AK PARTİLİ TÜRKİYE ABD-AB’NİN MÜDAHALESİNE HAZIR HALE GETİRİLİYOR..

AK PARTİLİ TÜRKİYE ABD-AB’NİN MÜDAHALESİNE HAZIR HALE GETİRİLİYOR..

AK PARTİLİ TÜRKİYE ABD-AB’NİN MÜDAHALESİNE HAZIR HALE GETİRİLİYOR..
Bu haber 2020-11-24 22:02:01 eklenmiş ve 235 kez görüntülenmiştir.

 

AK PARTİLİ TÜRKİYE ABD-AB’NİN MÜDAHALESİNE HAZIR HALE GETİRİLİYOR..

 

Dünya pandemi süreci nedeniyle sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Bu sıkıntılı dönemin en büyük belirtilerinden biri dünya halklarının ulus devlet düzenine, siyasete, siyasal alana ve ulus devlete olan güvenin hızla  giderek aşınması..

 

ABD pandemi süreci ile toplumlardaki gelişmeleri doğru okuduğundan ilk icraatlarından biri Siyonist lobilerin Trump’la parlattıkları Prens Selman vb. diktatörlere yönelik politikalarının değişikliğinden anlayabiliyoruz.. Salmanla ilgili ABD savacılarının aldığı soruşturma kararları..

 

Artık dünyanın neresenden olursanız olun, konumunuz ne olursa olsun  uluslararsı hukukun normları dışına çıkılamayacağı, insan hak ihlalelerinde uluslar arası mahkemelerin, uluslar arası hukukun devreye gireceğini ve belirleyici olacağını ortaya koymaktadır..

 

Önümüzdeki günlerde Muhammed mursi, Kaddafi gibi aktörlerin soykırımında ve düşürülmesinde rol alan siyonist sisi ile, siyonist natanahu, siyonist Nicolas Sarkozy gibi katillerinde uluslar arası mahkemelerde yargılanacakları bir döneme giriş yapıyoruz..

 

İnsanlık küresel bir hukuk, adalet dönemi ile siyasal anlamda ise dünya konfederasyonu gibi bütün insanlığı siyasi, iktisadi, hukuki.. bir yapılanmaya kayarken.. Milyarlarca insan bu sürecin insanlığın bin yıllarının kazanımlarına uygun birşekilde geçiş yapıp yapmayacağının şu anda gözlemlemektedirler..

 

Bu süreçte gözler terörist israilden,  Afrika, Ortadoğu, Ön Asya, kafkaslara siyonist soykırımcı sermaye tarafından alana döşenen faşist ulus devletlerle  terör lejyonlarına çevrilmiş bulunmaktadır..

 

Terörist İsrail başta olmak üzere faşist ulus devletin ve terör lejyonlarının halklara müdahalesi sürerse ABD, Rusya, Çin.. Bütün kıtalarda halklar devletlere yönelecek belkide insanlık tarihinin en yıkıcı savaşları gelişecek..

İşte Abd, ab gibi birçok yıkıcı savaşın akabinde insan hak-hukuk ve demokrasi geleneği üzerine kurulan, demokrasiyi  içselleştirmiş rejimler.. İnsanlık bir harakiri hareketine girişmeden insanlığın ihtiyacına uygun bir siyasal yapılanmayla ortaya çıkmanın yegane çıkış yolu olduğunu görmeye ve anlamaya başladılar..

 

Bundan dolayı geçmiş 400-500 yıllık süreç baz alınarak tüm devletlerden, dünya ile oynayan küresel firmalar mercek altına alındığı gibi ulus devlet ve bu aygıtı işnsanı düşürmede kullanan yapılar için deşifrasyon ve yargılanma kaçınılmaz olacaktır. Bu vurguladığımız olgular 21-22. Yüzyılda bütünüyle hayata geçeceklerdir..

 

Buradan TC’ye geldiğimizde TC israilden önce kurulan-kurdurulan siyonist soykırımcı vatandaş düşmanı soykırımcı bir rejim.. Bu rejmi kurduran karasolar, herzeller ve araklarındaki tüm siyonist firma ve lobilerde hem deşifre edilecek, hem yargılanacak, ve tc işlediği soykırım suçlarından ama bugün ama yarın muhakak yargılanacak ve yıkılacak..

 

Ortadoğuda özellikle kurdistasnın sahte suni sınırlarla parçalanması, halkların ırk-dil-din-mezhep sınırlarıyla düşürülmesinde rol alan tüm diktatörlükler, ulus devletler, siyonist molla rejmi gibi tüm rejimler bu yüzyıl içinde arkalrındaki siyonist lobi ve firmalrla birlikte hem deşifre olacaklar, hemde yargılanacaklardır..

 

Bu belirlemelerimiz şaka gibi gelebilir.. Ama insanlığı aptal yerine koyanlar günü geldiğinde daha da büyük bedeller ödeyerek yaptıkları pisliklerin cezasını insanlık misliyle ödetmiştir.. Halkları binbir oyunla kırıp mallarına mülklerini gasp eden siyonist soykrımcılar işledikleri suçları cezasız kalmayacaktır.. İnsanlık soykırımcı –gaspçı sergerdelerle final savaşına hazırlanıyor..

 

Covit-19 gösterdiki ulus devlet faşizmi ve terör lejyonlarının patronu küresel siyonist soytarılar, küresel gıda-genom-ilaç-silah … firmaları  bütün insan soyunu soykırıma açık hayvan sürülerine çevirdiler.. Ve insanlık bu noktadan  ulus devleti, hemde ulus devletin patronu küresel siyonist soykırımcı firmaları bütün ayakları ile gözlem altına aldı.. İnsanlığın uzaya açılma gibi propjelerine hizmet edecek dünya konfederasyonu gibi bir sistemle.. İnsanlığın beklentisine cevap olacak bir sistem ortaya çıkarılmasa.. Bütün devletler ve küresel soykırımcı soytarılar ölümden ölüm beğen dönemine girdiklerini yaşanacak olaylarla görüp uyandıklarında iş işten geçmiş olacaktır..

 

Şimdi buradan TC’ye geldiğimizde bu soykırımcı rejmi ab-abd, batısıyla  doğusuyla  bizden daha iyi tanımaktadırlar..

 

Ak Parti bu rejmi değiştirme dönüştürme iddiası ile geldi. Halk ölümüne destek verdi. Günümüzde ise tökezledi kaldı.. Hatta giderek rejmin daha da sağlam bir bekçisine dönüşmeye başladı.. Fakat rejmin chp gibi gerçek sahipleri rejmin yıkıldığını.. gördüklerinden uluslararası siyaset ve öngörülerle kaptan köşküne nasıl çıkacaklarını planlarken.. Demokrasi havarileri kesilirken..

MHP gibi faşist ulus devletin beton ayakları ise AK Partinin çağa uygun devrimci ruhunun hayata bulmaması köhnemiş ırkçı tc rejmini yaşatmak için dehşet yıkıcı bir gazla ak partiyi aşağı çekmektedirler..

 

Yeni Türkiye eski tcnin hastalıklarından kurtulmadığından örneğin Kobani Düştü düşecek söyleminin ülkemizde nasıl bir yankı yapacağını hesaplayamayan akp  yerel yönetimlerde şu anda İmamoğlunun kurdi kurs girişiminin de ne kadar stratejik bir hamle olduğunu anlayamadı.. Halbuki Savcı Sayan gibi bir akpli dahi dinlenseydi.. akp bu kadar kan kaybı yaşamayacaktı..

 

Şimdi gariban Başkan Erdoğan  dünyayı doğru okuma, anlama  yerine derin siyonist yapılanma ablukası ve  tek adam gazı ile tc nin tüm günahları kendisinin sırtına yüklenmektedir.. TC nin onbinlerce kurdün soykırımndan ermeni-malkan-rum-rus tehcirine.. Rejmin insanlığa karşı işlediği tüm suçlar akpnin  boynuna yıkılmaya çalışılıyor..

 

Ak Parti kurmayları uyanmalı sahte türk ırkı,  soykırım, totemcilik üzerine kurulan tc diktatörlüğü ama bugün ama yarın sancılı sancısız yıkılacak.. Önemli olan bu yıkımın topluma, ülkeye yıkıcı bir zarar vermeden normal siyasi-hukuki yollardan hayata geçirilmesi.. Ve ırk-dil-din-mezhep üstü bir siyasal evrilmeye kayılması..

 

Fakat bu ağır sorundan çıkış aranacağına soruna kennardan kıyıdan dokunan Arınç gibilerin  istifa ettirilmesi, Arslanın disilipnine sevki örnekleri ve muhalefetin açıklamalarından doğru dersler  çıkarmayan akp Erdoğanı yine  Kobani olaylarında düştü düşecek yanlışalara iterek..  hata üstüne hatalara çekerek  yanıltmaya devam ediyorlar..

 

Bu yanıltma, içe kapanma ak parti yi daha da esir alacak.. TC rejminin hesap vermesi gereken derin yapı, kurumları, kurmayları, sermaye vb. ayaklar .. Yüzyıllık katil-soykırımcı failleri kamufile ederken.. Bu yapıyla hesaplaşma için halkın 20 yıldan fazladır iktidarda tuttuğu akp ise günah keçisi olmaya hazırlanmaktadır.. Derin yapının adamı bahçeli vb. rolünü iyi oynarken..

 

AKP buradan çıkışın abd-rusya-ab ve bütün dünya ile dünya standartlarında bir demokrasi ile çıkışın mümkün olacağını ise görmemektedir.. Ülkemiz Roma-Bizanstan-Osmanlıya.. Medeniyetler bileşkesi ve kesişimi olduğunu kavranmalı ülkemizi acilen ırk-dil-din-mezhep üstü Osmanlı gibi ciahanşumul  bir siyasal yapılanmaya dünyadan destek alarak tarihi miras misyonuna uygun bir siyasal yapılanmaya kaymalıdır. Ak Partinin de ülkemizinde çıkışı buradadır..

 

Aksi tc nin günah keçisi olacak bir akpyi değil 80 milyon bir milyar insan kurtaramaz.. Buradan tek çıkış insani-islami doğrulardan şaşamdan soykırımcı tc rejmini ırk-dilk-din-mezhep üstü bir siyasal yapılanmaya dönüştürmek..

 

Kürt sorununu Demirtaş vb. figürler yada aktörler çıkarmadı. Osmanlı ve Çarlığı yıkan siyonist sergerdeler çıkardı.. siyonistler sahte suni sınırlarla uyduruk devletlerle ortadoğuya döşedi.. Türkiye siyonist kapitalin bu sınırlarını dünya ile shiplerine yedirecek bir siyasal siteme kaymadıkça batışı kaçınılmaz olacaktır..

 

Ülkemizde yaşanan siyasal gelişmeler çaktırmadan akp yi rejmin günah keçisine çevirerek imha etmektir.. Ak Par bu tuzağı hem çözmeli hemde ırkçı-inkarcı-totemci tc diktatörlüğünü bir an önce yıkmalı, değiştirip dönüştürmeli, ülkemizde Anadolu Birleşik Develeti vb. bir siyasal yapılanma projesi ile harekete geçmelidir..  Aksi asıl katiller tüyerken.. Bu yüzyıl içinde çöpe gidecek ulus devlet faşizminin günah keçisi asıl failler yerine akp olacak.. Yani tcnin siyonist soykırımcı  kurmayları çaktırmadan hem yüklerini hemde günahlarını ak partinin sırtına yükleyip tüymeye çalışıyorlar.. Ak parti katil kraliçenin sahte türük ırkı üzerine inşa ettiği Anadolu -Mezopotamyanın tüm halklarına  soykırım dayattığı tc rejminin son zamanlrını yaşadığı konusunda acilen uyanmalıdır..

 

HABER FOTO GALERİ..  

 

BASINDAN SON GELİŞMELER..

Son Dakika: Eski AK Parti Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, Merkez Disiplin Kurulu'na sevk edildi

 

Son dakika: Geçtiğimiz günlerde BBC'ye verdiği röportajda Berat Albayrak'ın istifası ve Parlamenter Sistem hakkında çarpıcı açıklamalarda bulunan eski AK Parti Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, AK Parti MYK tarafından oy birliğiyle Merkez Disiplin Kurulu'na sevk edildi.

 

AK Parti'den yapılan açıklamada AK Parti Merkez Yürütme Kurulu'nda 22. ve 23. dönem Diyarbakır Milletvekili M.İhsan Arslan Merkez Disiplin Kuruluna sevk edildiği duyuruldu.

 

AK Parti'nin kurucuları arasında yer alan İhsan Arslan, BBC'ye verdiği röportajda Berat Albayrak'ın istifası ve Parlamenter Sistem hakkında çarpıcı ifadeler kullanmıştı. "Parlamenter sisteme geçişin çok uzak olmadığını düşünüyorum" diyen Arslan, Berat Albayrak'ın istifasına ilişkinse, "Bu yanlış adımın sonucudur bugün gelinen nokta. Keşke bu görev verilmeseydi." dedi.

 

İHSAN ARSLAN KİMDİR?1 Ocak 1948 tarihinde Sason'da doğdu. Babasının adı Ali, annesinin adı Ayşete'dir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Kamu'da memurluk ve öğretmenlik yaptı.İhracat-ithalat ağırlıklı olmak üzere ticari faaliyetlerde bulundu. Zaman gazetesinin imtiyaz sahibi oldu. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazı yazarak aktif gazetecilik yaptı. Mazlum-Der'in iki dönem genel başkanlığını yaptı.Sağlık, Eğitim ve Dayanışma Vakfı (SEDAV) Mütevelli Heyeti Başkanlığı görevini yürütmektedir. 22. Dönem Diyarbakır Milletvekili.İyi düzeyde Arapça ve Farsça biliyor. Evli ve 5 çocuk babasıdır.

 

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

İHSAN ARSLAN , NE DEMİŞTİ..   İHSAN ARSLAN / AKLIMDA KALAN

 

AKP'nin kuruluşundan beri Erdoğan'ın yakınında olan İhsan Arslan: Parlamenter sisteme geçişin çok uzak olmadığını düşünüyorum

Kaynak : Ece Göksedef BBC Türkçe

 

İhsan Arslan TBMM'deki odasındayken

 

Çocukluğunda, Sason'un Balbaşı Köyü'nde devletin aslında izin vermediği medreselerde Kürtçe verilen dini eğitimi aldı, gençliğinde "İslam inkılabı" dediği hedef için çalıştı, hatta bir şiddet eylemine de karışıp cezaevine girdi.

 

İslami yönetimleri takip etmek için Libya'ya, İran'a gitti.

 

Türkiye'nin ilk İslami mizah dergisini çıkardı. Yöneticisi olduğu Zaman gazetesinin hisselerini Gülen yapılanmasına yakınlığıyla bilinen isimlere satıp çekildi. Ardından gazete, Gülen yapılanmasının yayın organı haline geldi.

 

Hizbullah içindeki İlim ve Menzil grubuyla, Hizbullah'la PKK arasında müzakereler yürüttü. Mazlum-Der'deyken bir heyetle Kuzey Irak'taki kamplarından birine giderek PKK'nın kaçırdığı askerlerin serbest bırakılması için görüşme yaptı.

 

Ardından siyasete girdi ve kuruluşunda bulunduğu, oğlu Ali İhsan (Mücahit) Arslan'ın da kurucu üyeleri arasında olduğu AKP 2002'de iktidara geldi.

 

AKP'nin iki kez başlattığı çözüm süreçlerinde masa dağıldı. Mehmet İhsan Arslan, her seferinde Kürt sorununu çözmenin daha da zorlaştığını ancak çözümün kendisini dayattığını ve sorunun bir gün mutlaka çözülmesi gerektiğini söylüyor.

 

Kısa bir süre önce tüm hayat hikayesini anlattığı ve gazeteci Ayşe Karabat'ın yayına hazırladığı "Aklımda Kalan" ile Kürt Sorunu konusunda hazırladığı raporların ve eski yazılarının yer aldığı "Ardımda Kalan" isimli kitapları basılan eski AKP Diyarbakır Milletvekili Mehmet İhsan Arslan, BBC Türkçe'den Ece Göksedef'in sorularını yanıtladı:

 

Türkiye'nin muhafazakar siyaset yolculuğunu kendi hikayeniz üzerinden anlatıyorsunuz kitapta. İslamcılık meselesi ülkede dün neredeydi bugün nerede? AKP'li yıllar nasıl etkiledi bu damarı sizce?

 

AK Parti öncesi, Milli Görüş'ün siyasette var olduğu dönemde biz ütopyayı yaşıyorduk. Ama o radikal duruşla hayatın gerçekleri ile mutabakatın çok zor olduğunu görenlerimiz oldu. Bu gerçeği gören bir ekip, daha sonra yenilikçi olarak adlandırılan bir grup, AK Parti olarak siyaset sahnesine çıktı.

 

Evet Türkiye'de solcu arkadaşlarımızın ütopyaları vardı, ülkücü arkadaşların kızıl elması vardı, bizim de İslamı yaşadığımız toplumda hakim kılma, tırnak içinde şeriat devleti kurma gibi bir idealimiz vardı. Bunu nasıl hayata geçireceğimiz konusunda büyük tecrübe edindik. Ne kadarını yapabilip ne kadarını yapamayacağımızı anlamış olduk.

 

AKP'nin ilk yıllardında, Erdoğan evinde kendisini zaman zaman ziyaret ediyordu

KAYNAK,İHSAN ARSLAN / AKLIMDA KALAN

Fotoğraf altı yazısı,

AKP'nin ilk yıllarında, Erdoğan evinde kendisini zaman zaman ziyaret ediyordu

 

Kitabınızda "AK Parti'nin bir milliyetçi bagajı yoktu, elinde Kürt kanı yoktu" demişsiniz. AKP'nin "İslamın kuşatıcılığıyla" Kürtlereyaklaştığını söylemişsiniz.Abdullah Öcalan da 21 Mart 2013'teki mektubunda "1000 yıla yakın süredir İslam bayrağı altında ortak yaşam sürdürüldüğünü" söylemişti. Sizce bu dini yaklaşımdan bağımsız, tamamen liberal, hak, hukuk ve özgürlükler çerçevesinde çözülebilir mi sorun?

 

Bence muhafazakarlığımızın artık ciddi bir bagajı, birikimi oluştu. Bu bagaj siyaseten bizi tamamen devletçi bir pozisyona taşıdı.

 

Biz ülkede sistemin kendisi olduk. İlkeleri doğrusu bir kenara attık. Bizi gelecek seçimlerde hangi kesimler iktidara taşıyacak ve iktidarda kalmamızı sağlayacaksa, onlarla iş tutmayı tercih ettik.

 

Kürtlerin oylarına ihtiyacımız olduğu dönemde biz onların taleplerini masada tutmaya devam ettik.

 

Sonradan bunun bizi tehlikeli sahillere götüreceğini fark ettiğimizde de bu kez başka çevrelerin desteğiyle siyaset yapmaya ve iktidarımızı sürdürmeye karar verdik. Şu an da MHP'yle olan ittifakımız da böyle bir sürecin son aşamasıdır.

 

Dolmabahçe sürecinden bahsediyorsunuz kitapta, çözüm sürecinin geldiği son nokta. Bundan bir ay sonra Erdoğan'ın tavır değiştirdiğini görüyoruz. Birkaç ay içerisinde de çözüm süreci dağılıyor. Sizin söylediklerinizden de yola çıkarak, HDP'den başkanlık konusunda bir destek alınamayacağını gördü AKP ve bu sebeple milliyetçi tabanın desteğini mi almaya çalıştı?

 

O tavır değişikliğinin nedenini tarih çok önemli bir şey olarak not edecek.

 

Benim tespitim şu: Kürt sorununun tanımı ile alakalı. Genellikle Ankara'dan Kürt sorunu uzun geçmişte geri kalmışlık sorunu olarak tanımlanıyordu. Mücadele arttıkça, şiddet arttıkça, kültürel haklar olarak tanımladı.

 

Ne zaman ki devlet olayı kültürel hak mücadelesi olarak tanımladı ve o bağlamda bazı değişimler yapmaya kalkıştı; o dönemde HDP tarafında konu artık kültürel hak talebinden çıkmış, siyasal haklar ve etnik mücadeleye bürünmüştü.

 

Bizim zamanımızda var olmayan bir parti sonuçta 6-7 milyon aktif üyesi olan bir siyasi harekete dönüştü. Bizim zamanımızda bu kadar dış bağlantısı ve işbirliği olmayan bir terör örgütü bir kere Amerika'dan, Suriye'den, İsrail'den, Bağdat'tan, Tahran'dan, Rusya'dan destek alabilir duruma geldi. Uluslararası bir güç haline döndü.

 

Hareketi doğru tanımadığımız için doğru reçete veremedik.

 

Dolmabahçe'ye sorunu çözelim niyetiyle gidildi ama ondan sonraki adımların tamamen siyasi bir hüviyet kazanacağı fark edildi bence. O yüzden "aman ha, bu bizi yakar" dediler. Bence biz bunu devletin bekası, vatanın bütünlüğü adına o oyundan vazgeçtik diye ben tanımlıyorum. Çünkü bu ciddi bir ilk adım olacaktı. Konunun siyaseten tanımlanması ve siyasi müzakerelere konu olması hadisesiydi.

 

AKP ve HDP'nin 28 Şubat 2015'te birlikte açıkladıkları Dolmabahçe Mutabakatı

KAYNAK,DHA

Ama bu sorunun çözümü için bir noktada buraya gelineceği, gelinmesi gerektiği de biliniyordu. Kürt Sorunu'nu çözme kararlılığı konusunda samimi miydi hükümet? Bu noktaya gelmeye hazır mıydı gerçekten?

 

Olayı sadece sosyal bir olay olarak tanımlarsanız evet, bu tanıma göre sorunu çözme çabasındaydı hükümet. Bunda samimiydi çünkü bu sorunun çözülmesini istiyordu.

 

Ama eğer siz olaya Türkiye'de ve komşu ülkelerde nüfusu 40-50 milyonlara varan, ağırlığı da Türkiye'de olan bir etnik varlığın siyasi taleplerini içeren bir sorun olarak görüyorsanız, devlet onu çözmeye niyet etmedi. Edemedi, edemiyor da. Türkiye'de hiçbir güç, hiçbir parti Türkiye'yi siyaseten parçalayacak, bölecek hiçbir harekete izin veremez.

 

Diyebilirsiniz ki; o zaman bu nasıl çözülecek? Farz edelim federasyon, özerklik gibi çözümler… Türkiye'de de eğer sorunun çözümü oradan geçiyorsa siyasi bir karardan geçiyorsa ne yapacağız? Maalesef Türkiye'de işte bu milliyetçilik ve devletçilik kavramı içinde müthiş bir hamaset var ve orada akıl pek rol almıyor.

 

Bizim mahalleye gelirken milliyetçiler bu duygusallıklarını getirmişlerdir.

 

"Ardımda Kalan"da geçmiş beyanlarım var. 2002'de yazmışım, çözüm olmadığından dolayı biz bugün buradayız. Türkiye'deki bütün sorunların temelinde bu Kürt Sorunu yatıyor. Biz bunu çözmedikçe ne siyasi istikrara kavuşabiliriz, ne ekonomik istikrara kavuşabilir, ne dış komşularımızla barış içinde yaşayabiliriz.

 

1990'larda Mazlum-Der için boşaltılan köyleri gezerken

KAYNAK,IHSAN ARSLAN / AKLIMDA KALAN

Fotoğraf altı yazısı,

1990'larda Mazlum-Der için boşaltılan köyleri gezerken

 

Dolmabahçe'ye giderken bu öngörülmemiş miydi?

 

Şartlar bizi zorladı, bir yokuşu tırmanmaya zorladı. Tırmandık ama tepeye çıktığımızda neyin olacağını pek görmüş olmak istemedik. Fark edince de caydık bence.

 

Bana sorarsanız bizim o idealist dönemlerimizden kalma, sorunu kökünden çözme niyetimiz vardı. Cumhurbaşkanımızın ağzından ben o dönem şunu duymuşumdur: Jandarma ayrı, belediye başkanı ayrı, vali ayrı. Üçlü bir yönetim, halk kendi valisini seçse sorumluluk da ona ait olur, beğenmediğini bir sonraki seçimde gönderir, Ankara'yı suçlamaz. Yerelden yönetime bir yol vermek niyeti vardı, o devam etseydi sorun çözülebilirdi bence. Ne zaman olsa böyle bir anlayıştan ve böyle bir çözümden geçeceğini düşünüyorum ben.

 

AKP'nin kuruluş sürecinde de aktif rol aldınız, Erdoğan bazı görüşmelerini sizin evinizde yapıyordu, kitapta anlattığınıza göre. Bu sistem ya da daha özerk yerel yönetimler konusu bu görüşmeler sırasında, sadece niyet beyanı olarak mı yer aldı yoksa gerçek anlamda ele alınmış mıydı?

 

Ciddi ciddi konuşulmadı. Tayyip Bey'in "Kefenimizi giydik" derken neye mal olursa olsun biz bunlara göğüs gereceğiz, temel sorunları mutlaka çözeceğiz iddiası vardı. O çerçevede… Bazı şeyler hemen ifade edilmez, tedbirler alınır, hazırlanır, daha sonra gündeme getirilir.

 

Tayyip Bey bu konuda çok başarılıydı. Attığımız bütün adımlar, toplumun bütün kesimlerini, ne tür çözüm olursa olsun çözüme razı etmişti. Ben çok ümitliydim o günler. En muhalif ulusalcısı ve milliyetçisi, liberali, aydını, hepsi artık bu sorunun çözülmesine, ne tür taviz verilmesi gerekiyorsa o tavizleri vermeye bile razı olmuştu. Toplum hazırlanmıştı. Keşke devam etseydi.

 

Ama işte iktidar insana zamanla, iktidar, servet ve çok şey bilmek insana yanlış da yaptırabiliyor. Derler ya, güçlü bir iktidar olduğunuz zaman daha çok hata yapma ihtimaliniz artıyor. Doğrularla muhatap olmada onları alma kabiliyeti azalıyor. Her şeyi biliyorsa o zaman kimden neyi alacak ki? Bilgi de güç de para da insanı şımartabiliyor. Bizi bir dönem iktidar şımarttı desem…

 

2014'te verdiğiniz bir röportajda "Hiçbirimizin Tayyip Bey'e küsme hakkımız yok çünkü lider olsak hiçbirimizin yapamayacağı şeyleri yaptı" demiştiniz. Bugün hâlâ böyle düşünüyor musunuz?

 

O vazgeçti, uygulamalarından vazgeçti. İddiasından vazgeçti. Böyle bir sorun yok diyor. Bugünlerde gerçi tekrar gündeme gelebilir ama…

 

Ben HDP'lilerden bazı arkadaşlarımızın Tayyip Bey bizim AK Parti grubunda konuşurken ağladığını biliyorum. Çünkü Tayyip Bey samimiyetle çok sağlam adımlar atıyordu ve çok güzel bir gelecek vaat ediyordu.

 

Arslan, 2002-2011 yılları arasında AKP Diyarbakır milletvekili olarak TBMM'ye girdi

KAYNAK,IHSAN ARSLAN / AKLIMDA KALAN

Fotoğraf altı yazısı,

Arslan, 2002-2011 yılları arasında AKP Diyarbakır milletvekili olarak TBMM'ye girdi

 

Bu ağladığını söylediğiniz isimler sonraki süreçte cezaevine girdi. Kürt meselesiyle ilgili bu kadar yoğun konuşurken, hızlı bir şekilde geriye gidildi, bu konu yine güvenlik meselesine dönüştü. PKK'yı bitirme üzerine bir politika yürütülüyor tamamen. Bu hak taleplerini, sorunları artık neden duymuyoruz?

 

Yine sorunu doğru tanımlayamamaktan kaynaklanıyor. Sadece bir terör sorunuysa, evet terörle, şiddetle mücadele edilir. Ama karşımızdaki olay terörden ibaret değil. Yani ülkede altı milyon aktif, nüfusa bakarsanız 20 milyonu buluyor, HDP'ye destek veren, antidemokratik uygulamalara rağmen o kesimde direnen bir nüfusumuz var. Bu 20 milyonun tamamı terörist olamaz.

 

Konuyu siyaseten çözemediğiniz zaman şiddet uygulayarak geriletmeye çalışırsınız.

 

Doğru, sağlıklı bir zeminde değiliz maalesef. AK Parti olarak daha sonra kendi topraklarımızı bombalayacak şey değiliz diye bunu eleştiriyorduk. Ama şimdi sabah akşam yine kendi dağlarımızı bombalıyoruz.

 

Böyle bir ortamda rahat yaşayabilir misiniz? Bunları düşünmek, ifade etmek zor.

 

İhsan Arslan, kitabında Mazlum-Der'in kuruluşu, köy yakmalara dair hazırladıkları büyük ses getiren ilk raporlarını ve çalışmalarına dair detayları da anlatırken, nasıl demokrasi karşıtı İslamcı çizgiden insan hakları savunuculuğuna döndüğünü de anlatıyor:

 

"Mazlumder'deki faaliyet sırasında Kürt sorunuyla yakından ilgilendik. Bizim İslami mahalle konuya çok yabancıydı. İlgilenince baktık ki Kürtler sık sık mazlum oluyor. Benim çevremdeki arkadaşların bir kısmıyla insan hakları kavramına duyarlı hale geldik."

 

Son yerel seçimler sonrası HDP'li belediyelerin neredeyse tümünde seçilenler görevden alındı, tutuklandı, kayyumlar atandı. Bu belediye başkanlarından birisi bir zamanlar kurucusu olduğunuz Mazlum-Der'de çalışmış biriydi. AKP seçimle alabileceğine inandığı ama alamadığı belediyeleri kayyumla yönetmeye mi çalıştı?

 

Beğen veya beğenme, halk iradesi kutsaldır diyoruz biz, halk onları seçti. Buna saygılı olunması gerekiyordu bence. Yolsuzluk, haksızlık, terörle direkt iletişim, yardımlaşma her neyse bunlar olsa, hak hukuk var, yargı ve emniyet var, gereken müdahale yapılır. Ama halkın oyunu yok sayarak kayyum atıyorsanız ben bunu doğru bulmuyorum. Tarih de bunu not edecek.

 

AKP 2009 ve 2013'te iki kez süreç yürüttü. İlki biraz daha yabancı ülkelerin kontrolünde oldu, ikincisi daha yerli bir süreçti. Hangi ülkeler müdahil oldu bu süreçte?

 

Eğer biz kendi içimizde bu sorunu çözemezsek dışarıdan büyük devletler müdahale ederler. PKK'nın ve örgütün bu manada bizim dönemimizde bazı yanlışlarımızdan dolayı çok fazla uluslararası boyut kazandığını, çok fazla büyük ülkelerin istihbarat ve siyasi kadrolarının bütününe girdiğini söylüyorum. Keşke bu noktaya gelmeseydi, biz kendi mahallemizde bu konuyu çözebilirdik. Ama şimdi dış devletlerin müdahalesi zorunlu hale geldi.

 

Eğer biz beraber yaşamayı beceremezsek biz kendimizi bölmüş olacağız. Devletlerle her konuştuğumuzda destek vermeleri, istihbarat vermeleri konusunda yalvarırdık. Bunun için de bir sürü fedakarlığa hazırdık. Diğer ülkelere verdiğimiz tavizin onda birini, o rüşvetin bir kısmını kendi vatandaşlarımıza verseydik sorunu çözerdik burada. Onlara gerek kalmazdı.

 

Abdullah Gül'le Diyarbakır ziyareti

KAYNAK,IHSAN ARSLAN / AKLIMDA KALAN

Çözüm sürecinin dağılmasında Suriye'de başlayan kriz de etkili oldu. Sizce buna rağmen devam ettirilebilir miydi? Kitapta dediğiniz gibi eğer Türk devletinin korku refleksleri olmasaydı, başka bir yol izlenebilir miydi Suriye'de?

 

Bizim Kürt meselesi diye bir meselemiz olmasa, adına güvenlik koridoru dediğimiz işte Kürtlerden oluşacak bir siyasi yapıdan endişemiz olmasaydı bizim Suriye politikamız bu olur muydu? Hayır, olmazdı. Suriye'de bugün izlediğimiz politikanın temelinde bizim Kürt sorunumuz yatıyor. Onu çözdüğünüz zaman biz Suriye'yi bir günde çözeriz. Koridora filan gerek kalmaz.

 

O dönem bir fırsat mı kaçtı sizce? Kobani IŞİD tarafından üç taraftan kuşatılmıştı, bunun dışında sadece Türkiye ile sınırı vardı.

 

Evet, makas orada açıldı. Salih Müslim Türkiye'ye geldiği günlerde Türkiye orayı sahiplenebilirdi. Onlar da buna müsaitti. Biz oradaki potansiyelin PKK ile ilintisini fark ettiğimiz zaman irkildik. Halbuki onu sınırlayabilirdik, bizimle işbirliği yapmalarını temin edebilirdik. Esad'a karşı savaşan örgütleri nasıl destekleyip silahlandırıp eğittik; Kürtleri de Türkiye ile hareket eden bir güç haline getirebilirdik.

 

Nüfusu benden az, devlet yapısı yok, silahı yok, 3-5 milyon Kürtten mi korkacağım Türkiye olarak? Türkiye büyük bir ülke, hesabı buna göre yapmamamız gerekiyor. Ama Kürt olunca durum değişiyor. Kürt kelimesini hangi cümleye koysanız gerçeğin dışında bir yere varırsınız.

 

Biz oradaki Kürtleri yanımızda görebilirdik, destek verebilirdik. Onun için vereceğimiz emek, zahmet ve bedel, bugünkünden çok daha az olurdu. Şu anda biz oraya bana göre tırnak içinde bataktayız diyebilirim. Çünkü biz bir şeyi göremedik. Orta Doğu'da Kürtlerin varlığı asla inkar edilemeyecek bir boyuttadır.

 

Suriye'yi iyi yönetebilseydik, Esad bize "ağabey" diyordu. Bizim mahallemiz gibiydi. Yüzyıldır bir demokrasi olamadık, adamdan bir sene içinde demokratikleşmesini istedik. Ona muhalif olan radikal İslamcı grupların bir anda çevreden merkeze gelip oturmasını, Esad'ın buradan gitmesini bekledik. Bu işin tabiatına uygun değil.

 

Erdoğan, Mücahit ve İhsan Arslan

KAYNAK,IHSAN ARSLAN / AKLIMDA KALAN

Bu noktadan sonra Kürt Sorunu'nda tekrar güvenin sağlanması, yeniden bir adım atılması mümkün mü?

 

Bundan sonra illa adımlar atılmak zorunda, atılacak her adım bize daha pahalıya mal olacak. Çaresi yok.

 

Güvenin sağlanması biraz zor. Biz onu yıktık çünkü yapamayacağımız çok şeyi söylemeye alıştık. Ümit verdik, yerine getirmedik. Bir zamanlar Tayyip Bey'in bu sorunu çözebileceği ümitler varken şimdi artık bu ümitler yok. Çünkü biz de şiddetle sorunu çözmeye kalkıştık.

 

Hak ihlalleri ve hukuk dışı uygulamalar halkın tepkisini, bilinci artırıyor. Kürtlük bilinci ve siyasi hak talepleri geçmişte olmadığı kadar güçlüdür şu anda.

 

Kürtler adalet istiyor, basit bir şey. Kürtlerin ne istediğini Ankara bir türlü anlamıyor ya da biliyor ama izliyor. Çünkü evet bunlar bunu istiyor deseler cevap vermeleri gerekiyor.

 

AK Parti'nin kuruluşunda Avrupai değerler vardı, evrensel yargı sisteminin devreye girmesi…

 

15 Temmuz kimyamızı bozdu bizim.

 

Yani o zamana kadar samimi miydi bu taleplerinde? Siyasal İslam'ın geldiği nokta açısından soruyorum, bu vaatlerde samimi miydi yoksa ihtiyaç kalmaması halinde geri tepilebilecek geçici sözler miydi sizce?

 

Kesinlikle biz Türkiye'yi yönetmeye taliptik. Bütün insanları adalet üzerinden yönetmeye taliptik. Alevi, Roman, Kürt kardeşlerimizin, Müslüman dindar vatandaşlarımızın sorunlarını çözmeye niyet etmiş ve bunun için adım atmış bir kadroyduk.

 

İlk aşamada askeri vesayet vardı, adım atamıyorduk. Ne zaman ki ciddi bir mücadeleyle askeri vesayeti ortadan kaldırdık, orada yılana sarıldık. İşbirliği yaptık.

 

Tahmin etmediğimizden fazla onlar işin içine girdi. Hatta onlar lokomotif oldu, biz arkada icraatta bulunduk. Sonra FETÖ'nün vesayeti gündeme gelmeye başladı. Biz bunu fark ettiğimizde irkildik. Ondan sonra da tabii kıyamet koptu. O güne kadar hukuk içinde kalmaya azami dikkat gösteriyorken 15 Temmuz'dan sonra doğrusu panikledik ve olayın vahameti karşısında ancak yargıyı kullanarak başarılı olabileceğimiz kanaatine vardık.

 

Onların yargıyı kullanırken kullandığı bütün taktikleri, araçları, biz kullanmaya başladık, can havliyle.

 

Peki bu fark ettik, bunlar lokomotif olmuş dediğiniz an ne zamandı?

 

Her konuya müdahaleleri söz konusuydu. Ne zaman ki onların bazı taleplerine hayır demeye başladık, onlar sertleşmeye başladılar. Kabullenemediler. Bazı olaylar oluyordu ama somut olarak dershanelerin kapatılması asıl kopuşu getirdi.

 

Eğitim sistemini reforme etme adına ve vesayetini geriletme adına müdahale ettiğimizde çok sert tepki verdiler. Ben o dönemde bazı arabuluculuklarda bulundum ama çözülemedi ve gittikçe kavga büyüdü.

 

İhsan Arslan, kitabında 15 Temmuz günü MİT'e ihbar geldiğinde, "neredeyse çocukluğunu bildiği" Hakan Fidan'ın odasında olduğunu anlatıyor:

 

"Bana dedi ki, 'bir ihbar geldi. Her gün böyle ihbarlar oluyor. Hangisi doğru, hangisi yanlış kestirmek zor.' Sonra telefona Genelkurmay İkinci Başkanı'nı bağladılar. Duydum ben o konuşmayı. 'Bir şey var, beni alacaklarmış bu gece' dedi. Hakan Bey biraz rahatsızdı, ama telaşlanmamıştı. Saat de beş olmuştu. Koşturmaca devam ediyordu, uzatmadan kurumdan ayrıldım. Sonradan yaptığım değerlendirmeye göre, Genelkurmayla telefonu bağlayan özel kalemi darbecilerden olunca, darbeciler olayın duyulduğunu düşünüp darbe saatini erkene almış olmalılar."

 

Bugün yeni bir ivmelenme var gibi hükümet tarafında. Yargı reformundan bahsediliyor, yatırımcının güven duyacağı bir hukuk sisteminden bahsediliyor. Bu dönemde MHP ile koalisyon yapılan bir ortamda, daha milliyetçi ve sağ söylemin benimsendiği bir ortamda bir yere varılabilir mi?

 

Bugün eğer bir hukuk lazım diyor isek, ekonomide reform lazım yapmamız lazım diyorsak, zımnen bugüne kadarki politikalarımızda sıkıntı olduğunu kabul ediyoruz demektir. Bu bir itiraftır. Hata yapan birilerinin bu hatayı düzeltip doğru olanı yapmaya çalışması zor oluyor biraz.

 

İflasına sebep olduğun şirketi iflastan kurtarıp kara geçirmek herkese nasip olmuyor. Çünkü onun kararları sonucu, onun hataları sonucu şirket iflas etmiş. Zaten bilseydi, doğrusunu yapmak isteseydi iflas etmezdi.

 

Bizim buraya gelelim. İyi şeyler duymak istiyoruz. Halk olarak yorulduk. Eksiklerin telafi edilmesi, doğru şeylerin yapılması lazım diyor. Ama güven sorunu var. Medyamız biraz suskun, keşke bu kadar olmasaydı.

 

Herkes şu an ekranlarda şunu söylüyor: Söze değil icraata bakmak lazım. Ben de onlara katılıyorum. Tabii ki yargı işleyişi sıkıntıda. Bu başkanlık sisteminin incelenmesi, masaya yatırılması gerekiyor. Geçmişte adem-i merkeziyetçi sistemi savunuyorken geldiğimiz noktada yüzde yüz merkeziyetçi bir sistemle karşılaştık. Bir tek kişinin iradesine bağlanmış bir sistem, bir işleyiş. Bundan sıkıntılar doğacağını bazılarımız kestiremedik herhalde. Tek sesli olursa bir şeyler daha çabuk halledilir dedik herhalde.

 

Baktık ki kurumsal yapıdan uzaklaştıkça, kişinin tek başına verdiği kararlarda hata yapma ihtimali daha fazla oluyor. Bence bazılarımızı kabul etmiyoruz ama güçler ayrılığı diye bir şey kalmadı ülkede. Meclisin, yargının denetleme gücü ortadan kaldırılınca her şey bir tek insanın iki dudağı arasına sıkışmış oldu. Bu çok vahim bir durum.

 

Diyarbakır'da İhsan Arslan'ın yaptırdığı caminin açılışında

KAYNAK,IHSAN ARSLAN / AKLIMDA KALAN

Fotoğraf altı yazısı,

Diyarbakır'da İhsan Arslan'ın yaptırdığı caminin açılışında

 

Amerika'da, Avrupa'da otokrat liderler arasında sayılıyor Cumhurbaşkanı, saydığınız sebeplerle. Bunun geri dönüşü mümkün mü? Aynı zamanda Kürt sorunu konusu da yeniden gündeme gelebilir demiştiniz. Bu konularda öngörünüz nedir?

 

Bu bir süreçtir. Liderlere bağlı değildir. Vatandaşın talep ve desteği sonucu da oluyor bu, durup dururken olmuyor seçimle oluyor bunlar. Ama bunun uzun süre devam etmesi beklenemez bana göre. Bence bu bir dönemdir, bu geçer. Geçtikten sonra Türkiye'de parlamenter sisteme geçişin ben çok uzak olmadığını düşünüyorum.

 

Tayyip Bey'in şahsında müthiş bir enerji, kabiliyet, karizma var. Hataları bir kenara bırakıyorum. Ama şimdi Tayyip Bey'in uhdesindeki bu kadar sınırsız yetkileri onun gibi kullanabilecek ben ikinci bir adam görmüyorum. Bu kabiliyetleri daha düşük olan gelecek liderlerin bu işi götüremeyeceklerinden hareketle, muhalefette de bu çok seslendiriliyor. Başkanlık sisteminin bizde iyi sonuçlar vermediği kabul ediliyor, ben de katılıyorum.

 

Mehmet İhsan Arslan'ın oğlu AKP Ankara Milletvekili Ali İhsan Arslan

KAYNAK,DHA

AKP'nin yönetici kadrosuyla hâlâ yakın ilişkileriniz varsa bu kaygılarınızı paylaşıyor musunuz? Oğlunuz da milletvekili. Size bu konuda bir görev verilse yeniden rol almak ister misiniz?

 

Ben basit tedbirlerle yola devam edilemeyeceğini düşünüyorum. Çok ciddi radikal kararlar alınması gerekiyor ve bu zordur. Uzun zamandır bu şekilde yönetimi tercih etmiş, kadroları buna göre yönlendirmiş bir iradenin kısa bir zamanda bütün bu kararlarını geri çekmesi kolay değil.

 

Şimdiye kadar mahkemelere, ekonomiye, medyaya müdahale etmişizdir. Bir gün sabah kalkıp "Medya, siz istediğiniz gibi yazın," ondan sonra hakimlere "Kaçmıyorsa tutuklamayın kardeşim zaten cezaevlerinde yer yok" diyemiyorsunuz.

 

Bu bakımdan çok zor görüyorum.

 

Burada soru şu: Acaba gerçekten yapılanların yanlış olduğu ve ciddi adımların atılması gerektiğine fikren kabul edilip inanılıyor mu ve düzgün şeyler yapmak gereğine inanılıyor mu? Yoksa dışarıdan gelen şikayetler karşısında "Tamam anladık, durduracağız bu yanlışları" mı deniyor? Ben tam bilmiyorum. Siyasi kulislerden uzağım açıkçası. Zaten 2011'den sonra siyaseten kendimi emekliye ayırdığımı söyleyebilirim. Siyaseti Mücahit yapıyor. Ben bazı tespit ve tavsiyelerin iletilmesinde yarar görebilseydim aktarırdım. Biraz aramıza mesafe girdi doğrusu. Artık bir insan her şeyin doğrusunu ben biliyorum dediğinde, çevresindekilerin ona bir şey söyleme, bir tavsiyede bulunma şansı kalmıyor.

 

Başlangıçta bu tür bir diyaloğumuz vardı. Ben 2007'de bir gün röportajımda Abdullah Öcalan'ı yok sayamayız demiştim. Tayyip Bey'le görüştüğümüzde bana hiç kızmadı ama "Bizim görüşmediğimizi nereden biliyorsun?" dedi. Haklıydı. Benim istihbari bilgim yoktu. Onunki doğruydu, benimki yanlıştı.

 

Böyle bir iki olay olunca o zaman diyorsunuz ki Müslümanlıksa senin kadar Müslüman, güç desen her türlü güç var, akıllıysa senden akıllı. O zaman "Allah selamet versin" deyip vazgeçiyorsun.

 

O bakımdan şu an diyaloğumuz zayıf.

 

Berat Albayrak ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

KAYNAK,GETTY IMAGES

Tüm bu konuştuklarımız ışığında Berat Albayrak'ın istifasına nasıl bakıyorsunuz?

 

İslam tarihinde meşhur dört halifemiz var. İslam'ın en güzel uygulandığı dönem olarak bakıyor Ehli Sünnet. Ve Hazreti Osman halife olarak Hazreti Muhammed'in kızını da almış, böyle bir boyutu da var. Buna rağmen onun akrabalarını idareye almasını eleştiririz.

 

1500 yıl üzerinden geçtiği halde akrabalarına iktidarda görevler vermesini, ehliyet ve liyakat yerine akrabalık bağını öne çıkarmasını eleştiririz biz. Dolayısıyla ben bugün de yarın da iktidara gelen liderlerin aile bireylerini iktidara ortak etmelerini doğru bulmuyorum.

 

Bu yanlış adımın sonucudur bugün gelinen nokta. Keşke bu görev verilmeseydi.

 

Halkımızın, ülkemizin kaderiyle onun kaderi özdeşleşti. Onun başarıları hepimizi etkiliyor, doğru kararlardan hepimiz nimetleniyoruz, yanlış kararlardan da hepimiz zarar görüyoruz.

 

 

ARINÇZXCCCCCCCCCCCCCCC

XXXXXZZXZXZZZXZZZXZX

BÜLENT ARINÇ İSTİFA ETDİ..

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bülent Arınç’ın Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkındaki sözlerini isim vermeden eleştirmesinin ardından Arınç cephesinden istifa kararı geldi. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç istifa etti.

 

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkındaki sözleri nedeniyle isim vermeden eleştirdiği Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyesi Bülent Arınç istifa etti.

 

Bülent Arınç, geçen hafta katıldığı televizyon programında HDP’li Selahattin Demirtaş’ın tahliye olabileceğini ve iş insanı Osman Kavala’nın tutuklu kalmasına hayret ettiğini söylemişti. Bunun üzerine Erdoğan hafta sonu “Son günlerde bizimle asla ilgisi olmayan kimi bireysel açıklamalar ile reform gündemimize yaptığımız vurgular bahane edilerek yeni bir fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz” diyerek eleştirmişti. Erdoğan’ın tepkisinin ardından gözlerin çevrildiği Bülent Arınç’tan cevap sosyal medya üzerinden geldi.

 

Twitter’dan istifasını açıklayan Bülent Arınç’ın ilgili yayınladığı duyuru metni şöyle:

 

HUKUKÇU OLARAK GÖRÜŞÜMÜ AÇIKLADIM

 

– Bir televizyon kanalında yaptığım konuşmalar, kamuoyunda yoğun tartışmalara neden aşağıdaki açıklamayı yapma ihtiyacı hissettim. Konuşmamın ana ekseni, yargıda yapılacak reform konusuydu. Bir hukukçu olarak bu konudaki görüşümü açıkladım. Ömrüm boyunca hukukun üstünlüğü ve adalet kavramını savunan olarak yine aynı görüşümü dile getirdim.

 

– Gazeteci arkadaşımız program sormak sorarken isim zikrettiğinde, “İsimler üzerinden tartışamayalım” diye altını çizmeme rağmen evrensel hukuk, adalet ve yargının sorunları üzerine dileğim uyandıran bu isimlerin gölgesinde kalmasından ve meselenin özünün kaçırılmasından endişe duyduğumu belirtmeliyim. Yasin Börü’nün katilleriyle, 15 Temmuz şehitlerimizin katilleri FETÖ ile yan yana gösterme gafletine kadar gitti.

 

YİK ÜYESİ DEĞİL ESKİ TBMM BAŞKANI OLARAK KONUŞTUM

 

– Asla bu ithamları kabul etmiyorum ve reddediyorum. Börü için döktüğüm göz yaşı da terör örgütleri FETÖ ve PKK’ya yönelik sözlerim ve tavrım da bellidir. Yine aynı televizyon programında dile getirdiklerim, Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyesi olmam hasebiyle yönlere çekildi. Oysaki programda görüşümü, YİK üyesi değil, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç olarak açıkladığımı defalarca belirttim.

 

– Saygın eleştirilere saygı duyuyor ve not alıyorum. Ancak şahsıma karşı içlerinde duydukları kin ve nefretlerin nefretlerin olan seviyesiz hakaretleri sahiplerine iade ediyorum. Türkiye'nin yargı, ekonomi ve başka çevrelerinde reformlara duyduğu ihtiyaç aşikardır. Ülkemizin rahatlamasına ve milletimizin dertlerine çare bulunmasına ihtiyaç vardır. Bahsi geçen televizyon programında da defalarca belirttiğim üzere Sayın Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki iradesini gördüm ve destekliyorum.

 

CUMHURBAŞKANI DA UYGUN GÖRDÜ

 

– Ancak benim konuşmamın, şahıslar üzerinden farklı zeminlere kaydırılması, reform dairenin farklılaştığınıdan, Yüksek İstişare Kurulu Üyeliği görevimden ayrılmamın daha uygun olacağına karar verdim. Kurul üyeliği görevimden ayrılma talebimi Sayın Cumhurbaşkanımıza ilettim ve kendileri de bunu uygun gördüler.

 

– Karşılıklı iyi niyet temennileriyle helalleştik ve görevimden ayrıldım. Bu süre zarfında verimli çalışmalar sürdürdüğüm Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Yüksek İstişare Kurulu üyesi arkadaşlarımıza teşekkürü bir borç bilirim. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve AK Parti’nin ülke yararına yapacağı her türlü çalışmayı, milletin faydasına olacak her türlü reformu destekleyeceğimin bilinmesini isterim.

 

– Hayatım boyunca doğru söz, doğru ilke, dürüstlük ve vicdanımın sesi rehberim oldu. Bu yüzden çok bedel ödedim ama bundan asla vazgeçmedim. Bundan sonra da vazgeçmeyeceğim. Derdimiz memleket derdidir. Memleketimizin huzura, refaha ve mutluluğa kavuşması için ne fedakârlık yapmamız gerekirse, tereddüt etmeden yaparız. Yeter ki vatan sağ olsun. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

İLETİŞİM BAŞKANLIĞI AÇIKLAMA YAPTI

 

Bülent Arınç’ın istifasını duyurmasının ardından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın Twitter hesabından şu açıklama yapıldı: Sayın Bülent Arınç, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliği görevinden ayrılmayı talep etmiş, sayın Arınç’ın talebi Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kabul edilmiştir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

ARINÇ NE DEMİŞTİ..

Bülent Arınç: 'Demirtaş ve Kavala Tahliye Edilmeli'

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç, Tutuklu HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve tutuklu iş insanı Osman Kavala için “Tahliye edilmeleri lazım” açıklaması yaptı.

Bülent Arınç: 'Demirtaş ve Kavala Tahliye Edilmeli'

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi AKP'li Bülent Arınç, 4 yıldır Edirne Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın ve 3 yıldır tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala'nın tutukluluğunu eleştirdi.

 

Demirtaş'ın kitabının tavsiye etti

 

Habertürk'te Nedir Ne Değildir'e konuk olan ve gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Arınç, Selahattin Demirtaş'ın cezaevindeyken çıkardığı 'Devran' kitabını tavsiye etti.

 

Arınç, "Devran kitabını okudum, Belki Demirtaş hakkında fikriniz değişmeyecek ama Kürtlerin neler yaşadığını anlayacaksınız, Kürtler konusunda fikriniz değişebilir" dedi.

 

"Osman Kavala'nın tutuklu kalmasına hayret ediyorum"

"Osman Kavala'nın tutuklu kalmasına hayret ediyorum"

Osman Kavala'nın tutukluluğuna ilişkin "Ey hâkim ve savcılar; Osman Kavala'nın hâlâ tutuklu kalmasına hayret ediyorum, tahliye edilmesi lazım!" diyen Arınç, Demirtaş için de "tahliyesi olabilir" dedi.

 

Bahçeli'nin basın danışmanı Çiçek, hakaret ederek yanıt verdi

Bahçeli'nin basın danışmanı Çiçek, hakaret ederek yanıt verdi

MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin basın danışmanı Yıldıray Çiçek, Arınç'a ağır ifadelerle yanıt verdi. Çiçek, "Hendek-Çukur olaylarında 793 şehidin , Kobani olaylarında 53 kişinin azmettirici katili olan terörist Demirtaş’ın tahliyesini istemek şerefsizlik ve haysiyetsizliktir. Fethullah Gülen’in dizinin dibinde büyüyenler ve CHP’nin PKK kanadı son günlerde bu propagandaya başladı !" dedi.

 

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

MUHALEFET YAPILACAK MUDAHALEYİ LEHİNE ÇEVİRMEYE ÇALIŞIYOR..

 

ABD Düşünce kuruluşuna açıklamlarda bulunan Çeviköz Batının bütün beklentilerine yeşil ışık yaktı..

 

CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz, Amerikan Alman Marshall Fonu (GMF) adlı düşünce kuruluşunun "Türkiye'nin 2021'de Dış Politika Öncelikleri: Ana Muhalefet Partisinden Bir Bakış" başlıklı online paneline katıldı. Panelde söylediği skandal sözlerle gündeme gelen Çeviköz'e tepkiler gecikmedi.

 

CHP'li Çeviköz'den skandal açıklamalar! Maraş’ın kısmi şekilde yeniden açılmasını desteklemiyoruz

Amerikan Alman Marshall Fonu (GMF) adlı düşünce kuruluşunun düzenlediği, Türkiye'nin dış politilalarının konuşulduğu bir panele online katılan  CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz, Türkiye'nin dış politikasına yönelik eleştiriler getirdi.

 

CHP'li Ünal Çeviköz'den peş peşe skandal açıklamalar | Video

 

 

LİBYA ELEŞTİRİSİ

Çeviköz, CHP olaraksa dış politikada iktidardan farklı bir yaklaşıma sahip olduklarını belirterek, Türkiye'i yalnızlaşmadan kurtulmak için uluslararası topluma yeniden entegre olması gerektiğinin altını çizdi.

 

AK Parti'nin çok taraflılığın önemini ihmal ettiğini, ifade eden Çeviköz, örneğin Türkiye'nin Libya'ya silah ambargosunu içeren BM Güvenlik Konseyi kararına uymamakla eleştirildiğine dikkati çekti.

 

"S-400'LER AKTİF EDİLMEMELİ"

Çeviköz, S-400'lerin aktif hale getirilmemesi seçeneğinin muhtemelen hükümetin gündemine geleceğini, eğer gelmezse de "CHP'nin liderlik edeceği bir sonraki hükümetin gündemine kesinlikle geleceğini" söyledi.

 

Çeviköz, S-400'lerin aktif hale getirilmeme kararının, Türkiye'nin F-35 uçaklarının ortak üretimi ve satışı programına tekrar dahil edilmesine yol açacağını ifade etti.

 

"TÜRKİYE SURİYE'DEN ÇEKİLMELİ"

Ünal Çeviköz, Suriye'de demokratik dönüşümün sağlanması, Suriye güvenlik güçlerinin ülkelerinde güvenlik ve istikrarı sağlaması halinde Türk askerlerinin de çekilmesi gerektiğini, uluslararası toplumun gözünde orada "işgalci" gibi bir görümünün yaratılmamasının önemli olduğunu belirtti.

 

 

 

TURAN: "MANDACI CHP"

AK Parti Grup Başkanvekili ve Çanakkale Milletvekili avukat Bülent Turan: "'Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz' diyen Atatürk'ten Biden'dan başka umudu kalmayan Kılıçdaroğlu'na! İbretle izliyoruz! Mandacı CHP"

 

VAHAPOĞLU: "BUNLAR TÜRKİYE'Yİ ABD'NİN EYALETİ Mİ YOKSA MANDASI MI SANIYOR?"

 

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Dr. M. Hidayet Vahapoğlu: "CHP ne yapmak istiyor.. Şu rezalete bak... CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, Joe Biden yönetiminden 'Türkiye'de demokrasiye vurgu yapmasını' istemiş... El insaf yahu.. Bunlar Türkiye'yi ABD'nin eyaleti mi yoksa mandası mı sanıyor?"

 

YILMAZ: "'MANDA VE HİMAYE' ARAYIŞI DEĞİL DE NEDİR?"

AK Parti MKYK Üyesi ve Bingöl Milletvekili Cevdet Yılmaz: "CHP temsilcisi Ünal Çeviköz'ün yeni Amerikan yönetiminden beklentileri 'manda ve himaye' arayışı değil de nedir? Demokrasi ticari bir meta değildir, ithal/ihraç edilmez. Demokrasi milletle ve millete güvenerek gelişir."

 

ATAŞ: "MiLLETİNE GÜVENMEYiP, BiDEN'DAN MEDET UMAN BIR ZiHNiYET. YAZIKLAR OLSUN"

AK Parti MKYK Üyesi ve İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş: "Kendi seçmenine, milletine güvenmeyip, Biden'dan medet uman bir zihniyet.. Yazıklar olsun!!! Kişiler değişse de zihniyetler değişmiyor."

 

 

 

ÖZKAYA: "AĞA BABALARI DA SİVAS KONGRESİ GÜNLERİNDE ABD MANDASI İSTEMİŞTI. KAFA AYNI KAFA"

AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili avukat Ali Özkaya: "Bu adam gavur parasıyla üç kuruş etmez. Yazık ki bu ülke adına büyükelçilik yapmış. Ağa babaları da Sivas Kongresi günlerinde ABD mandası istemişti. Kafa aynı kafa, 100 yıl geçse de değişmeyecek..."

 

ÇAKIR: "DIŞ ODAKLARDAN DESTEK BEKLEMEK VE BUNU ÇAĞRIYA DÖNÜŞTÜRMEK EN HAFİF İFADE İLE REZALET"

AK Parti Malatya Milletvekili Ahmet Çakır: "Ünal Çeviköz'ün açıklamaları CHP yönetiminin zihniyetinin net tezahürüdür. Milletimize hizmet üreterek, proje yaparak, gönüller kazanarak, demokratik seçimlerle iktidar olma çabası yerine dış odaklardan destek beklemek ve bunu çağrıya dönüştürmek en hafif ifade ile rezalettir."

 

ÖZALAN: "CHP, ABD'DEN MÜDAHALE VE YARDIM İSTİYOR"

 

AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan: "Rezalet! CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, 'Joe Biden'dan beklentimiz, Türkiye için demokrasi vurgusu ve temel hak ve özgürlüklere vurgu yapması' demiş. CHP, ABD'den müdahale ve yardım istiyor. Cumhur İttifakı milletin hizmetinde, CHP ve ortakları ABD'nin hizmetinde."

 

ÜNAL ÇEVİKÖZ: "BİDEN'DAN BEKLENTİMİZ TÜRK DEMOKRASİSİ VURGUSU"

 

CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz, Amerikan Alman Marshall Fonu (GMF) adlı düşünce kuruluşunun "Türkiye'nin 2021'de Dış Politika Öncelikleri: Ana Muhalefet Partisinden Bir Bakış" başlıklı online panelinde konuştu.

Çeviköz; "Joe Biden'dan beklentimiz, Türkiye için demokrasi vurgusu ve toplanma özgürlüğü gibi tüm temel hak ve özgürlüklere çok güçlü bir vurgu yapması" dedi.

Çeviköz, KKTC'de kapalı kent Maraş'ın kısmi şekilde yeniden açılmasını desteklemediklerini, bunun BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olduğunu savundu. Çeviköz, "Kapalı Maraş'ın uluslararası hukuka ve Güvenlik Konseyi'nden geçen düzenleme ve kararlara uygun şekilde açılması gerektiğini düşünüyoruz" dedi.

Ünal Çeviköz, S-400'lerin aktif hale getirilmemesi seçeneğinin muhtemelen hükümetin gündemine geleceğini, eğer gelmezse de "CHP'nin liderlik edeceği bir sonraki hükümetin gündemine kesinlikle geleceğini" iddia etti ve bu olduğu takdirde Türkiye'nin F-35 uçaklarının ortak üretimi ve satışı programına tekrar dahil edilmesinin beklenmesi gerektiğini savundu.

Çeviköz, Türkiye'nin Libya'ya silah ambargosunu içeren BM Güvenlik Konseyi kararına uymamakla eleştirildiğini savundu.

Diğer SİYASET haberleri
Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Doğu Medya, Doğu Kültür, Doğu Haber, Doğu Kültür M. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya