bu Meclis gerçekten de bir şey ifade etmiyor. Burada HDP’liler hariç kimsenin kendi fikri yok. AKP ve MHP’liler kurşun asker gibiler, aldıkları emirleri yerine getirmeye gelmişler.”

 

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun İslami cenahtan geldiğini ve kendini insan hakları mücadelesine adadığını söyleyen Katırcıoğlu, “Son zamanlarda çıplak arama konusunda Özlem Zengin ile yaşanan polemikten sonra bu kararın alındığını düşünüyorum” dedi.

 

“AKP’nin içerisinden kapalı kapılar ardından bile bu karara karşı çıkan olmadı mı?” sorusuna “Hayır” yanıtını veren Katırcıoğlu, muhalefet partilerinin tutumunu ise şöyle değerlendirdi:

 

“İYİ Parti’den bir kaç kişi  buna karşı çıktığını ama sarayın emirleri ile yönetilen bir Meclis’te bunun kaçınılmaz olduğunu söylediler. Türkiye’de siyasetin Meclis kısmı bir ortak akıl, ortak çözüm aramak gibi bir yaklaşım asla içermiyor.

 

CHP’liler çok erken ayrıldırılar buradan halbuki bize erken çıkmayacaklarını söylemişlerdi. CHP’de bu durumu içine sindirimeyenler var onlar da burada bir kaç kişi. İttifak muhabbetleri edilen bir Türkiye’de CHP ve İYİ Parti’nin hala Erdoğan tarafından yaratılmış olan algı üzerinden HDP’ye vurmaya çalıştığını görüyoruz ki bu ne yazık ki ‘seni başkan yaptırmayacağız’ diyen ve yaptırmayan bir partiyi etkisiz hale getirmenin adımı sanırım ama işe yaramayacaktır.”

 

“Türkiye halkları AKP’nin yalanlarından bıkmış bir vaziyette. Tarihin çöplüğüne gidecekler” diyen Katırcıoğlu, devamla şunları söyledi:

 

“AKP ve MHP arasında bir fikir farklılığı var. AKP HDP’nin kapatılmasından değil çökertilmesinden yana. Nasıl çökertilecek, dokuz milletvekili hakkındaki fezlekelerle… Bu bizi biraz sarsabilir ama biz şu kararı verdik sineyi millete dönmeyeceğiz.”

 

 

 

Listen to "‘Muhalefet partileri HDP’ye yeterli desteği vermedi, Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürüldü’ - Erol Katırcıoğlu" on Spreaker.

 

‘Muhalefet partileri HDP’ye yeterli desteği vermedi, Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürüldü’ - Erol Katırcıoğlu

Related Articles

Bir 1 kişi ve ayakta görseli olabilir

Mısır İhvan konusunda Türkiye'den istediğini almaya başladı mı?

 

 

Mar 19 2021 01:09 Gmt+3

Last Updated On: Mar 19 2021 01:10 Gmt+3

Türkiye, Mısır’la yakınlaşma çabaları çerçevesinde Müslüman Kardeşlerin yayın organlarına Mısır’ı eleştiri sınırlaması getirdi. Dubai merkezli El Arabiye televizyonu Türk yetkililerin İstanbul’dan yayın yapan Vatan, El Şark ve Mukameleen adlı televizyon kanallarındaki siyasi programların durdurulmasını istediklerini duyurdu.

 

Haberde bu programların yerine drama ya da magazin ağırlıklı programların konmasının istendiği de öne sürülüyor. Haberde ayrıca Türk yetkililer grubun liderleriyle yaptığı görüşmelerde talimatlara uyulmasını, aksi takdirde yayınlarının kalıcı olarak kapatılması ve sınır dışı edilmekle tehdit edildikleri belirtiliyor.

 

Bu gelişmenin, Mısır'ın Türk yetkililerin yakınlaşma taleplerine şartlı yanıt vermesinden sonra geldiğine işaret edilen haberde Mısır’ın iki ülke arasındaki ilişkilerin düzeltilmesinin egemenlik ilkesine ve Arap ulusal güvenliğinin gereklerine saygı gösterilmesini, yasal ve diplomatik çerçevelere uyulmasını istediği ifade ediliyor.

 

El Arabiye daha önce bir kaynağın, maslahatgüzar düzeyinde iki Mısır-Türk diplomatik misyonunun biraraya geldiğini açıkladığını da öne sürüyor. El Arabiye’ye göre aynı kaynak Mısır’ın talepleri arasında iki ülke arasında normal ilişkilerin kurulabilmesi için uluslararası hukuka ve iyi komşuluk prensiplerine uyulması, bölge ülkelerini içişlerine müdahale edilmemesinin de bulunduğunu da aktardı.

 

Bir 2 kişi ve yazı görseli olabilir

'SİZİN MÜSLÜMANLIĞINIZDAN ŞÜPHE EDİLİR'

 

 

 

Özlem Zengin'in Boynukalın'a gösterdiği tepkiyi ele alan Nesin, ''Boynukalın'ın açıklamaları Kur'an'da veren açıklamalar. Özlem Zengin, 'Kur'an'da yer alan açıklamalar bize fayda vermiyor' diyor. Burada müthiş bir çelişki var. Tabi bilgi eksikliği olunca, aydın kafası olmayınca ne söylediğini bilmeden konuşabiliyor insanlar. Boynukalın'ın söylediği Kur'an'dan ayetler. Buna karşı çıkarsanız, Kur'an'daki ayetlerin günümüze göre değiştirilmesini talep edersiniz. Yoksa var olan, değiştirmeden 'bizim partimize uymuyor' diye yorumlarsanız, o zaman sizin Müslümanlığınızdan şüphe edilir.'' ifadelerini kullandıç

 

NE OLMUŞTU?

 

Ayasofya Camii Başimamı Mehmet Boynukalın'ın kişisel Twitter hesabından "Cinayet cinayettir; cinsiyet değiştirmez; erkek, kadın, çocuk, büyük kimin başına gelirse gelsin ilkemiz: "Sizin için kısasta hayat vardır" ilahi düsturudur. Sürekli ‘kadın cinayetleri’ vurgusu, kadını erkeğe düşman etmeye çalışan bir sloganik medya propagandasıdır. Ey insanlar! Şüphesiz, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz, Allah en iyi bilen ve her şeyden haberdar olandır (Hucurat suresi 13)" açıklamalarında bulunmuştu

 

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, Boynukalın'a katıldığı bir programda "Kadın - erken meselesine dair dini de referans yaparak, katı, sert açıklamalar yapmayı problemli görüyorum ve bize fayda vermiyor. Tam tersine incitiyor, kadınları da incitiyor, bu alanda çalışanların yükünü arttırıyor. Ve daha önemli bu açıklamalar siyasetin yükünü arttıyor. Siyaset çok ağır bir iş. O yüzden bence herkes kendi işini yapmalı diye düşünüyorum." cevabını vermişti.

 

Bir mücevher ve şunu diyen bir yazı 'A study found that more than 30% of 177 participants had COVID-19 symptoms that persisted for as long as 9 months. These long-term effects have been given a new acronym. Post Acute Sequelae of SARS-COV-2 Medscape Source: :doi:10.100/amantworkopen.2021.0830' görseli olabilir

 

 

 

UZAYAN KOVİD’ İN YENİ ADI PASC OLDU

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla

Yayınlanma tarihi: 18 Mart 2021

 

kasa fişi

Bugüne kadar uzayan KOVİD (long KOVİD) olarak isimlendirilen klinik tabloya bundan böyle PASC denmesi uygun bulundu.

 

PASC kelimesi, İngilizce Post Acute Sequlea SARS-CoV-2 kelimelerinin harflerinden türetilmiş bir akronim.

 

Yeni semptomlar bazen enfeksiyon zamanından çok sonra ortaya çıkıyor veya zamanla gelişiyor ve aylarca devam ediyor.

 

Belirtiler bazı hastalarda çok hafif bazılarında ise çok ağır olabiliyor.

 

PASC’ ın klinik tablosu

 

PASC’ ın belirtileri hastadan hastaya değişiyor. Öksürük ve hafif ateşten baş ağrısına, koku alma kaybından yorgunluğa, zihinsel problemlerden depresyona, uyku bozukluklarından konsantrasyon güçlüğüne (beyin sisi) kadar çeşitli belirtiler bazı kişilerde sürekli olurken bazılarında ise alevlenmeler şeklinde görülüyor.

 

Bazı hastalar ise göğüste baskı hissi, çarpıntı, kas ve eklem ağrıları, deri döküntüleri, ishal, uyuşma ve iğnelenme gibi belirtiler tarif ediyorlar.

 

Bu uzayan hastalık belirtileri insanların hayatını ciddi şekilde etkiliyor.

 

 

 

Neden bazı kişiler daha çok etkileniyor?

 

İyileşmenin bazı kişilerde neden uzadığı tam olarak bilinmiyor.

 

Antikor cevabının zayıf olması veya hiç olmaması, oto-antikorlar, hastalığın nüks etmesi veya yeniden enfekte olmak, enflamatuar ve diğer bağışıklık tepkileri, kondisyon kaybı ve post-travmatik stres gibi mental faktörler üzerinde duruluyor.

 

PASC, çocuklar dâhil tüm yaş gruplarında görülüyor.

 

18 yaşından küçük 129 çocuğu kapsayan bir çalışmaya göre, çocukların yüzde 50’ den fazlasında en azından bir semptom 4 ay veya daha uzun sürüyor. Dörtte birinde ise üç veya dört semptom ortaya çıkıyor.

 

Gelelim neticeye

 

BİR: Bu gereksiz PACS isminden hiç hoşlanmadım. Uzayan KOVİD gibi meramını iyi ifade eden bir tabir olmadığı gibi dilimizde telaffuzu da zor.

 

İKİ: Mutasyona uğrayan koronavirüslere neden SARS-CoV-2 gibi yazması ve okuması zor bir isim verildiğini, hadi Covid’ i anladık da peşine neden 19 rakamının eklendiğini, uzayan KOVİD gibi herkesin anlayabileceği güzel bir tabir varken neden PACS isminin ortaya atıldığını anlamak mümkün değil.

 

Bunlar bir hinlik peşinde, bakalım daha nelere şahit olacağız?

 

NOT: PACS teknolojide de bulunan bir akronim: Picture Archiving and Communication Systems. Bu, görüntü arşivleme ve iletişim sistemleri görüntülerin saklanması, geri çağrılması, dağıtımı ve sunumu için kullanılan yazılım ya da ağlara verilen isimdir.

 

UZAYAN KOVİD

Yazı Fontunu Büyült Yazı Fontunu Küçült Yazı Fontunu Sıfırla

Yayınlanma tarihi: 13 Eylül 2020

 

kasa fişi

Dikkat: Yazının sonunda 2 ek var!

 

***

 

İndependent Türkçe' deki yazım:

 

KOVİD' i yakın zamanlara kadar başlıca dört klinik tabloda tanımlıyorduk:

 

BİR: Hiçbir hastalık belirtisi vermeyen KOVİD (asemptomatik vakalar)

 

İKİ: Tıbbi yardım almaya ihtiyaç kalmadan hafif ve kısa zamanda da geçen belirtilerle seyreden KOVİD

 

ÜÇ: Hastaneye yatırılmayı gerektirmeyen ama ilaç tedavisi icap eden KOVİD

 

DÖRT: Hastaneye ve yoğun bakıma yatırılmayı gerektiren ağır ve ölüm riski yüksek KOVİD.

 

Uzayan KOVİD

 

Hasta sayıları arttıkça bunlara yeni bir tablo daha eklendi: Uzayan KOVİD.

 

Bu klinik tablo nispeten hafif akut hastalıktan sonra ortaya çıkan ve birçok sistemi tutan bir hastalık olarak kabul ediliyor.

 

İngilizce literatürde post-akut KOVİD veya long KOVİD gibi isimler verilen bu hastaların çoğu ayaktan tedavi edilmiş olmakla beraber içlerinde hastanede yatmış olanlar da bulunabilir. 1

 

Bu tabloyu çok ağır hastalık geçiren ve akciğer, kalp, sinir sistemi ve böbrekler gibi hayati organlarda birtakım hasarlar kalan, dolayısıyla da iyileşmeleri uzun zaman isteyen veya tam düzelmesi beklenmeyen hastalarla karıştırmamak gerekir.

 

Akciğerlerinde fibrozis yani bağ dokusu artışı gelişen hastaların veya yaygın damar içi pıhtılaşması yaşayanların şikayetlerinin çok uzun süre hatta ömrü boyu sürmesi mümkündür.

 

Mesela İtalya'da hastaneye yatırılan 143 hasta üzerinde yapılan bir araştırmanın da gösterdiği gibi taburcu olduktan 2 ay sonra yüzde 87'si en azından yorgunluk ve nefes darlığı şikayetlerinden biri devam eden hastalar uzayan KOVİD kapsamı dışında kabul edilmelidir. 2

 

Hastaların çoğu iki haftada düzeliyor

 

KOVİD, çoğu hastada ilk belirtiler ortaya çıktıktan iki hafta sonra tamamen düzeliyor; ama bazı vakalarda bu süre uzayabiliyor.

 

Uzayan KOVİD teşhisi için gereken süre hakkında bir fikir birliği yok; belirtilerin akut dönemden üç hafta sonra da devam etmesini yeterli bulanlar olmakla beraber ben bu sürenin altı hafta olmasını kabul edenlere katılıyorum.

 

Nitekim ABD'de yapılan yeni bir çalışma, insanların sadece yüzde 65'inin pozitif bir testten 14-21 gün sonra önceki sağlık seviyelerine geri döndüğünü gösteriyor. 3

 

Hastaların, bir akıllı telefon uygulamasına devam eden şikayetlerini kaydetmeleri suretiyle yürütülen UK COVID Symptom Study isimli araştırmaya göre uzayan KOVİD, testleri pozitif her 10 KOVİD hastasından birinde görülüyor.

 

Bu çalışma, Birleşik Krallık'ta 300 bin kadar kişide bir aydan uzun süredir, 60 bin kişide ise 3 aydan uzun süredir devam eden belirtiler olduğunu gösteriyor. 4

 

Gözleme dayalı birçok araştırmada bundan çok daha yüksek oranlar da bildiriliyor; ama bunlarda vakaların kaynağının hastanede yatan veya özel kliniklere başvuranlar olduğuna dikkat etmek gerekir. 5, 6

 

Vakalarının çoğuna test yapılmamış olduğundan ve yanlış negatif neticeler sık olduğundan uzayan KOVİD teşhisi için pozitif bir KOVİD testi şart koşulmuyor.

 

Neden bazı kişiler daha çok etkileniyor?

 

İyileşmenin bazı kişilerde neden uzadığı tam olarak bilinmiyor.

 

Antikor cevabının zayıf olması veya hiç olmaması, hastalığın nüks etmesi veya yeniden enfekte olmak, enflamatuar ve diğer bağışıklık tepkileri, kondisyon kaybı ve post-travmatik stres gibi mental faktörler üzerinde duruluyor.

 

Uzayan KOVİD kadınlarda erkeklere göre iki kat fazla görülüyor.

 

Uzayan KOVİD'in klinik tablosu

 

Uzayan KOVİD belirtileri hastadan hastaya değişiyor. Öksürük ve hafif ateşten baş ağrısına, koku alma kaybından yorgunluğa kadar çeşitli belirtiler bazı kişilerde sürekli olurken bazılarında ise alevlenmeler şeklinde görülüyor.

 

Bu uzayan hastalık belirtileri insanların hayatını ciddi şekilde etkiliyor.

 

Bazı hastalar ise göğüste baskı hissi, çarpıntı, kas ve eklem ağrıları, deri döküntüleri, ishal, uyuşma ve iğnelenme gibi belirtiler tarif ediyorlar.

 

Uzayan KOVİD hastası olan profesör Paul Garner, bu tabloyu "İlk iki ayda insanı adeta hırpalayan, sonraki dört ayda ise daha seyrek ataklara yol açan çok tuhaf bir hastalık" olarak tanımlıyor.

 

COVID Symptom Study'nin başı olan profesör Tim Spector ise, "İlk haftada sürekli öksürük, ses kısıklığı, baş ağrısı, ishal, iştahsızlık ve nefes darlığı olanlarda belirtilerin uzun süre devam etme ihtimali 2-3 misli fazla" diyor. 7

 

Uzayan KOVİD'in tedavisi holistik tıptır

 

Modern tıbba göre bu hastaların çoğunun yavaş da olsa holistik destek, istirahat, semptomatik tedavi ve aktivitenin tedrici olarak artırılmasıyla iyileştirilebilecekleri kabul ediliyor; ama içlerinde şikayetleri tüm bunlara rağmen bir türlü düzelmeyenler de vardır. 1

 

Holistik tıp, insanı ruh ve bedeni ile bir bütün olarak ele alıp tedavi etme sanatı olarak tarif edilir, bütüncül tıp diye de bilinir ve zaten olması gereken de budur.

 

Yeni bir çalışma da bu dönemde geçen seneye göre anksiyete ve depresyonda ciddi artış olduğunu, ruhsal yardım hattından yardım aramanın yüzde 65 arttığını ortaya koyuyor. 8

 

Ben de uzayan KOVİD vakalarında esas meselenin ruhsal olduğunu ve hastaların hem bedenine hem ruhlarına dokunulması gerektiğini düşünüyorum.

 

Gelelim neticeye

 

Aylardır süren, dünya çapında nerdeyse bir milyona yakın insanın hayatına mâl olan, giderek yavaşlamak bir tarafa alevlenmelerle seyreden ve ikinci bir dalgadan ciddi endişe duyulan, hâlâ bir ilaç ve aşısı olmayan KOVİD herkesin sosyal ve şahsi hayatını allak bullak etti.

 

Uzayan KOVİD'i hiç şüphe yok ki bundan sonraki dönemde çok daha fazla konuşacağız ve kim bilir daha neler öğreneceğiz, nelerle karşılaşacağız.

 

Şu an için tespitlerim şunlar:

 

BİR: Uzayan KOVİD'in vücutta ciddi hasarlara yol açmış kronik KOVİD'le karıştırılmaması çok önemli; çünkü bu ikinci grup hastaların belirtilerin mahiyetine göre pnömolog, kardiyolog, nörolog, nefrolog gibi mütehassıslar tarafından takip ve tedavi edilmeleri gerekiyor.

 

İKİ: Uzayan KOVİD hastalarının homojen bir grup olmadığı aşikârdır ve içlerinde gerçekten modern tıbba ihtiyaç duyanlar da vardır; ama ben bu vakaların büyük çoğunluğunun ruhsal kökenli olduğu kanaatindeyim.

 

ÜÇ: Uzayan KOVİD'in tedavisinin de ilaçlarla değil, insanlara moral aşılayarak ve güçlü bir maneviyatla mümkün olacağına inanıyorum.

 

Kaynaklar:

 

1. https://www.bmj.com/content/370/bmj.m3026  

2. https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/2768351

3. https://www.cdc.gov/mmwr/volumes/69/wr/mm6930e1.htm

4. https://www.bbc.com/news/health-54031587

5. https://publichealth.jmir.org/2020/2/e19462/

6. https://jamanetwork.com/journals/jama/article-abstract/2768351

7. https://www.bmj.com/content/370/bmj.m3489

8. https://www.nytimes.com/2020/09/07/health/coronavirus-mental-health-long-hauler.html

 

 

TC-AKP’ NİN Biden’a mektubun Türkçesi:

Kürtlere karşı bizi destekleyin, Suriye savaşını ucuza bitirelim!

 

AKP liderinin ‘Huzur ve istikrarı sağladık’ dediği bölgelerde etnik temizlik, gasp ve cinayet olayları önlenemiyor. AB ve BM’nin son raporlarında Ankara’ya ağır eleştiriler yer alıyor.

 

Koray Düzgören

 

ABD’nin yeni başkanı Biden’dan yaklaşık iki aydır telefon bekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bloomberg’e yolladığı yazıda özetle, “ABD bizi desteklesin, Suriye’deki savaşı ucuza bitirelim” demeye çalıştı.

 

Yazı dediğime bakmayın, aslında Erdoğan’dan Biden’a gönderilen bir mektup demek daha doğru olur. Malum, hatlar kesik Ak Saray’la Beyaz Saray arasında. Pullu mektup da yollanamayacağına göre, muhtemelen 10 binlerce dolar ödenerek bulunan bu formülle AKP lideri, “Suriye meselesini ancak biz hallederiz” mesajı veriyor. ABD tarafından bugünlerde pek de ciddiye alınmayan yönetiminin nelere kadir olabileceğini hatırlatıyor.

 

Erdoğan’a göre Türkiye, Suriye’de gerekeni yapabilecek tek ülke. Bunu da bugüne dek yaptıklarıyla kanıtladı! Dolayısıyla Biden yönetimi, kampanya döneminde verdiği sözleri tutmalı ve Suriye’deki trajediyi sonlandırmak ve demokrasiyi müdafaa etmek için Türkiye ile çalışmalı.

 

Böyle diyor Erdoğan mektubunda.

 

Suriye’deki gelişmeleri anlatırken de kendince bir mantık haritası izliyor. Mesela geçtiğimiz yılın bu dönemlerinde İdlib’de yaşanan çatışmaları hatırlatıyor. “Şam rejiminin saldırılarını durdurmak amacıyla müdahale ettik” diyor. Müdahalenin misyonunu da “Suriye halkını, Şam rejiminden korumak” diye tanımlıyor.

 

Erdoğan’a bakılırsa, bu sayede milyonlarca hayat kurtarılmış…

 

Oysa Ankara, 2016 Aralık ayında başlayan Astana süreci ile İdlib’in cihatçı örgütlerden temizlenmesi görevini yüklenmiş ama neredeyse dört yıldır bu konuda adım atmamıştı.

 

Çünkü iktidarın amacı, bölgeyi cihatçı güçlerden temizlemek değil, tam tersi bölgede kalıcı olmaları için bu çetelere ortam yaratmaktı. Bir milyonun üzerinde bölge insanı bu cihatçı çetelerin elinde inim inim inlemekteydi.

 

Bunu görmezden gelemeyen Şam yönetimi ve Rusya, bölgenin, hiç olmazsa güneyini cihatçı çetelerden temizleyerek M4 ve M5 otoyollarını ulaşıma açmak için harekete geçmişti.

 

Erdoğan’ın makalede, “Şam rejiminin saldırılarını durdurmak amacıyla hareket ettik” dediği mesele buydu.

 

Makalede anlatılmayan, bu meselenin bir başka dramatik boyutu daha vardı…

 

O günlerde TSK’nin (Türk Silahlı Kuvvetleri) bir birliği, Suriye güçleri ve Rus ordusunun Türkiye destekli cihatçılara yönelik operasyonunu engellemek amacıyla çatışmalara katılınca, havadan bombalanmış, 33 asker yaşamını yitirmişti.

 

Sahadan gelen bilgiler, saldırıyı Rus uçaklarının yaptığını gösteriyordu. Ne Ankara ne de Moskova’dan bu konuda bir açıklama yapılmıştı. İki taraf da ilişkilerin gerginleşmemesi için olayın kapatılması yolunu tercih etmişlerdi.

 

TSK de daha sonra Rusların verdiği hava sahası izniyle rejim ordusunun bazı birliklerine saldırarak karşılık vermekle yetinmişti.

 

İDLİB, AFRİN VE DİĞER İŞGAL BÖLGELERİNDE DURUM VAHİM

 

İdlib’de şeriatçı çetelerin kurduğu düzen, son bir yıldır daha da artan bir şekilde oradaki sivil halkı ezmeye, sömürmeye devam ediyor.

 

Erdoğan’ın makalesinde İdlib’de neler olduğuna dair herhangi bir bilgiye rastlanmıyor ama başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşların bu konudaki raporlarında çizdikleri tablo, durumun çok vahim olduğunu gösteriyor.

 

Geçtiğimiz hafta yayınlanan son BM raporunda, İdlib’i büyük ölçüde kontrol eden ve Ankara’yla yakın ilişkileri olan HTŞ (Heyet Tahrir Şam) adlı El Kaide türevi örgütün şeriat yasaları uygulayan kendi “sözde hükümeti”ni kurduğu söyleniyor, yoksul halktan vergi topladığı, akaryakıt ticareti dahil her türlü karaborsa faaliyetini yönettiği, insani yardımların dağıtımına el koyduğu ve gasp, adam kaçırıp fidye alma vb. faaliyetlerde bulunduğu açıkça belirtiliyor.

 

Ayrıca HTŞ’nin dışında, bu örgütten kopmuş, El Kaide’ye bağlılığını koruyan Çeçen, Özbek, Uygur kökenli diğer cihatçı gruplarla daha radikal örgütlerin varlığı da çok önemli bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Bu örgütlerin Türkiye’den başka gidecek yerlerinin olmadığını düşünürsek raporun önemi daha iyi anlaşılıyor.

 

Dönelim makaleye…

 

Erdoğan, Suriye konusunda en başta ne söylediyse yine aynı şeyleri tekrarlıyor. Esad gitmeden herhangi bir çözümün söz konusu olamayacağını Batılı liderlere ve Biden’a anlatıyor.

 

Sonra Suriye için neler yaptıklarına geliyor.

 

Bir yandan milyonlarca mülteciyi ağırladıklarını, diğer yandan DEAŞ başta olmak üzere Suriye’de faaliyet gösteren terör örgütlerine karşı savaştıklarını söylüyor.

 

‘Terörden temizlenen yerler denilen’ güvenli bölgeler kurduklarını hatırlatıyor ama yazıda o bölgelerden kovulan, etnik temizliğe maruz bırakılan yerel halktan, evleri, tarlaları gasp edilen köylülerden söz edilmiyor.

 

Bu bölgelere kalıcı olarak nasıl yerleşildiği, oralara kaymakam, emniyet müdürü, posta müdürü vb. kamu görevlileri atandığı anlatılmıyor. En son olarak o bölgelerde fakülteler kurma kararı alındığı da belirtilmiyor.

 

Afrin ile işgal edilen diğer bölgelerdeki durum daha da vahim.

 

Nüfusun çoğunluğu Kürtler’den oluşan Afrin’de çok ciddi bir etnik temizlik yapılıyor, insanlar yurtlarından sürülüyor. Evlerine, topraklarına, zeytinliklerine, zeytinyağlarına el konuluyor. İşgalci çetelerin adam kaçırma, gasp, haraç alma, hırsızlık ve cinayetlerine göz yumuluyor. Çeteler, silahlı gruplar arası çatışmalar nedeniyle kimse güvenlik içinde değil.

 

AP AÇIKLAMASI: TÜRKİYE SURİYE’DEN ASKERİNİ ÇEKMELİ

 

Bu noktada hemen AP’nin (Avrupa Parlamentosu) birkaç gün önce yayınladığı zehir zemberek karar tasarısından söz etmemek olmaz.

 

Karar tasarısında Türkiye’nin bölgeyi yasadışı şekilde işgal ettiği söyleniyor ve çok açık bir şekilde Suriye’nin kuzeyinden askerlerini çekmesi isteniyor.

 

Ayrıca raporda, Türkiye’nin ‘Suriye’de, Orta Doğu’da, Doğu Akdeniz’de barışı tehlikeye attığı’ görüşüne yer veriliyor.

 

Tam da bu raporların yayınlanmasının ardından kaleme alınan Erdoğan’ın makalesine bakmaya devam edelim.

 

Mesela, “Maalesef, yerel ortaklarımız olan ılımlı muhalifler, DEAŞ’ın ve bir diğer terör örgütü olan PKK’nın yenilgiye uğratılması sürecindeki emek ve fedakârlıklarına rağmen organize bir karalama kampanyasının hedefi olmuşlardır” deniyor.

 

Bu yazıda Ankara’nın ılımlı muhaliflerden kimleri kastettiğine de bakmak gerekir.

 

Ilımlı muhalif olarak sunulan bu cihatçılarla bir zamanlar IŞİD militanı, gerektiğinde El Kaide çetecisi, olmadı MİT kontrolündeki ılımlı yaftalı cihatçı bir örgüt mensubu, sonunda da Özgür Suriye Ordusu ya da yine Ankara’nın kurdurduğu Suriye Milli Ordusu kisvesine bürünmüş paralı savaşcıların kastedildiği de herkesin malumu…

 

Buna rağmen bu ılımlı muhalif ezberi yine de kullanılıyor. Hatta en makul seçenek olarak da “Batı’nın Türkiye’yi desteklemesi, asgari maliyet ve azami etkiyle Suriye’de çözümün parçası haline gelmesi” önerisi sunuluyor.

 

Tabii bugüne dek hiç değişmeyen aynı şartla:

 

“Batı, öncelikle güvenli bölgelere saldıran ve eli kanlı rejime payanda olan YPG’ye karşı net bir tavır takınmalı, meşru Suriye muhalefetine gerekli desteği sağlayarak barış ve istikrara yatırım yapmalı.”

 

Yani Kürtler, YPG yerine, ‘Suriye muhalefeti’ denilen cihatçı örgütlere destek isteniyor. 10 yıldır söylenen ve darbımesel haline gelen bu söz, yeni bir şeymiş gibi takdim ediliyor.

 

Bu noktada, AP raporuna yeniden bir göz atmakta yarar var.

 

AP milletvekilleri, IŞİD’in bölgede hâlâ aktif olduğunu belirterek Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) ‘bir müttefik olarak IŞİD ile mücadeleye ciddi katkı yaptığını’ üzerine basarak ifade ediyorlar.

 

İşte Bloomberg mektubu ve işte bölgedeki gerçekler.

 

Bu mektup yayımlanalı neredeyse iki gün oldu, mektubun alıcısından hiçbir işaret gelmedi.

 

Mektup, içeride bir yankı yapmadığı, tartışılmadığı gibi dışarıda da yaprak bile kıpırdatmadı.

 

Tıpkı iktidarın reformları, insan hakları eylem planı ve ekonomik reformları gibi…

 

 

 

Diğer DÜNYA haberleri
Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Doğu Medya, Doğu Kültür, Doğu Haber, Doğu Kültür M. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya