Mücahit Özden Hun'dan Cumhurbaşkanı'na Açık Mektup

Mücahit Özden Hun'dan Cumhurbaşkanı'na Açık Mektup

Sayın Cumhurbaşkanım! Bu açık mektubu yazarken hür ve bağımsız bir birey ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yazdığımı özellikle belirtmek isterim. Türkiye’de yaşıyorum ve ülkemde olup bitenleri yıllardır büyük bir dikkat ve özenle takip ediyorum
Bu haber 2019-11-13 15:16:17 eklenmiş ve 9768 kez görüntülenmiştir.

Haber: Murat AKKUŞ-Iğdır

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a Açık Mektup

Sayın Cumhurbaşkanım! Bu açık mektubu yazarken hür ve bağımsız bir birey ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yazdığımı özellikle belirtmek isterim. Türkiye’de yaşıyorum ve ülkemde olup bitenleri yıllardır büyük bir dikkat ve özenle takip ediyorum. Misafir veya konuşmacı olarak davet edildiğim toplantıları bir kenara bırakırsak hiçbir dernek ve siyasi partiye üye değilim. Şahsi öngörülerinizin gücüne ve toplumsal hassasiyetinizin samimiyetine hiç şüphem yoktur. Ayrıca etrafınızda çok seçkin bir danışman kadrosu olduğunu da biliyorum. Bütün bunlara rağmen 100 yıla yakın bir zamandır ihmal edilen ve bu nedenle ülkede barışın temelden tesisine engel olan ciddi bir konuyu dikkatinize sunmak ve bu konuda sahip olduğunuz önyargılarınızı ve siyasi değerlendirmelerinizi tekrar gözden geçirmenizi saygıyla dikkatinize arz etmek isterim.

Ünlü Fransız filozofu ve düşünürü Descartes şöyle yazar: “İnsan, konuşan bir hayvandır.” İzninizle ben bu ifadeyi çağın gereklerine uygun olarak yeniden tanımlamak isterim: “İnsan konuşan ve konuştuğunu yazabilen bir hayvandır.” Ancak ne yazık ki bugün ülkemizde konuştuğu dili yazamayan veya okuyamayan milyonlarca insan vardır. Bunu söylerken sadece “Kürt” olarak tanımlanan bir kesimi kastetmiyorum. Kurmanç, Zaza, Laz, Çerkez ve daha nicesi bu eksiklikle büyümekte bir anlamda “çağdaş insan” tanımına ve normlarına uygun olmayacak şekilde kendi değerlerine ve özüne yabancılaşmaktadırlar. Ancak bunlardan iki tanesi özellikle ön plana çıkmaktadır: Kurmançça ve Zazaca. Bunun nedeni iki Çerkez kendi aralarında Çerkezceyi nadiren konuşur, iki Laz kendi aralarında Lazcayınadiren konuşur.(Not: Lazca ifadesiyleRize ilinin Pazar ilçesindeki Melyat Deresi'nden Sarp köyüne kadar yaşayan Laz halkının konuştuğu dili kastediyorum) Ama bu durum Kurmançça ve Zazaca için geçerli değildir.

İsterseniz sizinle “görünmeyen insan” olarak bir yolculuk yapalım. Benim Gêloî aşiretimin yaşadığı Iğdır ilindeki Karakuyu, Adetli, Karahacılı, Taşlıça köylerine misafir olalım. Odanın bir köşesine görünmeyen insan olarak oturup insanların konuştuğu dile kulak verelim. Sizi şimdiden temin ederim ki bütün bir akşam ve gece mum gibi eriyip geçecektir ama tek kelime “Türkçe” kelime duymayacaksınızdır.

Şahsınız ve partiniz iki şeyi başardı: Kurmançların ve Zazaların evde konuştukları dili sokakta da konuşmalarının önündeki engeli kaldırdınız. TRT-6’i kurarak kendi dillerini dinleme özgürlüğünü de kazandırdınız. Ama bir dilin en önemli özelliği onun yazılabilmesi, yazı ile çoğaltılabilmesidir. Bu konudaki engel henüz aşılmış değildir. Ülkemizde şu an milyonlarca insan, yazının henüz icat edilmediği mağara devrini yaşamaktadırlar. Elbette bu insanlar ana dilde yazma haklarının neden engellendiğini sorgulamakta, çeşitli siyasi partiler ve örgütler de bunu bir siyasi malzemeye dönüştürmek için fırsat kollamaktadırlar. Anadilde okuma-yazmahakkının elde edilmesi için çocuklarını okula göndermeyerek sivil itaatsizlik hareketini başlatacak bir gelenek de toplum içinde oluşmadığından örgüt mensupları köy odalarına misafir olmakta, “Anadilde okuma-yazma hakkını kazanmak için silahlı mücadele şarttır,” diyerek gençleri dağlara davet etmektedirler.

İzninizle sormak isterim: Türkiye Cumhuriyeti, aniden ortaya çıkabilecek bir sivil itaatsizlik hareketine veya örgüt propagandalarına fırsat vermeden ana dilde eğitim seferberliği başlatamaz mı? Dünyada bunun binlerce örneği vardır. Türkçe resmi dil olmak koşuluyla bu sorunun nasıl aşılabileceği konusunda isteğiniz üzerine bir rapor hazırlayıp dikkatinize sunabilirim. Yazımı Sayın Numan Kurtulmuş’un gönüllerde yer eden sözü ile bitirmek istiyorum: “Ana dil, ana sütü gibi helaldir.” Saygılarımla…

Mücahit Özden HUN

 

 

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer Genel-Güncel haberleri
Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Doğu Medya, Doğu Kültür, Doğu Haber, Doğu Kültür M. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya