HALEPÇE’DE, KATL EDİLEN, SOYKIRIMA UĞRAYAN SENSİN..

HALEPÇE’DE, KATL EDİLEN, SOYKIRIMA UĞRAYAN SENSİN..

20 yüzyılın başından günümüze Ortadoğu, Kürdistan, Anadolu, Mezopotamya, ön asya tarihine baktığımızda karşımıza tek kelime ile bir soykırım tarihi çıkmaktadır..
Bu haber 2019-03-16 17:35:56 eklenmiş ve 433 kez görüntülenmiştir.

 

HALEPÇE’DE, KATL EDİLEN, SOYKIRIMA UĞRAYAN  SENSİN..

 

20 yüzyılın başından günümüze Ortadoğu, Kürdistan, Anadolu, Mezopotamya, ön asya tarihine baktığımızda karşımıza tek kelime ile bir soykırım tarihi çıkmaktadır..(Sen Kelimesi ile Çinden Afrtikaya bütün dünya halklarını kastediyoruz, saddam katiline kürt soykırımına sesiz tepkisiz kalan ırak halkı tümüyle soykırıma uğradı, katil esed halepte 50-60 larda soykırım yaptı, hesap sormayan suriye halkı tümden soykırma uğradı, Filistin halkınına soykırım yapan israil devleti hesaba çekilmese aynı sonu kendileri yaşayacak.. Günün birinde soykırıma uğrayacaklar.  şimdi türkiye ve iran benzer imtihan sürecinden geçiyor ..)

 haberin foto galerisi..

20-21. yüzyıl, bu son ikiyüzyıl Kürt, Ermeni, Çeçen, Arap, Türk, Yahudi, Japon..  dünya halkları için tek kelime ile bir soykırım tarihidir..  bu coğrafyada yaşayan halkların tümü için bir soykırım tarihidir.. Bu soykırım tarihi Küresel soykırımcıların derin  Amerika  devleti  pentagon  2001 de ikiz kulelerini  binanın nükleer  yıkım düzeneğiiyle  yıkmaları sonucu  islam dünyası başta olmak üzere soykırım ve terörü tüm dünyaya yaydılar..

 

Günümüzde Kürdistan, Ortadoğu, Afganistan, Arap copğrafyası, Mezopotamya, Mayenmar, Bosna-Hersek, Uygur Türkleri ..  Kısaca Afrikadan çine, çinden latin amerikaya bütün dünya halklarına soykırım dayatılmıştır.. Ve bu soykırım tarihi terör ordu ve örgütleri eliyle hızla Çin ve Rusya Pakistan-Hindistan yani asya coğrafyasına ihraç edilmeye yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.. Küresel soykırımcılar dünya nüfusu çok algısıyla da bu soykırımı besleyerek dünya halklarının topraklartına kaynaklarına binbir şeytani oyunla el koymaktadırlar..

 

Halbuki dünya devletleri istediği nüfus planlamasını istediği gibi hayata geçirecek güç ve yetnektedirler..Nüfus planmlama politikalrı ile dünya devletleri nüfus sorununu kısa sürede kolayca çözebilirler..

 

Yok etmeye meyilli hasta iki ayaklı hayvanlar  için de  modern roma arenalrı inşa edilebilinir.. Öfkesine yenik düşen, para karşısında küçülüp düşen  gerzek insan tipini ekarte etme de zor bir şey değil. Her kıtada legal kelle kesme arenaları ile, silah sanayide oyun sanyine dönüştürülerek..  5-10 yılda potansiyel tüm hastalar  için futbol maçı gibi yeni spor dallarıyla.. birbirlerini kesme kırma oyunları  dünya çapında hayata geçirmek  hiçte zor değil. Kural ve kanunun bittiği arenalar.. Yani modern roma arenaları ile iki ayaklı hayvanların canlı yaşama insanlara dünyaya zarar vermeleri haps edilmelrinden daha pratik bir çözümle hal edilebilir. 5-10, 50-100  dolar için birbirini kesecek 1 milyar iki ayaklı hayvan ki hayata kalan bir sonraki maçına iki katı ücretçıkacak gönüllü-legal kendi isteğiyle ölüm oyunları (bu fikir benim değil bizim mahonun fikri..)  al sana yüzyıl içinde 1-2 milyar nüfus planlaması..

 

Ardından insanın yok edici genini düzelterek her bir insana sınırsız dünyanın düştüğü uzaya açılma çağını esas almalıyız.. ((Aksine Nairobe (Kurdi şimdi bugün geri gelecekler) gezgeninden (Nasanın Planet x diye adlandırdığı gezegenden Kürtlerin ataları döndüğünde.. tekamülü tamamlamada sınıfta kalan iki ayaklı yaratık insan ve gezegenini tümden yok edebilirler, bir başka ifadeyle bu hasta ve yayılmacı insan tipi dünyasıyla birlikte yok edilemyi aşıp aşmayacağı imtihanında olduğunu bilincine varmalıdır, kimse bu hasta insan tipinin uzaya açılmasına değişik boyutlarda var olmasına izin vermez.. (Buda bizim mele hamidin  tezi..) )

 

Bu soykırımları planlayan küresel soykırımcı aile ve firmalar, soykırımcı vahşi kapitalizm dünyaya öyle büyük bir faşizm dayatmıştır ki.. Tüm dünya halkları hedef yapılmıştır. Bu halklardan biri soykırıma uğradığında neredeyse öbürü zil takıp oynayacak bir psikolojiyi de dünya geneline hakim kılmışlardır.. İşte asıl soykırım noktası burasıdır. Bu faşist zihniyetin insana bulaşmasıdır. Örneğin bir gurup  insan halepçe katliamını protesto ediyor, anıyor. Kendine ulu türk diyen bir gurup gidip soykırımı lanetleyenlere saldırıyor.. Aynen üstün olduğuna inandırılan geri zekalı yahudi tipinin filistinliyi yada bir başka canlıyı yok ederken kendinde bir hak olarak görmesi gibi alçaldıkça alçalıyorlar ve bunu da üstünlük zan edecek derecede hastalıklı  insan tipi tüm dünayaya yayılmıştır. Bu da tc rejminde Osmanlı İslam kültürünün nasıl siyonizme ve puta tapıcılığa dönüştüğünün, faşizmin nasıl insanları düşürdüğünün en çarpıcı tezahürüdür.

 

Bunu çözemeyen gerzek insan tipi öfkesi aklının önüne geçtiğinden.. kendinsini nasıl  soykırıma açık bir kurbana ve koyuna  çevirdiğini görmeyecek kadar da alçalıp küçülmektedir.. Yani faşizm dünya halklarının ırkçlık hastalığıyla birbirine karşı ötekileştirilmesidir. Bunun sağlamak içinde yiyecekten içeceğe, genoma, medyaya, eğitim sistemlerine, savaş araçlarına herşeyle beslenmesi gerçeğidir. İnsanlık hala küresel soykırımcıların dünyaya dayattığı gerçek faşizmi tam kavrayamıştır.. Yahudiden türke, siyahtan beyaza tüm insan ırkının hem birbirlerine karşı hemde bir bütün olarak tümünün hedef yapıldığını hala insanlık hala tam çözebilmiş değil..

 

Halklardan biri yada canlı türlerden biri soykırıma uğradığında sesiz kalan, gizli açıktan sevinen gerzek insan tipi aslında soykırıma uğratılanın kendisi olduğunu göremeyecek kadar da düşüp soykırıma açık bir kurbanlık hayvana dönüştürüldüğünü de göremeyecek kadar  hem faşizmle beyni yıkanmıştır, hemde insani düşünce meleklerini kayb eden bir geri zekalı yaratığa dönüşmektedir..

 

Osmanlı-İran, Osmanlı - Çarlık kör savaşlarıyla yüzyıllar öncesinden temelleri atılan bu soykırım planları maalesef mevcut eğitim sistemleri, mevcut devlet yapılanmaları tarafından halklara, dünya insanlığına bilimsel ve gerçekçi bir şekilde taşınmamıştır.. Bundan dolayı küresel vahşi firmalar ve bunların kontrollerindeki terör ordu örgütleri, bunların kontrolundeki diktatör yapılanmalar, bunların kontrollerindeki  ulus devlet aygıtıyla.. dünya genelinde bu soykırım oyunları bütün insanlığa dayatılmıştır, insanlığa karşı işlenen suçlar  pervasızca  işlemektedirler..

 

Almanyadaki yahudi soykırımından halepçe katliamına, buradan en son yeni zelandadki nur cami saldırısına bütün halkları  soykırımcı vahşi kapitalizmin ana hedefi olduklarını göremeyecek kadar körleştirilmişlerdir..

 

İki gram tarih bilgisi olmayan bazı sergerdeler,  faşizimle beyni yıkanan ırkçılar ırkçı-putçu  tarih yalanlarıyla beyinleri yıkandığı için Osmanlıya sürekli dil uzatarak ahkam keserlerken.. Osmanlının yıkımıyla söz konusu coğrafyanın tarihi tümüyle bir soykırım tarihine dönüştüğünü göremeyecek kadar da  gerizekalı bir duruma, soykırıma açık hayvan sürülerine dönüşmüş bulunmaktadırlar.. Osmanlı –İslam adaleti dünyanın neresinde olursa olsun, dini-dili farketmez  biri  zulme uğradığında o ülkeyle savaş bile göze alınır, zulum ve soykırım engellenirdi..

 

Günümüzde Kürdistanda meydana gelen soykırımları (Halepçe, Dersim, Amude Sienamsı katliamı, günümüzdeki Ezidi-Kürt soykırımı ve katliamları) ve katliamları ne bölge devletleri, nede demokrasinin beşiği diye bize yutturulmaya çalışılan çürümüş abd ve ab rejimleri tarafından soykırım olarak tanınmamaktadırlar..

 

Bu soykırımları planlayan ve uygulayan küresel  soykırımcı firmalar perde arkasında gizlenirken,  fail olarak karşımıza bölgedeki  sadam, sisi, qer ismet, eset, natanahu, kral solomon .. gibi yerli katil ve diktatörler katiller gösterilirken, dinli-dinsiz terör ordu ve örgütleriyle de Soykırım bütün gezegen boyutunda hızla yaygınlaştırılmaya çalışılmaktdır.. Küresel katillerin dünyaya döşediği diktatörler, Halklar bir diktatörden yüzyıl boyunca kurtulma becerileri sergilemezken, bunların alana döşediği terör ordu ve örgütlerinin nasıl yıkıcı olabileceklerini hesaplayamamaktadırlar.. Bu hesaplayamama tüm halklar için kölelik ve yüzyılları kaybetme ile eş anlamlıdır..

 

Özetle Osmanlı yıkıldığında önce Ermeni ve Rumun işini hal ettiler, sonra türkü ve arabı hal ettiler.. Kürt Osmanlıya ihanet etmedi oyuna gelmedi,  isyan etdi. Bundan dolayı küresel soykırımcılar en ağır faturayı kürde kestiler: Kürt bir sabah uyandığında evi başka bir devlette, tarlası başka bir devlette, akrabaları başka bir devlette kendisi başka bir devlette kalmıştı. Amudede rojavada  ajanlar, kriptolar yüzlerce kürt çocuğunu bir sinemaya hemde devrimci solcu ayaklarıyla hitlerin yahudileri yakaması gibi Kürt çocuklarını sinemaya doldurup mosad-cia operasyonuyla  diri –diri yaktılar. Mahabatta Ruslar Kürde müdahaleye sesiz kalarak bir yüzyıllarını kominizmle heba edip ortadoğuyu kaybettiklerini 50 yıl  sonra çözebildiler... Dersimde, Zilanda, erzincan,  ağrıda, botanda, eriwanda.. Soykırım üstüne soykırım, soykırımdan kaçan azeriler ger ismetlerle celatlarına teslim edilmeler, dağı taşıyla terörle doldurlan, bombalanan yakılıp yıkılan.. faili meçhuller, asit kuyularında yok edilmelerle giderek katmerleşen bir kürdistan gerçeği..

 

Kürde dayatılan soykırım ve parçalanma tüm dünya insanlığına dayatılan bir soykırım ve parçalanmadır. Günümüzde bu gerçeği gören Çarlığın ve Osmanlının varisçileri bundan dolayı Mezopotamyaya, Kürdistana  inmek dirsek temesına girmek  zorunda kaldılar..

 

Şimdi islamofobi ile tüm müslümanlara soykırım dayatılıyor.. Müslümanlar kurbanlık koyun gibi dünya genelinde dehşet derecede örgütsüz ve ırkçılık, diktatörlük, terör ordu öergütleri ile kıskaca alınmışlardır..

 

MÜSLÜMANLAR UYANMASA DÜNYA GENELİNDE SOYKIRIMA UĞRAMALRI DAHA DA BÜYÜYECEKTİR, DAHA DA UYANMASALAR  HERŞEYLERİNİ KAYBEDECEKLERDİR.. BU SEFİL ve REZİL DURUM ÖBÜR DÜNYALARINI DA KAYB ETMELERİNİ BERABERİNDE  GETİRECEKTİR..

 

2000’lerden beri küresel soykırımcılar.. Sürekli islamo fobiyi yaymaktadırlar. Milyarlarca Müslüman  bu soykırım saldırısına karşı  tek bir örgütlenmesi yok. Müslüman  camide sokakta soykırıma açık bir sürüye, kurbanlık koyuna  dönüştürülmüş bulunmaktadır. Kendisini koruyacak, kolayacak bir güvenlik elemanı bile düşünemeyecek kadar bilgi-izandan  yoksun kurbanlık koyun sürüsüne dönüştürlmüş bulunmaktadır müslümanlar..

 

Bütün dünya müslümanları beyinlerine vurulan prangaları zincirleri kırmalı, faşizmele kirlenen düşünce yapılarından bir an önce kurtulup gerçek özgürlük olan Allahtan başka hiçbirşey karşısında eğilmeme gerçeğine dönüş yapmaları, İslamın- Osmanlının  cihanşumul kültürüne dönüş yapmaları uyanmaları İslamın adaletini heryere bütün dünyaya taşımaya soyunmaları gerekmektedir. Aksine Müslümanlar hem bu dünyalarını hemde öbür dünyalarını kaybetmeleri kaçınılmaz sonları olacağı gibi, Allahtan başka birsürü puta meyl eden İslam dünyası resmen ayetlerde belirtildiği gibi (Mealen..Allah insanları hertür yokluk, bela vb. imtihan eder, her tür rızık ve bollukla imtihan eder ders alınmazsa o kavim ve milletleri yok eder.) bir soykırım dönemini, bir bela ve musibet dönemini yaşamktadır. Müslümanların tövbe edip ırk, mezhep vb. hastalıklara düşmeden özlerine dönüş yapmaları gerekmektedir.. Aksine ayetlerde de belirtildiği gibi hem bu dünyalarını hemde öbür dünyalarını kaybedeceklerdir..

 

İlim çinde olsa bile gidip öğrenin, ilk ayeti oku olan dinimizde matatamatik ve feni ve bilimi günah görecek düşünme yeti-yeteneği biten bitirilen, aklı başında alınan, aklını  kiraya veren   mahluka çevrilen bir müslüman tipi müslümanları çaktırmadan şeytanın kölelerine dönüştürmüş bulunmaktadır.. Müslümanlar bilime ve fenne yönelmeli (çünkü bunlar ve herşey Allahın ayetleridir) Allahın kendisine bahş ettiği insan olma üstünlüğünün sırrını kavramalıdır. Aksi, Şeytan ona hem bu dünyasını hemde öbür dünyasını kaybettirmektedir... İş-it sürülerinde görüldüğü gibi kan içici mahluklara dönüştürlmekte, Kıblesini mekkeden alıp washington yada londraya çevirmektedir. Siyonist israilin, şeytanın kölelerine dönüşen Kral solomanlar günmüzde kutsal kabeyi  şeytana teslim ettikleri  halde  Müslümanlrın Ruhu duymamakta, hala haca gidip şeytanın kölelerine dönüşen mahluklara oluk oluk para akıtmaktadırlar..

 

KÜRESEL SOYKIRIMCILAR DEVLET ve TERÖR ORDU ÖRGÜTLERİ İLE  KÜRTLERLE  OYNAMAYA DEVAM  EDERSE..

 

Küresel soykırımcıların oyunları sürerse.. Kürtler dünyanın diğer halkları ile adalet  komisyonları  kurarak  son iki yüzyılda  kendilerinin hemde diğer dünya halklarının uğradığı soykırımları araştırma komisyonları kurarak ingiltere, israil gibi, amerika gibi terör devletlerine ve bunları perde arkasında yürüten, besleyen  küresel aile ve firmalara trilyon dolarlık davaları, önce çin rusya vb. ülkelerin mahkemelrine ardından bm’ye taşıyarak küresel soykırımcıları hem dünya genelinde deşifre.. hemde  ellerindeki tüm malvarlıklarını alacak yeni bir adalet mekanizmasınıın da tüm dünyaya hakim kılınmasının öncülüğünü başlatacak projelere üzerinde hemen şimdi kafa yormak zorunda..

 

Afrikalılar benzer davalerla çürümüş kraliçeninin, fransadaki, hollandadki..  gizli soykırımcılara hakeza aynı yöntemlerle hesap sorma dönemi başlatacak çalışmalar.. Yani insan soyu soykırım ve soyguna açık bir koyun olmadığını gezegendeki tüm soykırımcı sergerdelere  ispat edene kadar soykırımcılar soykırım oyunlarından vaz geçmeyeceklerdir. Bu anlamda Kürtler özelinde insanlık gereken tüm tedbirleri almak zorundadır..

 

AK PARTİ DEVRİMCİ ÇİZGİSİNDEN OSMANLI-İSLAM MEDENİYETİ ÇİZGİSİNDEN HIZLA UZAKLAŞIYOR..

Kürtlerin soykırımcı vahşi kapitalizme karşı yüzyıllık kesintisiz mücadeleleri  eski tc gibi derin proje yapıları değiştirip dönüştürürken türkiye, iran, suriye, ırak devlet yapılanmaları bu mücadeleyi sahte suni sınırların  bitirildiği, ırk-mezhep üstü yeniden bir siyasal yapılanmaya çevirmeyi başaramazlarsa  bu dört devletde kürtler dahil içindeki tüm halklarda kantoncuklara, siyonizmin oyuncağı kölelere dönüştürüleceklerdir. Çin-Rusya gibi devler Mezopotamya merkezli bu yeniden siyasal yapılanmayı kavrayıp mudahil olmazlarsa buradaki bataklık tüm Asya kıtasının sonunu getirecektir.. Asya halkları soykırıma açık sürüler ve köleler ordusuna dönüştürülecektir. Vahşi kapitalizm Ortadoğu-Mezopotamyayı düşürürse tüm dünyayı düşürecektir..

 

Bu bilimsel tarihi gerçekleri idrakten uzak bölgedeki devlet yapılanmsı günümüzde Putin,  Erdoğan vb. liderlrin kişisel çabaları ile ayakta dururken bunların gidişiyle hızla baş aşağı düşeceklerdir.. Mezopotamyada siyasl birlik sağlanamazsa İran tr, ırak suriye diye bir devlet kalmayacaktır.. Siyonist israili planlayanlar kripto aile ve firmalarla binbir oyunla  Kürtleri Kürdistanda yüzyıldır süren soykırım projesini dahada ağırlaştırarak yiyecek-içecek-su- su virüs  şeytanın aklına gelmeyen hertür silahla hemde kürün en iyi dostu roluyla kürtleri gömerek bütün bölgeyi koyun çiftliğine dönüştrme dönemine geçeki önünde artık engel kalmayacaktır.. 

Bu anlamda Çin - Rusyanın stratejik Hamleleri ve Mezopotamyadaki siyasal yapılanma dünya insanlığı için, dünya barışı için hayati önemde bir gerçek olarak ortada durmaktadır.  Rusya ve ÇAsya kıtası ve dünya halklarının kölelik kıskacına girmesini istemiyorsa Küresel soykırımcıların Mezopotamyaya yüzyıllardır döşediği tüm kripto yapılanmayı ekonomik, siyasi, etnik, firma.. ayaklarıile çözmek ekarte etmek zodadırlar. Çünkü bu ağır yüzyılların kuşatmasını bölge devletleri tek başlarına çözemeyecek derecede ağırlaşmış dünyanın en ağır sorunlarına  dönüştürülmüşlerdir..

 

Mezopotamyada Rusya, Türkiye   askeri savaş seçenekleri dışında siyasi, sosyolojik, tarihi, kültürel adımlar atmada mevcut halleriyle yetersiz kalmaktadırlar. Buda uzun vadede küresel soykırımcıların, alanı daha da ağır bir şekilde kontrol ve ele geçirmelerini beraberinde getirecek hertür tehlikeyi içinde barındırmaktadır..

 

Afrin zafertinden sonra TR  eski tc gibi asimilasyona yöneldi, kürt dili edebiyatına saldırıya geçti, Kürtçe eğitime set çekti, insanlık suçu olan asimilasyona saplandı kaldı, Türkiye içinde bölge yerel yönetimlerine Kürt kültürü-dili, edebiyatı ile ilgili bir tek bir  proje ortaya koyamadılar. Hatta Ağrı Ak Parti Bld. Bşk adayı Savcı Sayanın Başkan olursam beldiyede kürtçe eğitim kursları başlayacak mealindeki projesi nedeniyle neredeyse linç edilip az daha aday yapamayacaklardı. Wanda düzenlenen kitap fuarlarında Kürt yayın kurumlarına kahraman vali ve kayyumlarla resmen set çektiler.. Bir başka deyişle uygulamalara bakıldığında siyaset  aygıtı bilerek bilmeyerek hem terörün değirmenine su taşımakta, hemde ülkeyi bölme yönünde kullanılmaktadır..

 

Bir başka ifadeyle 2000Lerde  de ortaya çıkan devrimci , tarihi mirsa ve misyona sahip çıkan, değiştirip dönüştüren  Ak Parti eski tcnin giderek gerici bir ayağına dönüşerek gerileme sürecine girdi. Kürt-Kürdistan, kürtçe kelimelerden korkan ırkçı mhpnin gerisine düşen sapmalara düşmeye başladı.  Ak Parti bunun faturasını da yerel seçimlerde büyük alan kayıpları yaşayarak ağır ödeyebilir.. Halbuki stratejik hamleleri korkmadan yapabilen bir Ak Parti batıda CHP vb. partileri doğuda ise chpnin kopyasına dönüşen hdp yi proje partileri  siyasal hareketleri bitirebilecek her argümana sahipti.. Ama kullanmadı..

 

İşin daha vahimi STK alanında en yeteneksiz en kişiliksiz insanların öneleri sonuna kadar açıldı. Benim kontrolumde olsun mantığıyla bütün ülkenin ana ayağı olan STK olayı dehşet bir çürüme sürecine girdi.. Toplumun politik kültür edineceği, direncinin  temel dinamosu olan STK alanı giderek hızla düşüşe geçmeye başladı..Aynen bir zamanlar nasıl belediyelerde çeteleşme tavan yaptıysa aynı hastalıkla stklar düşürülüyor..

 

Türkiyede siyaset ve yerel yönetimler açık şefaf halkla stklarla halk mahalle il ilçe meclisleriyle yönetilecek  şefaf bir yönetim modeline kaymalı. En büyük suç halkın vergileri üzerinde dönen hırsızlık, yolsuzluk ve nammusuzluktur. Bu namussuzluğu  bitirecek yerel yönetim ve demokrasi olayı ülkeye hakim olmsadıkça herşey yıkılır. Bazı yerlerde adam su kaynağı üzerine binayı yapıyor. Halkın 2 yıl sonra haberi oluyor. STK alanı, basın alanı düşürüldüğü için halkta ülkede düşürülüyor. İktidar muhalefet fark etmez şehirler halkla stklarla birlkikte yönetilmeli.. Gizli ardiyesi olanlara ağır cezalar kesilmelidir..

 

CHP BÜYÜK BİR SIÇRAMA YAKALDI..

Ak Partinin Afrin ve Kürdistan coğrafyasında ki geri tutumunu, kürtçe kelimeleri telafuza  korkar hale gelen  ak partinin açıklarını fırsata çeviren CHP -HDP örtülü iifakı ile bir taraftan terör ve şiddetle arasına mesafe koymazken, diğer yandan  adeta HZ. Mevlanın  “Kim olursan ol yine gel”özdeyişine denk gelen bir bir siyasetle hem kendini var etmeye, hemde  çekim merkezi olmaya başladı..

CHP kanadı sol seküler yapılanmasıyla hdp vb. yapıları da yedeğine alarak, seküler kürt-türk solunu bünyesinde toplarken, diğer yandan muhafazakr dinci milliyetçi adaylarla da ak parti tabanını çekmeye çalışyor; CHP özünde din -inanç alanını düşüren eski tc kodlarıyla alana hakim olmaya çalışırken, ak parti de rejmin hastalıklarından bir türlü kurtulamayarak gerileme sürecine girdi. Bir başka deyişle rejmin demokrasi dışı kısır yapılanması iktidar muhalefet sarmalında olduğu gibi devam ediyor.  

(Gel, gel, ne olursan ol yine gel İster kafir, ister mecusi,İster puta tapan ol yine gel, ,Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...diyen Mevlana'yı dinlemek büyük  bir huzur veriyor....Aza kanaat edip hak yolundan gidenlerin sevgiyi, huzuru, mutluluğu arayanların, kötülüğü, kalleşliği, ikiyüzlülüğü görmek istemeyenlerin yolunu izlediği hak aşığı bir büyük insan Hz Mevlana...)

 

CHP’deki siyonist puta tapıcı soykırımcı damar oyun döneminin sonuna gelindiğini, küresel emperyalizmin kendilerini harcayacak döneme girildiğini.. Bu kafayla bölgede hiçbir devlet yapısının dikiş tutmayacağını gördüklerinden şartların zorlamasıyla değişim dönüşüm sürecine girdiler. Bir anda ulu türk modundan çıkıp herkesi ve kesimi kapsayan devrimci bir karaktere büründüler.  Ak Parti askeri zaferleri siyasi zaferlerle donatacak yeti ve yeteneğini giderek kaybetmesi.. farkında olmadan  mirasını çok ucuz chpye kaptırmış durumda.. Ki son bir yıldır sürekli işleyip vurgu yaptığımız konulardan biri Ak Partide büyük alan kaybının yaşandığıydı, kriptolar bu alan kaybının görülmemesi için ak parti kadrolarını ablukaya alıp yanıltmayı başardılar.. Halkın neyi nasıl okuduğunun tercümesi yerel seçimin ardından netleşecektir..

 

Halepçe katliamı 

İran-Irak Savaşı sırasında, Saddam Hüseyin, 1986-1988'de Irak'ın kuzey bölgesindeki Kürtlere karşı El-Enfal Harekatı adlı bir operasyon düzenledi.

1988 Mart ayı ortalarında İran ordusu Halepçe kasabasına girdi. Hüseyin bunun üzerine Korgeneral Ali Hasan al-Majid al-Tikriti'ye -Batı medyası tarafından "Kimyasal Ali" lakabı takıldı- zehirli gaz bombalarını kullanmayı emretti.

16 Mart 1988'de Halepçe'ye düzenlenen saldırıda 5 bin kişi öldü 7 bin kişi yaralandı. Binlerce insan saldırının etkileri yüzünden sakat kaldı ve ilerleyen yıllarda farklı hastalıklar yaşadı.

Saddam Hüseyin yönetiminin İran-Irak savaşı sırasında Kuzey Irak, Halepçe'ye kimyasal silahlarla düzenlediği ve 5 binden fazla insanın öldüğü katliamın 20. yılında Türkiye ve yurtdışında anma etkinlikleri düzenlendi.

BASINDAN İLGİLİ HABERLER…

 

HALEPÇE DÜNYA GENELİNDE ANILDI..

Halepçe'deki etkinlikler arasında farklı ülkelerden katılımcılarla bir konferans da yer aldı. Halepçe Belediyesi'nin davetlisi olarak bölgeye giden Demokratik Toplum Partisi (DTP) heyeti adına Osman Baydemir bir açıklama yaparak katliamı kınadı.

Heyet ve yüzlerce vatandaş, konferansın ardından Yadigar Anıtı'na giderek, ölenler için dua etti.

Fırat Haber Ajansı'nın haberine göre dün Adana'da yapılan yürüyüşe polis müdahale etti. Yürüyüş sırasından bir basın açıklaması yapan DTP Seyhan İlçe Başkanı Mehmet Nardan, "Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) Ortadoğu’da kendi egemenliğini kurmak için Şiileri Araplara, Türkleri Kürtlere karşı kırdırarak irade olmalarını engellemiştir" dedi.

DTP İlçe Teşkilatı Yüksekova'da anma gösterisi düzenledi. Batman, Siirt ve Mardin'de de etkinlikler yapıldı.

Kenttv.net'in haberine göre, Muğla'da üniversite öğrencilerinin açtığı fotoğraf sergisine ülkücüler saldırdı.

DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, bugünkü grup toplantısına Çanakkale Savaşı'nda yaşamını yitirenleri anarak, Halepçe ve Beyazıt katliamlarını "lanetleyerek" başladı. Moskova, Kuzey Kıbrıs ve Stockholm'de anma gösterileri düzenlendi.

Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (Özgür-Der), İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği'nin (Mazlum-Der) de aralarında bulunduğu birçok kuruluş açıklamalar yaptı.

İnsan hakları savunucuları Eren Keskin, Veysi Altay, Leman Yurtsever, Doğan Genç ve Hürriyet Şener "Kürtler yaşadıkları tüm 'devlet sınırları' içinde, geçmişten bugüne, ezildiler, ötelendiler, asimilasyona tabi tutuldular, katledildiler! Halepçe'den sonra da bu değişmedi" diyerek bir imza kampanyası açmıştı.

 (EÜ/GG)

 

Xxxxxxxxxxxx

Xxxxxxxxxx

 

Amude sineması katliamı…

Beyaz perdede Kürt soykırımı katliamı: 1960 Amûde Sineması

M. Agit Duman 13/11/2015 Cuma

KATLİAM ÖNCESİ BÖLGEDEKİ SOSYOPOLİTİK DURUM

Suriye’de 1946 yılında Fransız birliklerinin geri çekilişiyle beraber 25 yıllık manda döneminin sona ermesinin ardından, ülkenin içine girdiği politik durum Suriye siyasi tarihinin -2011 sonrasını saymazsak- belki de en çalkantılı olduğu dönemdir. Bu tarihten sonra ülkedeki siyasi belirsizlikler, peşi sıra gerçekleşen askeri darbeler Suriye’de egemen güçlerin Kürtlere dönük yoğun olarak uyguladığı asimilasyon, inkâr ve imha politikalarının başladığı dönemdir aynı zamanda.

 

1944’te ilk olarak Sovyetler Birliği’nin Suriye’nin bağımsızlığını tanıması ve bazı ülkelerle beraber, Fransız birliklerinin ülkeyi terk etmesi konusunda uluslararası arenada baskı oluşturmasının yanı sıra Suriye’de bağımsızlık savaşı sırasında antiemperyalist hareketlerle beraber mandaya karşı savaşan Kürt ulusal demokratik güçleri bağımsızlığın kazanılmasında etkin bir role sahiptiler. Bağımsızlık sonrası ülkede iktidarı elinde tutan siyasi güçlerin sınıfsal aidiyetleri ve milliyetçi uygulamaları manda döneminde görece bazı siyasi ve kültürel haklara sahip Kürtlerin elde etmeyi düşündükleri haklarından neredeyse tamamen mahrum bırakılmalarına ve Kürt siyasi hareketlerini hedef alan sistematik politikaların uygulanmasına neden oldu.

 

Suriye’de %90’ı okuma yazma bilmeyen Kürtler bu konuyla ilgili hükümete birçok kez başvurmuş, lakin bu başvurular sonuçsuz kalmıştır. Yetersiz beslenme ve sağlık sisteminin gelişkin olmaması nedeniyle hijyenik olmayan yaşam koşullarının varlığı bir başka olumsuzluktur. Bir Kürt yerleşim bölgesi olan Cezire’de resmi verilere göre ekilebilir toprakların  % 60’ı, Cebel Ekrad’da ise %90’ı az sayıdaki toprak sahiplerinin elindeydi.(*)

 

Politik atmosferin istikrarsız olduğu Suriye’de 1949 yılından başlayarak art arda dört darbe yapıldı. Bu darbeler Kürtlerin egemenlerle aralarında daha keskin çelişkilerin yaşanmasına yol açtı. 1949’da CIA destekli ilk darbede iktidara yerleşen ve aslen Kürt olan Hüseyin Ez Zaim Cumhurbaşkanlığını ilan etmiş, üstelik Başbakanlığa da yine Kürt asıllı bir asker olan Muhsin El Barazi’yi getirerek bu durumu Kürtlere karşı uygulanan politikalar için kullanmıştır. Ardından Suriye 14 Ağustos 1949 Darbesi'yle General Sami El-Hınnavi ve 19 Aralık 1951 Darbesiyle Albay Edip Şişekli’nin iktidarlarına sahne olur. Çelişkilerin yoğun olarak devam ettiği bu dönemin son darbesi BAAS‘ında önemli desteğiyle 25 Şubat 1954’de gerçekleşir. İktidarı alan Albay Faysal El-Atasi’nin öncülüğünü yaptığı darbeden sonra sivil bir yönetim iş başına getirilmiş ve yapılan seçimlari muhafazakâr partilerinin oluşturduğu koalisyon kazanmıştır. Bu dönemle beraber -BAAS’ın etkisiyle- burjuva karakterli görece ‘demokratik’ bir yönetim oluşmuşsa da Kürtler için değişen pek bir şey olmamıştır.

 

Bu yıllarda çıkarılan yasalarla baskılar sistematik hale getirildi. Kürtlerin isimleri yasaklandı. Yaşadıkları bölgelerin ve işyerlerinin isimleri Arapça isimlerle değiştirildi. Bu uygulama zorunluydu. Aksi durum maddi ve cezai yaptırımların uygulanmasına neden oluyordu. Peşi sıra bir iskân politikasıyla ciddi bir Arap nüfusu Kürtlerin yaşadığı bölgelere yerleştirildi. Kimliklerine ‘Arap’ ibaresini yazdırmaya karşı çıkan Kürtlerin bu yerleşimlerdeki tarlaları, evleri ellerinden zorla alınarak buraya yerleştirilen Araplara verildi. Bu uygulama bir taraftan Araplaştırma politikasına bir taraftan Kuzey ve Batı Kürdistan’ın yani Türkiye-Suriye sınırında yaşayan Kürtlerin birbirlerinden kopmaları amacını taşıyordu.

 

İktidardaki muhafazakârların dönemi farklı siyasal eğilimlerin ve karşıtlıkların ortaya çıktığı ve güçlendiği dönemdi. 1950’lerin ikinci yarısında Kürt ulusal demokratik örgütlenmelerinde de canlanma yaşanıyordu. Türkiye’nin Suriye’yi vurmakla tehdit ettiği ve savaş çanlarının çalmaya başladığı bu dönemde Kürtler, Türkiye’nin taleplerine ve savaşa  karşı gerçekleşen protestolarda aktif bir şekilde yer aldılar.

 

14 Haziran 1957’de Kürt Demokratik Partisi kuruldu. 58’de Suriye ve Mısır Birleşik Arap Cumhuriyeti (BAC) adı altında birleşti. BAC yöneticileri ile Kürtlerin temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonucunda Kürtlere bazı haklar verildi. Verilen haklar arasında anadilde kitap dergi çıkarma ve Batı Kürdistan’ın tamamında yayın yapması öngörülen bir radyo vardı. Bu haklar egemenler tarafından verilmişti ve istenildiği duruda kendileri tarafından verilen hakların geri alınabileceğini göstereceklerdi. Bu Kürtlerin egemenlerle işbirliğine girdiği her dönem de aynı şekilde oldu. Manda döneminde Kürtler Fransa tarafından Arap ulusalcılığına karşı bir koz olarak kullanılıyordu. Bazı durumlarda ise bunun tersi söz konusuydu. Manda döneminden sonra da Arap egemenleri Kürtleri kendi sınıfsal çıkarlarına alet ediyordu. 1962 Kasımında Suriye hükümeti tarafından çıkarılan ‘92 ve 93 Sayılı Kararname’ ile Cezire’de yaşayan 120 bin Kürt vatandaşlıktan çıkarılıp sürgün edilmişti: Arap kemeri. Amûde sineması katliamı vd.  Nihayetinde o dönemin Kürt temsiliyeti kendinden öncekilerin hatalarını tekrar ediyor, sonrasına ise bu hatalardan ders çıkarmayıp, egemenlerle işbirliğini sürdüren bir ‘temsiliyet’ anlayışını devrediyordu. Kürdistan’ın diğer parçalarında da halen devam etmekte olan bu anlayış, Suriye’de Kürtleri hatalarla dolu bir tarihin uğrağına getirmişti gene.

 

BEYAZ PERDEDE KATLİAM

Elbette ki -etkisiz olsalar da- istisnalar yok değil.

 

BAC’ın 1958’de Irak’ta gerçekleşen ve Suriye Kürtlerinin de doğrudan desteklediği ‘Devrim’ sonrası BAC ile Irak arasında Doğu’da yaşanan önderlik problemleri Kürtlerin durumunu da etkiledi. BAC’ın dağıldığı 1961 yılına kadar devam eden bu gergin ve belirsiz süreçte Kürdistan tarihinin en acımasız katliamlarından biri yaşandı.

 

13 Kasım 1960’ta Amûde kentinde İlkokul müdürlerinin talimatıyla öğrenciler kent sinemasına götürülür. Katılım zorunlu tutulur. 130 metrekarelik iki dar kapısı olan sinema salonuna, kapasitesi 120 kişi olmasına rağmen 500 çocuk tıka basa doldurulur.

 

Çocuklara izletilen film Mısır yapımı ve Cezayir bağımsızlık savaşını konu alan Cerimet Nifis El-Leyl (Gece Yarısı Suçlaması) isimli filmdir. O sırada Cezayir’de Fransız işgaline karşı bağımsızlık savaşı sürmektedir. Bu film gösterimi de Cezayir’e destek amaçlıdır. Filmin başlamasından kısa bir süre sonra perdenin ortasında bir yangın başlar. Bu sırada öğretmenler çocuklara yerlerinden kalkmamalarını söyler. Yangının kısa sürede artmasıyla beraber bağrışmalar artar.  Çıkış kapılarında askerler beklemektedir. Kapılar kilitlenmiştir. Çocuklar dışarı çıkamazlar.

 

Yangının büyümesi ve ahşap olan binayı sarmasıyla beraber halkta çığlıklarla sinema salonuna koşar. Gelenler arasında Mixemedê Seîd Axa’da vardır. Mixemedê Seîd Axa’ya haberi veren Kız kardeşi Dilşa’dır. Dilşa kendisine sinemada yangın çıktığını iki çocuğunun da içerde olduğunu ve askerlerin içeriye kimseyi sokmadığını söyler. Bunun üzerine sinemaya koşan Mixemedê Seîd Axa silahını çıkarıp kapıda bekleyen iki askeri öldürür. Kapıyı kırarak içeri girer. Çocukların ateşten kurtulması için büyük çaba harcar. Kızkardeşi Dilşa ‘Çocukların burada, girme içeri. Sende öleceksin.’ Der. Ama Mixemedê Seîd Axa tekrar içeri girer. Bir grup çocuğu daha çıkaracağı sırada alevler üzerlerine düşer ve o da içerde bulunan 500 çocuktan 283’ü ile beraber can verir. Onlarca çocuk ise yaralanır. 

 

 

 

Olaydan hemen sonra Yetkililer ‘’Bu kaderdir. Yapacak bir şey yok.’’ derler ve Sinemada çıkan yangının teknik bir arızadan kaynaklandığı açıklarlar. Fakat olay sırasında sinemada bulunan teknisyenlerden ve görevlilerden hiçbirinin zarar görmemesi, askerlerin müdahale etmemesi ve kapıların kilitli olması, üstelik yeterli incelemenin yapılmayıp, hiç sonuçlanmayacak göstermelik soruşturmaların açılması gibi bazı veriler olayın teknik bir arızadan ziyade planlı bir katliam olduğuna göstermektedir. 

 

Suriye Kürdistanı'nın Amûde kentinde bir sinema salonunda yaşanan bu katliam, Yukarıda özetlenen karmaşık siyasal ilişkiler sürecinde egemenler arası iktidar kavgalarının bir çıktısı olarak yaşanmıştır. Bu katliam Kürtlerin o dönemden sonra Suriye’de ve aynı politik hatalarda ısrar etmeleri halinde kendilerini nasıl bir geleceğin beklediğinin de işaretidir aynı zamanda.

 

Bu katliamdan 55 yıl sonra şu an Kürdistan’da yaşananları düşününce…

BasNews- Takvim,  13 Kasım 1960’ı gösterdiğinde, hayatlarında ilk defa sinemaya giden Rojavalı 500 Kürt çocuğunun Amûdê Sineması’nda Mısır yapımı, Cezayir bağımsızlık savaşını konu alan Cerimet Nifis El-Leyl (Gece Yarısı Suçlaması) isimli filmi izlediği sırada filmin gösterildiği perde tutuşur ve yangın çıkar. Ancak öğretmenler tarafından, çocuklara yerinden kalkmamaları söylenir. Yangın kısa sürede yayılınca çocukların bağrışmaları artar ama çıkış kapılarında asker beklediğinden ve kapılar kilitli olduğundan kimse dışarı çıkamaz. Halk da yangını görünce sinemaya da doğru koşmaya başlar. Yangını gören Mehmet Said Axayê Deqorî’nin kız kardeşi Dilşa, Seîd Axa’ya haber verir. Haberi alan Mehmet Said Axayê Deqorî, sinemaya gelir. Sinemanın kapısını kırıp kendini yangının içine atar. Mihemedê Seîd Axa çocukları dışarı çıkarmaya başlar. Dilşa, Mihemedê Seîd Axa’nın çocuklarını sinema kapısında görünce Mihemedê Seîd Axa’ya “Görmüyor musun ateş arşa kadar yükselmiş. Sinemanın her yerini sarmış içeri girme, üzerine çökecek. Çocuklarını arıyorsan burada, içeri girme artık” der.

 

Mihemedê Seîd Axa Dilşa’ya dönüp, “Allah için bu sözü bana söyleme, Kürt çocuklarının sesleri gelene kadar giderim. Allah bilir ben çocuklarımın derdine düşmedim, oradaki bütün Kürt çocukları benim çocuklarımdır” der ve çocukları dışarı çıkarmaya devam eder. 7 çocuğu daha koltuklarının altına ve kucağına alıp çıkacağı sırada sinemanın demirleri Mihemedê Seîd Axa ve çocukların üzerine çöker. Mihemedê Seîd Axa ve 283 çocuk Amudê Sîneması’nda yanarak hayatını kaybeder.

 

Bugün Amûdê Sineması katliamı üzerinden tam 58yıl geçti. Şairlerin şiirlerinde, dengbêjlerin ağıtlarında, yazarların romanlarında yer verdiği bu yangın, kimilerine göre elektrik kontağından çıktı. Kimileri de Cezayir bağımsızlık mücadelesini destekleyen Kürtlerin Suriye rejimi tarafından ‘cezalandırıldığı’ ve yangının bu sebeple çıkarıldığını söyler. Sinemadaki teknisyenlerden hiçbirinin ölmemesi ve ciddi bir soruşturma açılmaması yangının bilinçli olarak çıkarıldığı ihtimalini de güçlendirmektedir. Ancak sebebi hâlâ ‘bilinmeyen’ yangında resmi verilere göre 206 bazı kaynaklara göre 283 kişi hayatını kaybeder.

 

Fotoğraf

 

Geçtiğimiz yıl Bas Gazetesi’nde Bilal Adlığ, Amûdêli yazarlarla Amûdê Sineması katliamı üzerine görüşmüştü.

 

“Her Kasım’da, çocuklar yeniden yanıyor hissi uyanıyor bizde”

 

“Katliamın üzerinden 58 yıl geçti. Ancak hâlâ dün gibi acısı” diyor Amûdêli yazar Helîm Yûsiv. Her yıl 13 Kasım’da Amudê de “Çocuklar yeniden yanıyor hissi uyanır bizde” ifadesini kullanan Yûsiv konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Asla unutulmayacak bir acı. Öyle bir katliam ki bir kentin bir neslini komple yok ettiler. Bir anda 250 çocuğun yanarak can verdiği bir olayın üzerinden kaç yıl geçerse geçsin unutulması mümkün değil.  Yaraların sarılması da.  Her yıl Kasım ayında üstüme hüzün ve yitirmişliğin havası siner. Onlarca dengbêj ağıtlarıyla bu katliamı ve katliamda onlarca çocuğun hayatını kurtaran Mehmet Said Axayê Deqorî’nin kahramanlığını anlattı. Ben de daha önce yanan çocukların anısına bir hikâye kaleme almıştım.”

 

“Amûdê yanmış Amûdê!”

 

Kendisi de Amudêli olan yazar ve şair Jan Dost ise annesinin Amûdê Sineması’nın yandığı güne dair anlattıklarını şu sözlerle aktarıyor: “’Sen daha doğmamıştın. Yüzlerce kilometre uzağına düşmüştük Amûdê’mizin. O zamanlar düz yollar yoktu. Senede bir giderdik akraba ve sevdiklerimizin ziyaretine. Deden, noksandı. Her iki gözünden de âmâ idi. Ama kalp gözü ile görürdü. O her çocuğunun kokusunu bilir. Amûdê’de yağmur yağsa ‘Siz de ıslak toprak kokusunu duyuyor musunuz’ diye sorardı bizlere. Amûdê’den biri vefat etse, ellerini kulaklarına götürür ve şöyle derdi. ‘Siz de ağıtların yakarışını duyuyor musunuz?’  Annem, ‘Oğlum o sonbahar öyle ağır ve tatsız bir sonbahardı ki her Amûdêli’nin dilinin ucunda onun o acısı var ki ölene dek de gitmeyecek. O gün ikindi vakti deden annesini kaybetmiş bir çocuk gibi ağlayarak kapıda belirdi. Sordum ‘ne oldu’ diye. Korkmuştum. Çünkü deden bir iki kişinin ölümüne, bir iki tarla için ağlamazdı. Sonra, deden yavaşça kendine geldi ve koç postunun üzerinde oturdu. Sordum yine ‘Ne oldu’ diye.  Yine çocuklar gibi ağlayarak dedi ki ‘Agir bi Amûdê ket, agir!!!" (Amûdê yanmış Amûdê)”

 

“Herkes ağladı, kimse ölenleri sayamadı”

 

Gazeteci Dilyar Amudî ise 57 yıl geçmesine rağmen hâlâ olayın tam anlamıyla aydınlatılmadığını ve ölenlerin sayısının bile net olarak bilinmediğini belirterek şöyle konuşuyor.  “Ya kader diyeceğiz ya da günahkârlar bir başkaları idi. 500 kırlangıç ağa takılmıştı. 293 gül dalından koparılmış ve solmuştu. Ateş, iki defa yandı o gün. Uçaklar… Diğerinde ise ana kuzularının arasına daldı ateş. Saat on sekiz buçuktu Amûdê’de… Amûdê iki defa yanmış; ilkinde Fransız savaş uçaklarıyla yakılmış, diğerinde ise sinemadaki yangında.  Yanarak ölen çocukların sayısı tam olarak bilinmiyor. 180, 283, 293… bu sayıların hepsini de kaynaklarda gördüm. Ama net olan bir sayı vermemi isterseniz de Hisen Dirê’nin ‘Amudê yanıyor’ ‘Amûdê dişewite’ kitabında 206 çocuğun ismini kitabında toplayabilmiş.”

 

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

 

 

İŞ-İT ve TERÖR ÖRGÜTLERİYLE EZİDİ ve  KÜRT SOYKIRIMI…

 

Nadiya Murad: Katliamı halen ‘soykırım’ olarak adlandırmadı

 

Şengal (Rûdaw)- Ezidi Kürt aktivist Nadiya Murad, Irak Hükümeti’nin şu ana kadar da IŞİD’in Şengal’de yaptığı katliamı “soykırım” olarak adlandırmadığını söyledi.

 

Şengal’in Koço köyünde ilk toplu mezar bugün açıldı.

 

 Koço köyündeki ilk toplu mezar, Irak ve Kürdistan Bölgesi hükümetlerinin yanı sıra başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere çok sayıda ulusal ve uluslararası kurumun gözetiminde açıldı.

 

 Törende yaptığı konuşmada, Nadya Murad, “Şengal’in güneyindeki toplu mezarlarda en az bin kişiye ait kemiklerin bulunduğu tahmin ediliyor. Katliam sırasında arazide öldürülenlerin kemikleri ise hala oldukları yerde duruyor” dedi.

 

“Irak hükümeti şu ana kadar da IŞİD’in Şengal’de yaptığı katliamı soykırım olarak adlandırmış değil” diyen Nadya Murad, konuşmasında şunlara yer verdi:

 

“Bununla birlikte Şengalliler toplu mezarların açılmasını ve ölülerin kimliklerinin teşis edilmesini bekliyor. Allah'ın Tavus Meleğini'ni, Ezidiler’in acılarının bitirilmesine ve yeni bir başlangıca vesile kılmasını diliyorum. Ezidiler, bölge halkı ve zulme uğramış tüm insanlar için güven, özgürlük ve sağlığa vesile olmasını diliyorum.

 

 

 

Bugün yaramız daha da derinleşti, acımız katlandı. Bugün sevdiklerimizi bu toplu mezarlardan çıkarıyoruz. Kime başsağlığı dileyeceğimi bilmiyorum. Katledilmiş 6 kardeşime mi başsağlığı dileyeyim. Ya da katledilmiş 16 akrabama mı ya da sevdiklerime mi başsağlığı dileyeyim. Ya da tüm Ezidilere mi dileyeyim.

 

Bu felaketten payını almamış tek bir Ezidi ailesi yok. Tümü hayallerini kaybetti. Özellikle ilk toplu mezarın açıldığı bu köy (Koço köyü).

 

Daha önce de dedim, Irak Hükümeti, Kürdistan Bölgesi Hükümeti ve BM başarısız oldu. Bunlar hayattayken onları korumakta başarısız oldular.

 

Şimdi yine aynı şekilde başarısız olmamalarını diliyorum, saygıyla toplu mezarları açmalarını ve yanlış yapmamalarını diliyorum.

 

Bu bölgede başka 70 toplu mezarlar da var, bunlar IŞİD'in elinden acı çektiler. Birilerinin gelip onları kurtarması için iki gün boyunca acı çektiler haykırışları yankılandı. Ancak kimse onları kurtarmadı. Kimse onları duymadı, bu felaketi sonlandırmak için hiç kimsenin irade ve niyeti yoktu.

 

Halen kaçırılmış binlerce kadının akıbeti belli değil. Onlara ne olduklarını bilmiyoruz. Geçtiğimiz günlerde IŞİD Bağoz'da 50 Ezidi kadının başını kesti. Binlercesi Suriye ve Irak'ta satılmış durumda. Binlercesi de kamplarda bulununuyor.

 

 Hem haysiyetimizi hem de şerefimizi kaybettik. Bize en şiddetli şekilde davrandılar. Bizler Uluslararası Toplum ve Irak Hükümetinden kaçırılan ve akıbeti belli olmayanların bulunmasını talep ettik. Ahlaki sorumluluk gereği Irak Hükümeti ve Kürdistan Bölgesi Hükümeti'nden Ezidi halkına yardım etmelerini, Ezidi halkının geri dönmesi için yaşam alanlarımızı yeniden inşa etmelerini istiyoruz.

 

 Bir kez daha çağrımı yineliyorum. Şengal'de idari sorunun çözülmesini talep ediyoruz. IŞİD sonrası aşamada halen çıkar sorunları çözülmedi. Çıkarlar yine ön plana çıktı. Sloganlarla sorunlar çözülmez, pratikle çözülür. Bu gibi felaketlere sebep olanlar cezalandırılmalıdır. Binlerce kişi bu mezarlarda gömüldü, özellikle halen cenazeleri bulunmayan 6 kardeşimin... Tüm ülkelerin, Ezidilerin kanını dökenleri cezalandırması, yasal işlemlerini yapmalarını rica ediyoruz. Adalet yerini bulmadığı, suçlular cezasını çekmediği sürece barıştan ve sorundan bahsedemeyiz."

 

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Xxxxxxxxxxx

 

 Yeni Zelanda'da 2 camiye terör ve soykırım saldırısı : Çok sayıda ölü var!

Son dakika... Yeni Zelanda'da 2 camiye silahlı saldırı düzenlendi. Kentin Hagley Park bölgesindeki Al Noor Camisi içerisine silahlı saldırganlarca ateş açıldı. Saldırı esnasında camilerden birinde cuma namazı için 200 kişinin bulunduğu belirtildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, olayda iki Türk vatandaşının yaralandığını ancak bu kişilerin hayati tehlikelerinin bulunmadığını söyledi. Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, ilk belirlemelere göre 49 kişinin hayatını kaybettiğini, 48 kişinin ise yaralandığını duyurdu. Türkiye'den de kınama mesajları gelmeye başladı. Aynı zamanda saldırganlardan birinin 70 sayfalık bir manifesto yayımladığı ve burada Türkleri de hedef aldığı, saldırı sırasında müzik dinlediği ve sosyal medya hesabından canlı yayın açtığı görüntüler de basına yansıdı.

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer Doğu-Ortadoğu haberleri
Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Doğu Medya, Doğu Kültür, Doğu Haber, Doğu Kültür M. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya