Devleti ıslah iddiasından devletperestliğe


Bu makale 2017-10-29 06:39:34 eklenmiş ve 120 kez görüntülenmiştir.
Bekir Tank

Devleti ıslah iddiasından devletperestliğe 

Bekir TANK

 

Türkiye’de iki kesim var ki, mağduriyetleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile yaşıttır: Müslümanlar ve Kürtler. Kürtler bir de Müslüman da oldukları için mağduriyetleri de haliyle iki kat olmuştur.

 

Diğer din ve düşüncelerde olanların da rejimle sorunları olmuş, ama hiçbiri Kürtler ve Müslümanlar kadar mağdur olmadı, olmamaktadır. Çünkü devlet bunları “iç düşman” kategorisinde değerlendirmiş ve “bölücülük” ve “irtica” olarak kayda geçirmiştir.

 

Fakat şu da bir gerçek ki, devlet, bölücülük üzerinden Kürtlere yönelik inkâr, imha ve asimilasyon politikaları izlediği ve “mürteci” diye Müslümanları bazı haklarından mahrum bıraktığı ve onları mümkün olduğunca kamusal alanın dışında tuttuğu halde, her ikisi de haklarını meşru araçlarla elde etmeye özen gösterdiler. Ve devlete düşman olmak yerine, eleştirilerini rejimle ve yöneticilerle sınırlamayı yeğlediler.

 

Gerçi Kürtler arasında ve Kürtler adına şiddeti yöntem olarak benimseyen (PKK gibi) kimi yapılar çıktı. Fakat Kürtler bu tür yapılara itibar etmedi ve o yapılara olan yönelişlerin çoğu da ihtiyari olmadı. Hatta bazı yerlerde bazı Kürtlerin bu tür yapılara katılmalarında devletin hem doğrudan ve hem de dolaylı olarak katkısının olduğu bile bir gerçektir. Yine Müslümanlardan da şiddet içerikli düşüncelere sahip bazı gruplar çıkmış olsa bile, rağbet görmediler. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi, toplumumuz (Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Arap, Alevi, Sünni vd.) kendi devleti ile barışık olmaya özen göstermekte ve devletin eliyle, devlet tarafından maruz kaldığı haksızlıkları da devletten değil, idarecilerden bilmektedir.

 

Türkiye olarak dinden kültüre, ekonomiden siyasete ve mezhepten milliyete kadar her alanda irili ufaklı sorunlar yaşadığımızdan dolayı, Türkiye’deki hemen hemen her bireyin, her partinin, her inanç grubunun ve her kavmin iddialarından ve hedeflerinden biri de bu sorunları çözmek ve bu içerikte çözüm önerileri sunmaktır.

 

Devletin “iç düşmanlar” olarak tanımladığı bölücüler (Kürtler) ve mürteciler (Müslümanlar) sistemin dışında tutuldukları için, doğal olarak devlete yönelik eleştiriler ile devletin ıslahı için en önemli öneriler ve iddialar da o cenahlardan geldi.

 

Talepleri aslında devleti de hem ihya edecek ve hem de daha bir güçlendirecek nitelikteydi. Kürtler, iki kurucu unsurdan biri olma sıfatıyla devlet tarafından maruz kaldıkları onca katliamlara devletten yüz çevirmek yerine, devletin gütmekte olduğu inkâr politikalarına son vermesini ve gasp ettiği hakları iade etmesini istiyorlardı. Aynı zamanda Müslümanlar da devletin İslam ile barışmasını ve Müslümanlarla barış içinde yaşamasını istiyorlardı.

 

Devletin üstüne oturanlar ve kendilerini devlet gibi görenler hariç, Türkiye’de yaşayan her inanç grubunun, mezhebin, ideolojinin sorunları olduğu için, doğal olarak hepsinin ortak paydası da hak ve adalet arayışı idi.

 

Türkiye’de ilk olarak Ak Parti, topluma verdiği güven sayesinde hak ve adalet talebinde olanların ortak paydası ve tercihi olmayı başardı.  İktidarının ilk yıllarında söylemlerinde olduğu kadar eylemlerinde de devletin gasp ettiği haklardan bir kısmını hak sahiplerine iade etmede ve kimi icraatlarında adaleti gözetmede gösterdiği hassasiyetten dolayı büyük bir ümit oldu. Örneğin, Sayın Erdoğan’ın devletin Kürtleri inkâr ettiği gerçeğini evvela itiraf edip, akabinde de devletin inkâr politikalarına –pratikte olmasa bile resmiyette- son verdiğini söylemesi ve TRT Kürdi gibi somut bir adımı da atması, devletin elini Müslümanların kıyafetinden çektirmesi ve Müslümanlara yasaklanan kamusal alanı tekrar her vatandaşa açması, Hristiyan cemaatlerin gasp edilen bazı taşınmazlarını iade etmesi, Alevilerin mezhebi ihtiyaçlarını kısmen de olsa karşılaması ve daha başka olumlu adımlar bütün Türkiye’de büyük bir memnuniyet ve takdirle karşılandı.

 

Ak Parti’nin hak ve adalet eksenli yürüyüşü bütün vatandaşların yüzünü güldürdüğü kadar Türkiye’yi de daha adil, daha barışçı, daha güvenli, daha müreffeh ve dolayısıyla daha güçlü yaptığı içindir ki, içeriden ve dışarıdan topyekûn saldırılar da eksik olmadı. Ak Parti’nin de bütün saldırılara karşı haktan ve adaletten ödün vermeden mücadele etmesi beklenirdi. Lakin görünen o ki, Ak Parti, “devletin beka tehlikesi ile karşı karşıya olduğu” gerekçesiyle her geçen gün daha devletçi bir pozisyon almaktadır. Oysa bir hükümetin asli görevi, devleti gasıp olmaktan kurtarmak ve devletin gücünü zulme alet etmemektir. Nitekim Ak Parti’nin en büyük alametifarikası da bu olduğu ve bu yönde bazı devrimci adımlar attığı, bazı icraatlarda bulunduğu ve kısaca devletin gasp ettiği haklardan bir kısmını hak sahiplerine geri iade ettiği için hak ve adalet talebi olan hemen hemen herkesin ve her kesimin doğrudan ve dolaylı desteğini aldı. Fakat bugünkü söylem ve eylemlerine bakılırsa, hak ve adalet yürüyüşünde patinaj yaptığını söylemek yanlış değil. Devletin ciddi bir beka tehlikesi ile karşı karşıya olduğu, bizim de katıldığımız bir görüştür. Ancak bu tehlikeyi bertaraf etmenin de yolu, ne statükoyu korumaktan ve ne de devleti daha otoriter, daha despot veya daha gasıp yapmaktan geçer. Aksine hak ve adalet eksenli yürüyüşe daha bir kararlılıkla devam etmek gerekir.

 

Dün olduğu gibi, bugün de hak ve adalet talebinde bulunanların hepsinin bu rejim ile sorunları var. Dün bu sorunları iliklerine kadar yaşayanlar ve bu sorunları hak ve adaletle çözmek iddiasıyla çıkanlar bugün iktidardadır. Fakat gördüğümüz kadarıyla, iktidar gücünü ve eldeki kazanımları devletin ıslahı için harcamak konusunda gittikçe irtifa kaybetmektedir. Hatta son zamanlardaki söylem ve eylemlerine bakılırsa, bazı konularda MHP ve VP gibi partilerin bile derekesine düştüğünü söylemek mümkün. Bu haliyle Ak parti, bütün kazanımları devletin ıslahı için değil de, inkârcı, gasıp ve zorba rejimin tamiri için harcıyor gibi bir görüntü vermektedir.

 

 

Bize düşen, dostça hatırlatmaktır: Eldeki kazanımları bir yandan nasıl ve ne adına harcamakta olduğumuzu tekrar gözden geçirmeniz ve diğer yandan da, “devlet mi insan için var yoksa insan mı devlet için?” sorusuna makul bir cevap vermeniz gerekir. Aksi halde araçları amaç haline getirmek gibi bir tehlike ile karşı karşıya kalırsınız.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 















Seri İlanlar
Arşiv Arama
- -








http://www.dogukultur.com  Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi
© Copyright 2013 Doğu Medya, Doğu Kültür, Doğu Haber, Doğu Kültür M. Tüm hakları saklıdır. Dkm Medya